Roj Girasun ile söyleşi: Halep’ten sonra Suriye’nin ve Türkiye’deki çözüm sürecinin geleceği

14.01.2026 medyascope.tv

14 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Rawest Araştırma'nın Direktörü Roj Girasun'la birlikte Suriye'de, Halep'te yaşananları, bundan sonra Suriye'de neler yaşanabileceğini ve tabii ki bunun Türkiye'deki çözüm sürecine nasıl etkisi olabileceğini konuşuyoruz, konuşacağız. Hoş geldin Roj.
Roj Girasun: Hoş bulduk. Merhaba.

Ruşen Çakır: Evet, birkaç gün çok yoğun, çok sert geçti. Ölenler var, terk edenler var. Ama bir de çok ciddi bir şekilde bunun Türkiye'de, sadece Türkiye değil; Suriye'de, Irak'ta, özellikle Irak Kürtleri nezdinde yansımaları var. Çok sert bir şey geçti. Halep'te Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı iki mahalle nedeniyle. Seninle yayın da yapmıştık. Suriye'ye yeni gitmiştin. Oralarda da bulunmuştun diye tahmin ediyorum ya da en azından biliyorsun. Bu beklenen bir şey miydi?
Roj Girasun: Şöyle, yani geçici Şam yönetimi ile SDG arasındaki bir çatışma çıkması durumunda bunun ilk Eşrefiye ve Şeyh Maksud'ta gerçekleşmesi bekleniyordu. O yüzden bu bir kehanet değildi. Bu son dönemde de gerilimin artması sebebiyle bunun buraya ilk yansıması bekleniyordu ama bu yoğunlukta, bu sertlikte, bu dozajda diyelim olması çok beklenen bir şey değildi diye ifade edeyim. En nihayetinde şimdi 1 Nisan mutabakatı vardı 2025 yılında imzalanan ve bu Eşrefiye ile Şeyh Maksud'ta hatırlarsanız ağır silahlı grupların çıkması, buraların iç asayiş güçlerinin Kürtlere devredilmesine dönük bir anlaşmaydı. Sonrasında da orada ağır silahlı grupların önemli bir kısmı çıkmıştı. Şimdi zaten bu çatışmanın sebebi olarak bazı ağır silahlı grupların veyahut bazı ağır silahların hâlâ orada olduğuna dair Şam yönetiminin gerekçesi var. Ama şimdi günün sonunda dönüp baktığımız zaman bu meselenin kendisine, bu çatışmanın çıkmış olmasının kendisine, bunun ertelenmemiş olması, bunun bu yoğunlukta olmuş olması çok iyi niyetli değil; süreç açısından çok hayırlı değildi. Yani süreçte sınırlı ve kapsamlı bir operasyon bekleyenlerdendim. Buna rağmen sürecin çok akamete uğramayacağı kanaatindeyim. Buna rağmen hâlâ optimist tarafımı koruyorum ama bunun toplumsal psikolojiye yansıması çok kötü oldu; belki beklediğimizden daha kötü oldu.

Ruşen Çakır: Ona gelmeden, şimdi burada baktığımızda iki tane olay var. Bir asayiş kuvveti, bir ağır silahlar; yani bir polis gücü, bir ordu gücü diyelim kabaca. Öyle söyleyelim. Bundan çıktığı söylenen bir olay var ve bu arada da ilk andan itibaren birtakım müzakereler var, değil mi?
Roj Girasun: Evet.

Ruşen Çakır: Şimdi onun farklı versiyonları yansıdı. Mesela baktığımız zaman Devlet Bahçeli'ye göre Mazlum Abdi ve SDG, Öcalan'ı dinlemedi; İsrail'den aldığı güçle ya da almayı umduğu güçle bunu yaptı. Ama medyada da çok geniş bir şekilde yayınlanan bir bilgi notu var biliyorsun Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından. Orada da deniyor ki "Hayır, SDG yöneticileri uzlaşma konusunda iyi niyetliydiler, çaba sarf ettiler fakat Kandil'den talimat geldi." Şimdi her ikisinin de ayrı ayrı sorunu var ama Ankara'dan iki ayrı şeyin çıkıyor olması da işi biraz garip kılıyor. Senin bildiğin kadarıyla hangisi daha gerçekçi?
Roj Girasun: Şöyle, şimdi orada bir ikili ruh halinin olduğu, ikili bir karar mekanizmasının devreye girdiği bir sır değil bir taraftan. Evet, yani orada daha çok bir askeri kapasite üzerinden düşünen ve aslında bugüne kadar geri çekilmenin getirdiği o travmalar sebebiyle daha fazla müzakeresiz geri çekilmemesi gerektiği konusunda veyahut anlaşmasız geri çekilmemesi gerektiği konusunda bir akıl var. Diğer taraftan da Fırat'ın belki doğusuna çekilmenin, Halep'te bu iki mahalleyi bırakmanın müzakere sürecinin kendisine, yani bu 10 Mart mutabakatının kendisine fayda sağlayacağını düşünenler var. Görünen böyle bir şey var; yani Türk güvenlik kaynaklarının verdiği bilgiler biraz bu yönde. Ama tabii Bahçeli bu kaynaklarla çelişkili bir ifade kullandı veyahut bunu yadsıyan bir yerde durdu. Biraz bunları retorik olarak görüyorum tabii. Yani bu retoriğin dışında bir anlam arayışına girmek lazım. Şimdi geçen yayında da konuşmuştuk, şimdi de bir daha altını çizmek lazım. Şimdi herkes "10 Mart mutabakatına uyması lazım" diyor. Şimdi 10 Mart mutabakatı dediğimiz şey bir jenerik; içeriği zaman içerisinde şekillenecek bir jenerik. Şimdi o sebeple aslında herkes "10 Mart mutabakatına uyulsun" derken neyi kastettiğini, neyi anlattığını çok ifade edemiyor. Yani silahlı Kürt grupların, işte Suriye Demokratik Güçleri'nin, Şam'a, Suriye ordusuna entegrasyonu. Şimdi bu entegrasyonun şekli ne? Yeri ne? Zamanı ne? Yani tamam, bunun 1 Ocak'a kadar yürürlüğe girmesi için çaba sarf edilecek deniyor ama bunun dışındaki hiçbir şey net değil. Pazarlıklar da müzakereler de bu zeminde yürüdü gitti. Şimdi tabii ki zaman uzadıkça müzakereler sertleşir, taraflar birbiriyle karşı karşıya gelir vesaire; bir çatışma da ortaya çıkabilir, bir yol kazası da oluşabilir. Yani bunların hepsini birer yol kazası olarak görüyorum ama bu yol kazalarının olduğu durumlarda tarafların verdiği sınavlar önemli. Yani hem bence Türkiye'de hükümetin verdiği sınav hem Şara'nın verdiği sınav hem Kürt siyasetinin bir bütünleşik olarak verdiği sınava tek tek bu Halep özelinde bir dönüp bakmamız lazım. Herkesin buradan çıkaracağı sonuçlar var, çıkaracağı dersler olmalı.

Ruşen Çakır: Bana göre hepsinin çok büyük hataları var diyeceğim ama... Şimdi devamı gelir mi deniyor? Bir tane Deyr Hafir'den bahsediliyor. Onların hepsi Fırat'ın batısında olan, SDG'nin kontrol ettiği yerler. Sonuçta hedef SDG'yi tamamen Fırat'ın doğusuna çekmek; kendi rızasıyla ya da gerekirse zorla.
Roj Girasun: Şimdi hedef sadece bu değil bence. Yani hedef öncelikle SDG'yi Fırat'ın doğusuna çekmek, sonra Arap çoğunluğu olan bölgelerden çıkarmak. Sonrasında belki de Kürt nüfusunun çoğunlukta olduğu yerlerde de artık SDG'nin hareket alanını kısıtlamak ve zaman içerisinde buradan çıkarmak. Yani hedef bu aslında. Şimdi hedefin bu olmasıyla, yani Şam ve Ankara nezdinde hedefin bu olmasıyla, akıllardan geçen şeyin bu olmasıyla, murat edilen şeyin bu olmasıyla sahanın gerçeklikleri farklı şeyler. Şimdi Halep için, Deyr Hafir için şunu çok net söyleyebiliyoruz: ABD'nin Deyr Hafir ve Halep'te bir çatışma istemediğini biliyoruz ama aynı zamanda SDG'ye bir koruma taahhüdünün olmadığını da biliyoruz.

Ruşen Çakır: Evet, Halep’te gördük onu.
Roj Girasun: Şimdi bu koruma taahhüdünün olmayışı tabii ki Şam'ın iştahını arttırıyor, Ankara'nın bu konudaki aktivasyonunu arttırıyor; yani daha aktif bir hale getiriyor ve daha net bir pozisyon sergilemeye götürüyor. Ama şimdi bu Halep'te yaşanan durumlar üzerinden bir Fırat'ın doğusu projeksiyonu yapmaya başlamak, buradan iştahın artması ve dönemsel, daha önce YPG için, Kürtler için bazen bu ifadeyi kullanıyordum; dönemsel fırsatçılığa girilmemeli diye, yani İsrail mevzusu bahsinde. Çünkü uzun erimli politikaları, birlikte yaşamayı vesaire bunları zorlaştırıyor. Şimdi Şara için kullanmak lazım bunu. Yani Şara'nın halihazırda işte Paris Anlaşması imzalaması sonrasında, Batı tarafından akredite edilmesi sonrasında bu ortaya çıkan yeni dönemi bir fırsatçılıkla doldurup hızlıca bir operasyon yapma niyetine girmesi uzun erimli, orta erimli aşağıya büyük olumsuz geri dönüşler yaşatır. Nihayetinde Batı'yla uzlaşmaya çalışan, Batı'yla da akreditasyonu güçlü olan bir Şara'dan bahsediyoruz bütün eleştirilerimize rağmen. Diğer taraftan Batı'nın müttefiki olan Kürtler var orada. Şimdi sizin bu akreditasyonu sürdürebilmeniz aynı zamanda kendi içerisinde bir güçlü Suriye toplumu, ahenkli bir Suriye toplumu yaratabilmenizin yolu Kürtlerle nasıl ilişki kuracağınızdan geçiyor. Yani hem biraz siyasal meşruiyetiniz hem de istikrar arayışınız buraları nasıl yöneteceğinizle belli olacak. Ama görünen o ki Halep'te yaşanan şeyler biraz Şam hükümetinin iştahını kabartmış gibi. Sadece Şam hükümetinin değil; Ankara'da Şam'ın arkasından, Şam'ın paletleri arkasından zafer naraları atanların da iştahını çok yükseltmiş görünüyor. Ama bu şeylerin çok kalıcılığı yok. Yani bakın, böyle günlük fotoğraflar üzerinden Suriye'ye her baktığımızda çok başka şeyler görürüz. O anlık fotoğraflar hızlı değişir ve o anlık fotoğraflar üzerinden büyük gelecek projeksiyonları yapılmaz bu coğrafyada.

Ruşen Çakır: Burada sen demin bahsettin; ABD korumadı Kürtleri ve bu hemen bir şey olarak, mesela bugün Abdülkadir Selvi'nin yazısında "Gördünüz, ona güveniyordunuz" diye bir şey var ama sonra da CENTCOM'dan yapılan açıklama var "dikkatli olunması" diye falan. Hepsi üst üste yaşanıyor bütün bunların. Bu arada şöyle bir iddia var, özellikle Şam'a yakın çevrelerin, sosyal medyada görüyorum orada takip ettiğim için, Esad yanlısı birtakım silahlı güçlerin Rojava'ya, SDG'nin yanına geçtiği yolunda, hatta onların bir kısmının Halep'te de çatışmada öldüğü yolunda. Bu gerçekten önemli bir olay mı?
Roj Girasun: Şimdi bu spekülatif bir söylem. Diğer taraftan da bunu yanlışlayacak veyahut doğrulayacak şeyler yok. Böyle şeylerin olması da olağandır ama şimdi bu argümanların ne için kullanıldığı önemli. Yani bir tarafı kriminalize etmek, köşeye sıkıştırmak vesaire için mi yoksa başka şeyler için mi? Suriye meselesinin başından bu yana sürekli SDG ve İsrail ilişkisi gündeme getiriliyordu; hem Suriye Arap toplumu nezdinde İsrail karşıtlığından doğabilecek bir tepkiyi, bir öfkeyi arkasına alıp SDG'yi kriminalize etmek ve saldırısını meşrulaştırmak açısından hem de kendi elini güçlendirmek açısından. Yani bu böyleydi. Ama şimdi diğer taraftan İsrail'le Paris'te bir anlaşma yapıldıktan birkaç gün sonra Suriye'deki Kürt güçlerle karşı karşıya geliyorsun. Yani "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" denilecek bir şey diğer taraftan. O yüzden bu spekülatif söylemler üzerinden vesaire çok bir Suriye okuması yapmanın bir anlamı olduğu kanaatinde değilim. Bu 10 Mart mutabakatına dönülmesi gerekiyor. Bu 10 Mart mutabakatının içeriğinin de doldurulması gerekiyor. Bu da hakemler eliyle yapılması gerekiyor biraz; sahanın gerçekleri biraz da hakemler eliyle. Şimdi bir iyimser şey söyleyeyim bu 10 Mart mutabakatı ve yeni durumla alakalı. Bir defa bu 10 Mart mutabakatı çok rölatif bir şeydi, çok göreceli bir şeydi her kesim nezdinde, yani içeriğinin nasıl olacağıyla alakalı. Müzakereler de aslında çok reel bir zemine bu sebeple çok inmemişti. Bugün itibarıyla bu müzakerelerin daha hızlı realize olma ihtimalini görüyorum. Bu bir momentum sağlayabilir sürece; yani Suriye'deki sürece bir momentum sağlamasının...

Ruşen Çakır: Olumlu bir etkisi olabilir.
Roj Girasun: Olabilir. Benim kişisel kanaatim bunun böyle olacağı yönünde hatta.

Ruşen Çakır: Ama biliyorsun Türkiye'de malum şöyle bir şey var Halep'te yaşananlardan sonra; ‘‘zaten SDG'nin de bir sıkımlık canı varmış’’, ‘‘yakında terör örgütü...’’ zaten hep terör örgütü olarak telaffuz ediliyor biliyorsun. Yani devlet telaffuz etmiyor ama işte medyada ya da birtakım kişiler iktidar içinden ve muhalif diye kendini gösterenler de dahil olmak üzere böyle bir Halep'te yaşananlardan hareketle Suriye meselesinin aslında o kadar da abartıldığı gibi olmadığı, ABD destek vermediği zaman zaten çok kolay bir şekilde halledilebilecek bir şey olduğu gibi bir yaklaşım var. Ve bu da tabii Türkiye'deki süreci de birebir etkiliyor.
Roj Girasun: Tabii. Şimdi Suriye'deki gelişmelerle Türkiye'deki süreci başından beri bağlantılandırıyoruz. Yani bu Türkiye'deki sürecin dış dinamiklerden kaynaklı ortaya çıktığının altını çiziyoruz. Haliyle Türkiye'deki sürece doğrudan etki ediyor. Ama diğer taraftan takvim olarak buraların ayrılması gerektiğine dair bir durum gerekiyor çünkü hızlıca orayı enfekte edebiliyor; yani burayı enfekte edebiliyor daha doğrusu. Dikkat etmek lazım. Ama hakikaten Suriye sahası şöyle bir saha: Herkesin kendi tezlerinin çok optimum noktada başarılı olduğunu düşündüğü bir anda da hayal kırıklığına, sukût-u hayale uğrayabildiği bir yere doğru gidebiliyor. O yüzden bu günlük fotoğraflara çok takılmamak lazım, bunu dinamik olarak okumak lazım diye altını çiziyorum. Bugün itibarıyla da Halep'in iki mahallesi üzerinden yapılan bir genel Suriye okumasının, bir Fırat'ın doğusu okumasının, Kürtler okumasının yanılgılar içinde kalacağını düşünüyorum. Şimdi tamam; Suriye'de, Irak'taki gibi bir Kürt yapısının ortaya çıkması çok mümkün değil. Yani hem nüfus parçalı hem nüfus az hem Kürt coğrafyası kendi içerisinde parçalı Suriye'de vesaire; bunların hepsi söylenebilir ama bu 15-16 yıllık bir süreçte artık Suriye'de fiili bir Kürt otonomisi deneyimi var Kürtlerin ve bir rejim yıkılmış durumda. Bu o eski şeyin devam edeceği anlamına da gelmiyor. Bu kimsenin kabul edebileceği bir durum değil. Evet, dünyada sınırlar eskisi gibi değişmiyor; dünya sınır değişimlerine vesaire kapalı bir yönden ama diğer taraftan da şunu görmek lazım: Suriye'de de dünyada da ulus devletler kendilerini korumakla beraber sınırlar eski anlamları ifade etmiyor. Lübnan'a da dönüp baktığınız zaman, Suriye'ye de dönüp baktığınız zaman, Irak'a da dönüp baktığınız zaman toprak bütünlüğü olan yerler ama aynı zamanda sınırların eski anlamlarını ifade etmediği yerler. O yüzden burada optimal bir dengenin yakalanması lazım. Bu 10 Mart mutabakatı meselesine o yüzden biraz hakemler eliyle dönüp bakmak gerekecek. Burada Türkiye'nin önemi devreye giriyor. Yani Türkiye şimdi bu son Halep meselesinde de hakem olmayı tercih eden bir yerde durmadı. Ne yazık ki durmadı; taraf oldu. Bütün bir Türkiye kamuoyu neredeyse; medyasıyla, siyasi partileriyle, hükümetiyle bu konuda Halep'ten yana bir tarafgir durum sergiledi. O yüzden de herhalde bunun psikolojik etkisiyle sahaya çıkan HTŞ militanları da, Suriye ordusu militanları da diyelim, oranın medyası da Türkiye'ye böyle selam durmayı, sinyal yapmayı çok göz ardı etmedi, bunu yapmaya çalıştı. Ama bu çok sağlıklı değil.

Ruşen Çakır: Bu noktada tam da bunu soracağım. Şimdi birileri bundan mutlu olurken birileri de çok ciddi bir şekilde üzüldü; Kürtlerden bahsediyorum. Ne kadar yansıdı bilmiyorum ama anladığım kadarıyla sadece Türkiye'deki Kürtler değil; bölgedeki, mesela olay ilk başladığı andan itibaren Irak'taki hem KDP yani Barzani hem KYB yani Talabani ailelerinden çok net, sert açıklamalar geldi. Ben bu kadar beklemiyordum açıkçası. Hatta sonra eş-Şara, Barzani ile de, hem de Mesud Barzani ile görüştü ya da görüşmek durumunda kaldı, en azından öyle söyleyelim. Yani birileri memnunken birileri de şey oluyor ama mesela Türkiye'deki olay da Türk-Kürt kardeşliği üzerinden inşa edilecek.
Roj Girasun: Evet. Şimdi buradaki sürecin yürütülmesinin temel sebeplerinden birisi, Kürtlerin Türkiye'nin ötekilerinden biri olmasından çıkarılması. Ama bu Halep meselesi tekrar bu ötekilik mevzusunu canlandırdı. İkincisi, bakın daha önce Kobani meselesinde de bunu fark etmiştik. Şimdi Halep meselesi ile beraber bu duygu dünyasının yoğunluğuna bir daha şahit olduk, maruz kaldık. İlk defa bu kadar bileşik bir Kürt kamusal alanı Suriye üzerinden inşa oluyor, Rojava üzerinden inşa oluyor. Bu bileşik kamusal alanın varlığı, görünürlüğü, kendini ifade etme biçimini biraz önemsemek lazım. Yani Irak Kürtleri bakın; medyasından tutun siyasilerine kadar, siyasilerden tutun halka kadar bütün katmanlarıyla Suriye'deki Kürtleri çok ciddi şekilde sahiplendiler. Aralarındaki ideolojik farklara rağmen sahiplendiler. Herhalde YPG'nin ideolojisiyle KDP'nin ideolojisinin birbirinden farklılığı, bu sahadaki gerilimlerini de hatırlıyoruz ama bunu nasıl okuduğunu da gözlemliyoruz. Kürtlerin Suriye'de kendilerini yönetme iradesinin ortadan kaldırılmasına dair bir teşebbüs bu. Bunun adını çok net koymak lazım. O yüzden buradaki şeyler "Kürtlere şöyle davranıyor, böyle davranıyor," kardeşim mesele bu değil tek başına. Tabii ki burada insancıl hukukun dışına çıkan çok fazla şeyden de bahsedebiliriz ama Kürtler çok net şekilde sadece başkasının merhametine, iyi niyetine teslim olmuş bir Kürt nüfus demografisi ve yönetimi kabul etmiyor. Kendilerini yönetebilecekleri, cüzi şekilde de irade koyabilecekleri bir yönetim talep ediyorlar; hakları bu. Yani bu kadar büyük bir toplumun bu kadar minimal taleplerde bulunuyor olması herhalde şaşırtıcı olmamalı. Veyahut işte bu sadece bazı küçük propaganda gösterileriyle, işte ‘‘Eşrefiye ve Şeyh Maksud'a bakın, Suriye ordusuyla nasıl karşı karşıya gelmiyor’’ gibi böyle küçük VTR'lerle saklanabilecek bir siyasal cücelik değil yani bu işler. Bunun adını net koymak lazım. O yüzden bu Kürtlerin kendisini yönetebilme iradesi, siyasal olarak var olabilme iradesi meselesine bütün Kürtlerden destek var. Çok basit ve bu Türkiye için bir tehdit arz etmiyor; bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Ve süreç dediğimiz meselenin kendisi zaten bir bütün Kürt jeopolitiğinin Türkiye karşıtı bir konumdan çıkıp Türkiye'nin Ortadoğu'da kaldıracı olabileceği bir yere dönüşmesine alan sağlayabilir diye konuşmuyor muyuz? Önceki programda da söyledim; hâlâ Suriye'deki Kürtlerin Türkiye'ye karşı bir askeri üs olarak kullanılabileceği paranoyasıyla hareket ediliyor. Bundan çıkılması lazım.

Ruşen Çakır: Burada işin içerisine bir de sanki İran dahil oluyor gibi. Yani zaten İran'ın bölgede karışması Türkiye'yi çok yakından ilgilendiriyor ama onun ciddi bir Kürt ayağı da var. Şu anda pek anlaşılmıyor belki ama eğer işler çok büyük krize dönüşürse İran'da, Batı'nın müdahalesi, Batı derken ABD'nin ve İsrail'in müdahalesi falan gibi olaylarla işler karışırsa herkesin aklına "Kürtler ne yapıyor, ne yapacak?" sorusu da gelecek. Bir de biliyoruz ki İran'da Kandil'in Kürtler nezdinde çok ciddi bir gücü var. Öyle değil mi? En örgütlü güç onlar diye biliyorum.
Roj Girasun: Yani, en örgütlü iki güçten birisi diyelim. Çünkü o biraz tartışmalı ve spekülatif olur. İran Kürdistan Demokrat Partisi'nin orada çok güçlü bir tabanı var, aynı zamanda çok eski bir tarihi var. Ama İran'da yaklaşık bir 10 milyonluk bir Kürt nüfus var ve bu 10 milyonluk Kürt nüfusunun önemli bir kısmı Sünni. Bu nüfus, İran'daki Kürt nüfus, İran'daki en güçlü muhalif damarı temsil ediyor aynı zamanda. Çünkü İran’ı biliyorsunuz çok etnik bir grup; Ahvaz Araplarının da olduğu, Azerbaycan Türklerinin de olduğu, Beluçların olduğu, Mazenderanların da olduğu büyük bir koalisyon, bir ulus koalisyonu İran toplumu. Ama Kürtler oradaki en muhalif grup, aynı zamanda sistemin en çok dışında kalan grup. Bugünkü gösterilere de oransal olarak en çok katılan şehirler Kürt şehirleri. Evet, sayısal olarak büyük nüfusu Farslar teşkil ettiği için en büyük katılımlar orada ama oransal olarak en güçlü katılım Kürt şehirlerinden. İran'da bir Kürt sorunu var. Herkesin bildiği bir Kürt sorunu var, ertelenmiş bir Kürt sorunu var. Böyle kriz dönemlerinde, bu tür durumlarda bu ortaya çıkıyor. Zaten bahsettiğimiz şey biraz bu değil mi? Yani keşke Saddam, Esad, Hamaney, Humeyni; bunlar bu ülkelerin iç karışıklıkları oluşmadan, başka sıkıntılar oluşmadan kendi Kürt meselelerini çözebilselerdi.

Ruşen Çakır: Peki biz çözebilecek miyiz?
Roj Girasun: Umarım çözebileceğiz.

Ruşen Çakır: Umarımı bırak şimdi.
Roj Girasun: Ben bu meselenin silahlı boyutunun ortadan kaldırılacağı kanaatindeyim. Diğer taraftan demokrasi dediğimiz mesele bir derya deniz; bunun nerede nasıl çözüleceği durumu çok flu bir şey. Yani tanımının yapılması da konuşulması da zor bir şey ama ben Türkiye konusunda iyimserim. Burada Türkiye'nin devlet kapasitesinden ziyade Türkiye toplumunun ve Türkiye'nin tarihsel bakiyesine güveniyorum. Kürt toplumuyla Türk toplumu arasındaki ilişkilerin derinliğine güveniyorum. Kürt toplumunun Türkiye ile olan entegrasyonuna güveniyorum. Bunları çözebileceğimiz kapasitede olduğumuza inanıyorum. Bu sürecin de buna ciddi bir momentum sağlayacağına samimi şekilde inanıyorum. Yani Türkiye'nin burada diğer bölge devletleriyle ayrıştığı kanaatindeyim. Zaten Türkiye'deki Kürtler bir siyasal kümeyi ifade ediyor, sadece bir sosyolojik kümeyi ifade etmiyor. Yani Kürtler Türkiye'de sadece Kürtlükleriyle yoklar; İslamcılar, sosyalistler, sosyal demokratlar... Sayabileceğiniz birçok siyasal grubun üyesiler ve kendilerini sadece sosyolojik kimlikleriyle ifade etmiyorlar. Bu önemli bir şey, bu anlamlı bir şey. Yani dönüp baktığımız zaman Irak'ta da, Suriye'de de, İran'da da büyük oranda Kürtler Kürtler; yani bir solculuktan şundan bundan ziyade.

Ruşen Çakır: Burada şöyle bir şey var: Şimdi Halep olayı yaşandığında Kürtlükle hiçbir alakası olmayan insanların verdiği tepkilere baktığımda — süreç konusunda da biliyorsun çok iyimserim, belki senden daha fazla — bayağı bir kasvet kapladı beni. Yani bu kadar, nasıl diyeyim, o kardeşlik üzerinde bina edilmek istenen bir söylem var; ama kardeşlik duygusundan bu kadar uzak pozisyon alışlar var. Ve bu da siyasi yelpazenin neredeyse her yerinde var; kendine İslamcı diyende de var, kendine muhalif diyende de var. Şu da var, bu da var. Yani böyle bir şey hali var. Yani Kürtlerin — bunu bir SDG savunusu falan anlamında söylemiyorum, onların da çok yanlış yaptığını da söyledim bir yerde — kamuoyunun önemli bölümünün olayı, Halep'te yaşananları tamamen bir terörle mücadele gibi sunma konusunda, gerçekle hiçbir alakası olmayan bir şekilde sunma konusunda ittifak ediyor olması beni Türkiye'deki süreç konusunda çok kaygılandırıyor.
Roj Girasun: Doğal, bu gayet doğal. Bir defa bu denli bir sevinme hali diyeyim, yani bir sevinç çığlığı duydum ben çoğu yerde, bu sevinç çığlığının böyle birçok alanı kesiştirebilmesi şaşırtıcı. Ama diğer taraftan da şuna inanıyorum; bu tür tepkiler zaten biraz daha böyle rijit hale gelmeniz, biraz daha içeriye çekilmeniz, daha çok öfkelenmeniz için yapılan şeyler biraz da. Yani bunlar aynı zamanda orayı besleyen şeyler. Ben biraz bu bütün şeye karşın daha sağduyulu olunması gerektiğini, Türkiye'nin farklı toplumsal kesimleriyle daha çok ilişki kurulması gerektiğini, bunda ısrar etmek gerektiğini düşünüyorum. Başka durumda, herkesin kendi mahallesine çekildiği ve sadece birbirine zarar vermek üzerine kurulduğu bir siyasal söylem faydalı olmayacak; bir ortak medeni kamusal alan oluşamaz başka durumda yani.

Ruşen Çakır: Peki ortak demişken o zaman onunla toparlayalım. Meclis komisyonu ortak raporu çıkartacak. O hakikaten ortak ve sorunları çözebilecek bir rapor olabilir mi?
Roj Girasun: Bu da beklentilerimizi nasıl ayarladığımızla alakalı olacak. Yani ben başından beri bu meselenin Türkiye'de Kürt meselesinin demokratik çözümünü sağlayacak bir süreç olduğu kanaatinde değilim. Yani Kürtlerin kültürel hakları verilecek, işte demokratik alanları genişleyecek vesaire; bu sürecin bir istikameti değil bir fırsatı demokratikleşme. Diğer taraftan silah bırakılmasının kendisi Kürtler için önemli bir demokratik kazanım; Türkiye için söylüyorum. Belki bu tür işte savaş çığırtkanlıklarının altyapısını ortadan kaldıracak bir şeye sebebiyet verebilir tam da. Kürt meselesini bir çatışma çözümü zemininden, çatışma zemininden çıkarabilir. O yüzden ben oradan anlamlı bir şey çıkabileceğini düşünüyorum. Ama Suriye ile bağlantılı düşünüyorum aynı zamanda; Suriye'de bu aylarda, bu haftalarda ne olacağı doğrudan doğruya buraya etki edecek. Meclis'te komisyonun çıkaracağı rapor, ortaya koyacağı öneriler önemli. Kürt meselesinin bir güvenlik bürokrasisinden çekilmesi; sadece güvenlik bürokrasisinin ilgilendiği bir şey olmaktan çıkması, siyasetin ilgilendiği bir metne dönüşmesi, muhataplığın siyasete yansımış olması tarihsel önemi olan bir şey. Bu boyutuyla evet; bu boyutuyla ben çok büyük anlam atfediyorum hâlâ sürece. Sürecin yürüyeceğine olan kanaatim de hâlâ çok güçlü. Yani bu sürecin yürümeyeceğine olan veyahut bunun yürümemesini isteyenlere karşın ben hâlâ sürecin yürüyeceğine inanıyorum, yürüyeceğini umuyorum, başarıyla sonuçlanacağını düşünüyorum. Bu tür yol kazaları da o güvensizlikleri arttırıyor olabilir ama buradan çıkılabilir; çıkılacak diye umut ediyorum diyeyim. Ama şunu ifade edeyim; programda birkaç yerde aklıma geldi ama çok retorik konuşmayı, böyle analojiler yapmayı falan sevmem ama şimdi bir Türk-Kürt kardeşliği meselesinden bahsediyoruz. Bunu da samimiyetle söylüyorum ben, yani bir retorikten ziyade. Ama bakın; Türkiye'de herkesin bir ABD ve İsrail paranoyası vardır; paranoya da demeyeyim, bir karşıtlığı vardır, bütün siyasal grupların, bütün sosyolojik grupların böyle. Ve Ortadoğu'da, Kafkaslarda, bütün Balkan coğrafyasında diyelim İsrail'le en yakın ilişkileri olan ülke Azerbaycan ve Azerbaycan'ın Karabağ'da Ermenistan'la savaşı oldu. Bu Ermenistan-Azerbaycan savaşı sırasında İsrail'in çok doğrudan, çok fiziki, çok net şekilde Azerbaycan'a yardımları oldu. Yani Türkiye, İsrail'le beraber Azerbaycan'da Ermenistan'a karşı operasyonlar düzenledi. Ve İsrail medyasının, İsrail yönetici elitinin Azerbaycan'la ilgili neler söylediğini biliyoruz. Azerbaycan'ın doğalgazının İsrail'e nasıl gittiğini biliyoruz. Azerbaycan'ın bu Gazze meselesi dönemindeki suskunluğunu, desteğini vesaire her şeyini biliyoruz. Türkiye'de bir İslamcı, bir muhafazakâr iktidar var ve güçlü bir İslamcı kanaat dünyası var sizin daha yakından bildiğiniz. Ben bugüne kadar Azerbaycan'ı veyahut Karabağ Savaşı'nı bu ikilem üzerinden mahkûm eden, buraya laf eden bir kimseyle pek karşılaşmadım. Ama Kürtlerle ilgili sürekli bir böyle risk üzerinden dönen, sanki çok güçlü ilişkileri varmış gibi böyle telaffuz edilen, bir paranoyaya dönüştürülen bir İsrail meselesini konuşuyoruz. Biraz bu ikilik üzerinden; yani bu Azerbaycan meselesiyle Rojava, Irak Kürtleri meselesi üzerinden ve biraz bunun üzerine düşünmekte fayda var diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Roj. Sağ olasın.
Roj Girasun: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, Halep'te yaşananlardan sonra Suriye'yi neler bekliyor ve tabii ki Türkiye'yi ve çözüm sürecini neler bekliyor? Rawest Araştırma Direktörü Roj Girasun'la bunları konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın Kürtler ve SDG üzerine söylediklerine şerhler
17.01.2026 Ahmed eş-Şara hakkında aykırı düşünceler
16.01.2026 “Ya sev ya terk et”ten “Furkan günlerindeyiz, safınızı doğru seçin”e
15.01.2026 İran’da rejim değişikliği ihtimali Türkiye’deki İslamcıları da böldü: Kaygı, korku ve çelişkiler
14.01.2026 Roj Girasun ile söyleşi: Halep’ten sonra Suriye’nin ve Türkiye’deki çözüm sürecinin geleceği
14.01.2026 Hangi Öcalan?
13.01.2026 Dr. Ezgi Uzun Teker ile söyleşi: İran’da rejim mi değişecek yoksa rejim kendisini mi değiştirecek?
13.01.2026 “Palyaço Ruşen”
12.01.2026 Silivri’deki anahtar olayı ve bir özür
11.01.2026 Halep’te yaşananlar Türkiye’deki çözüm süreci hakkında bize neler öğretti?
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın Kürtler ve SDG üzerine söylediklerine şerhler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı