Dr. Ezgi Uzun Teker ile söyleşi: İran’da rejim mi değişecek yoksa rejim kendisini mi değiştirecek?

13.01.2026 medyascope.tv

13 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. İran konuşmaya devam ediyoruz ve anlaşılan daha uzun bir süre konuşacağız. Bu kez konuğumuz Yeditepe Üniversitesi'nden Doktor Ezgi Uzun Teker. Kendisiyle İran'da neler yaşanıyor ve neler yaşanabilir, bunları konuşacağız. Hocam, merhaba.
Ezgi Uzun Teker: Merhaba Ruşen Bey. İyi yayınlar dilerim.

Ruşen Çakır: Sizinle en son büyük kriz, İsrail’le gerginlik zamanında konuşmuştuk. Aradan zaman geçti. İran hâlâ gündemde ama bu sefer halk protestolarıyla gündemde. Ama uluslararası müdahale ihtimali de var. Ama öncelikle sırayla gidelim. Dün rejimin çağrısıyla gösteriler oldu ülke çapında. Rejim halk desteğini göstermek istedi. Ne diyorsunuz, bunda başarılı olabildi mi? Etkili ve rejimin yanında bir İran halkı, milleti imajı dün çıkabildi mi ortaya?
Ezgi Uzun Teker: Biz gösterileri izlediğimizde aslında epey kalabalık gösterilerin düzenlendiğini görüyoruz. Çok farklı şehirlerde oldu. Tahran'da, Meşhed'te, daha orta ölçekli ya da küçük ölçekli şehirlerde de yine bu gösteriler gözlemlendi. Yani burada tabii şöyle bir durum var. Şimdi biz bu meseleyi protestolar bağlamında değerlendiriyoruz ama İran tarafı buna hibrit savaşın devamı olarak bakıyor bugün bu gerçekleşen protestolara. Yani zaten İsrail'in hâlihazırda başlatmış olduğu, geçtiğimiz 12 Gün Savaşı’nda bu artık iki taraflı bir çatışmaya dönüştü. Ama bunun bittiğini de düşünmüyor. Çünkü buna yönelik tehditler de devam etti. Ve şöyle bir bu krizin patlak veriş noktasına da bakarsak; her ne kadar yine ekonomik sorunlarla patlamış bir mesele gibi görünse de – ki bu hiç şüphesiz çok önemli bir detay – diğer protestolardan biraz daha farklı bir tarafı var. O da daha çok İran'ın batı vilayetlerinde; yani Kürdistan, Lorestan, İlam, Ahvaz gibi yerlerde, Huzistan vilayetinde keza, buralarda çok ciddi hareketlilik oldu. Dolayısıyla rejim bir noktadan sonra şunu çok vurgulamaya başladı: "Burada biz halkın taleplerini, meşru taleplerini tabii ki de göz ardı etmiyoruz. Bunları tanıyoruz ve bunların konuşulması lazım." Özellikle Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan bu konuda çok net açıklamalar yaptı ama bir yandan da rejimi sabote etmeye çalışan, camileri yakan, kamu binalarına ciddi zarar veren gruplar var, silahlı gruplar var. Bunların eylemlerinden çok çok sık bahsetmeye başladılar. Özellikle de ilk 10 gün bekledikten sonra yani 11. günden itibaren artık İran'ın kendi güvenlik güçlerinin sahaya inip de daha çok bu göstericiler değil ama sistemi sabote etmeye çalışan, bir kısmı belki dışarıdan destekli olan ve kamu malına zarar veren, diğer göstericilere savaş açan, onlara ateş açan bu gibi gruplardan sürekli bahsettiler. Dolayısıyla olayı biraz hibrit savaş gibi değerlendiriyor İran. Bu yüzden de halkın bir kısmını ben dün gösterilere kanalize edebildiğini düşünüyorum. Yani orada çeşitli yine devlet simaları da vardı. Pezeşkiyan da bu gösterilere katıldı. Yani bir dereceye kadar bunu kanalize etmiş gibi görünüyorlar.

Ruşen Çakır: Peki buradan hareketle şunu sormak istiyorum. Öteden beri tartışılan, en son seçime katılma oranının çok düşük olmasıyla da gündeme gelen İslami rejimin artık toplumun büyük bir kesimi tarafından çok da tasvip edilmediği ya da mesafeli olduğu toplumun, bir değişim yapamasa bile rejime de çok yakın durmadığı yolunda birtakım analizler hep söz konusu. Bu olayda rejimin toplumsal meşruiyeti anlamında, sadece dünkü gösterileri kastetmiyorum, genel olarak nasıl bir sonuç çıkardınız? Yani bu olaylar rejimin toplumsal meşruiyetinin iyice azaldığını mı gösteriyor yoksa bir anlamda şu da olabilir: Rejime bir doping etkisi de yaratabilir mi? Siz ne gözlemliyorsunuz?
Ezgi Uzun Teker: Çok karmaşık bir tablo gözlemliyorum bu konuda, her iki tarafı da destekleyecek şekilde. Aslında şöyle; şimdi bu konuda yapılan bazı anket çalışmaları var. Ben de bu anket çalışmalarını mümkün mertebe takip etmeye çalışıyorum. Çünkü sayılar bize bir şeyler gösteriyor eninde sonunda. En son 2024 yılı için yapılmış olan Hollanda merkezli GAMAAN Araştırma Grubu’nun yaptığı bir çalışma vardı. Bu çalışma grubunda şeyi soruyorlar: "Mevcut sisteme karşı yöneliminiz nasıldır? Ya da bir sistem değişikliği öngörüyorsanız nasıl bir sistem acaba İran'ın sorunlarını çözebilir?" gibi bir soru var. Bu soruya halkın %19,5'i bu mevcut sistemle devam edilmesi gerektiğini söylüyor. Yani belki sorduğunuz soruya cevaben %19-%20 civarı bir kesim İran içerisinde İran İslam Devleti Cumhuriyeti formatında devam etmenin uygun olduğunu düşünüyor. Demek ki böyle bir şey var. Tabii seçimlerde daha yüksek çıkıyor bu oran. Yani ben bu oranın bir %27-%28 bandına kadar çıkabildiğini düşünüyorum, hatta belki daha bile fazla. Çünkü sonuçta sistemin içerisinde çok entegre olan aktörler var. Bu aktörlerin yanında duranlar var. Aileleri var. Gerçekten ideolojik olarak bu sistemi hâlâ destekleyenler var. Dolayısıyla bir grup var. Yani hiç yok değil. Ama bu oran yıllar içerisinde azaldı. Şimdi her zaman bence İslam Cumhuriyeti'nin meşruiyeti bir sorundu başından itibaren. Eğer biz yine bu seçimlere katılım oranlarını düşünecek olursak yani zannedildiği gibi hiçbir zaman İran seçimlerine halkın katılımı çok çok yüksek olmadı. Hatta çok dalgalı seyretti. Yani 1979'dan sonraki dönem için söylüyorum bunu. Baktığımızda tüm seçim dönemlerine; cumhurbaşkanlığı seçimleri, meclis seçimleri, hepsine baktığımızda böyle bir dalgalı seyreden bir hareketlilik var. Ama hangi zamanlarda katılım çok yükseliyor? Birkaç tane kilit nokta var. Biri, Ahmedinejad'ın ilk aday olduğu ve ikinci yine adaylığının olduğu dönemde; bu dönemde çok yüksek, %70'lerin üzerine çıkıyor. Bir de reformcu ya da ılımlı adaylar; yani Hasan Ruhani'nin aday olduğu dönemler, yine reformcu siyasi sima Hatemi'nin aday olduğu dönemlerde %70'lerin üzerine çıkıyor. Ama onun haricinde %55, %60, %62, bazen %47; yani çok dalgalı seyreden bir şey var. Demek ki başından beri zaten sistemin meşruiyetinde bir şey var. Yani dalgalı bir çizgide ilerliyor zaten bu. Ancak son yıllarda bu özellikle sokak protestolarının çok çok artmasından da yola çıkarak şunu çok net söyleyebiliyoruz: Özellikle yeni nesil Z kuşağı, yeni nesil 20-40 yaş arası hatta 15-40 yaş arası insanlar diyelim; onlar arasında rejime sadakat, rejimle devam etme istekliliği çok daha azalmış görünüyor. Yani burada bir destek yok değil. Dışarıdan bir müdahale olduğunda, mesela bu 12 Gün Savaşı'nda bir kısım şunu söyledi halk içerisinde: "Bizim İslam Cumhuriyeti ile tabii ki derdimiz var ama dışarıdan bir müdahaleyle de bu sürece birilerinin müdahil olmasını istemiyoruz."

Ruşen Çakır: Tam bunu sormak istiyordum. Burada geçen İsrail olayında da böyle bir şey olmuştu; dışarıdan müdahale konusu. Hakikaten dışarıdan müdahale niyeti, hatta rejim değiştirmeye yönelik bir müdahale niyeti var mı? Şu anda biliyoruz ki bir nükleer görüşmeler var ABD ile olması söz konusu. Ama onun ötesinde, nükleer görüşmelerin ötesinde ABD'nin ve İsrail'in rejim değişikliği yolunda bir niyeti hakikaten var mı? Birincisi niyet var mı? İkincisi bugünlerde hep böyle sanki bu gece olacak, yarın gece olacak gibi, siz daha iyi biliyorsunuz, sürekli bir beklenti yaratılıyor. Bu beklenti gerçekçi mi?
Ezgi Uzun Teker: Retoriğe baktığımızda çok sert bir şekilde bir müdahalenin geleceğine dair biz hem Trump'tan hem İsrail tarafından bir sinyal alıyoruz. Almıyor değiliz. Zaten İran tarafının buna karşılık verdiği sinyaller de aynı şekilde. Çünkü o tehditler iki taraflı olarak ilerliyor. Trump ‘‘Çok yakın zamanda geliyoruz, yardım yolda’’ dediği anda hemen içeriden başka bir aktör diyor ki: ‘‘Eğer ABD tekrar bir saldırı düzenlerse İran'a karşı, o zaman biz de bölgedeki tüm kaynaklarımızla harekete geçerek ABD'nin bölgedeki tüm üslerini vurabiliriz.’’ Yani buna karşılık vereceklerini, savaşa hazır olduklarını belirtiyor. Zaten İran'da bu yönde çok ciddi bir beklenti de var. Yani bu 12 Gün Savaşı'ndan sonra şöyle bir baktığımızda bütçenin çok daha artan bir kısmının Devrim Muhafızları'na ayrılmaya tekrardan devam edilmesi ama oranın artırılması, güvenlik politikalarında çok ciddi dönüşümler olması, bence içeride o İsrail ajanı olarak gördükleri kişilere, gruplara karşı baskıların artırılması, buna yönelik meclisten çıkan birtakım yasalar; yani dış müdahaleye karşı içeride karışıklık yaratmak isteyen oluşumlar ya da dış aktörlere karşı bir yasa tasarısı çıkarılmıştı. Şimdi bunların hepsini düşündüğümüzde İran hazırlanıyor. İran bu konuyu çok ciddiye alıyor ve bunu da engellemek için de elinden geleni yapıyor. Şimdi retorikte bu var ama bir taraftan da evet o arka kapı diplomasisi devam ediyor. Şimdi yakın zamanda Umman'dan bir ziyaret olmuştu. Umman Dışişleri Bakanı Tahran'a gelmişti. Ve Umman, 12 Gün Savaşı patlak vermeden önce iki taraf arasında nükleer müzakerelere arabuluculuk eden ülkeydi zaten. Tabii onun Tahran'a ziyareti bu sefer şöyle yorumlandı: "Demek ki Amerika'dan yeni bir mesaj geldi. Ve bu mesajı eğer değerlendirirse İran, o zaman tekrar belki bir diplomasi kanalıyla bu mesele çözülebilir" gibi bir senaryo var şu an ortada. Bu gerçek olabilir. Yani çünkü Abbas Arakçi de başka kişiler de yine rejim içerisinde böyle bir şeyin yani şu an arka kapı diplomasisinin devam ettiğine dair imalarda bulundular. Demek ki görüşülüyor. Ama şimdiye kadar görüşülüp de sonuç alınamamış bir şeyden şu an acaba sonuç alınabilir mi? Ve sonuç alınamazsa Trump bu kadar çok tehdit üzerine ve İran halkına da epey bir sözler de verdi bu süre içerisinde. Yani "Size yardıma geliyoruz", "Az kaldı, yardım yoldadır" gibi tweetler de attı. Şimdi hakikaten sanki İran halkının da en azından protestocularının bir kısmı arasında bu konuda bir beklenti var. Ciddi bir beklenti de var. Şimdi burada sözünü tutacak mı, buna bakmak lazım. Dolayısıyla ben savaş ihtimalini dışlayamıyorum şu koşullar altında. Diplomasi de belli ki devam ediyor iki taraf arasında. Yani sanki böyle bir %50-%50 bir süreç gibi ama biraz bu mesele siyah beyaza döndü. Yani ya savaş olacak ya da bu nükleer anlaşma imzalanacak. İkisinden biri olacak gibi bakıyor Trump bu meseleye. Artık olay bu noktaya geldi gibi. Ben bunun ikisine de şu an için %50-%50 ihtimal veriyorum. Dediğim gibi çünkü her iki taraf da çok sert bir şekilde bu söyleme devam ediyor. Yani bu söylemleri bence küçümseyemeyiz.

Ruşen Çakır: Bu arada tabii geçen İsrail saldırılarında gördük ki İran birçok konuda hazırlıklı değil ve çok açığı, özellikle istihbarat açığı çok var ve doğrudan İran içerisinden yapılan birtakım operasyonlardan bahsedildi biliyorsunuz. İran'ın üst düzeylerine sızıldığı yolunda çok iddialar hatta isimler falan telaffuz edildi. Şu oldu bu oldu. Bayağı bir etkili bir şekilde İsrail'in İran içerisine sızmış olduğu söylendi. Böyle bir olay da var. Ve bir diğer olay da tabii İran'ın bölgede bir tür kendine kalkan gibi kullandığı vekalet güçlerinin; yani Hizbullah olsun ya da Filistin'deki gruplar olsun, Suriye hatta Irak'ta da çok ciddi bir şekilde darbe yediğini biliyoruz. Yani şimdi bir çatışma durumunda İran'ın verebileceği cevap... Ben açıkçası geçen seferki cevabı beklediğimden zayıf buldum ama siz konunun uzmanı olduğunuz için daha konuya hâkimsiniz. Yani İran, bir ABD'nin İsrail'le birlikte saldırılarına caydırıcı bir şekilde cevap nasıl verebilir? Bölgeye yayma ihtimali eskisine göre daha az. Yani çok emin olamıyorum. Ne dersiniz?
Ezgi Uzun Teker: Şimdi 12 Gün Savaşı'na evet İran pek hazırlıklı değildi. Galiba beklemiyordu böyle bir senaryonun gerçeğe dönüşeceğini. Ama şimdi biraz duruma farklı bakıyor. Yani bu senaryo bir kere gerçekleşti. "Biz ikincisini kesin olarak bekliyoruz ve bunu engellemeye çalışıyoruz. Ama eğer gelirse de yapacaklarımızı yapacağız" gibi bir söylemle hareket ediyor. Ve buna da hazırlanıyor. Yani aylardır buna yönelik bir hazırlığı da var sonuç itibarıyla. Yani burada şöyle bir şey var: Şimdi o dönemde bu grupları aktive etmedi, Yemen'i. Gerçi Yemen kendi başına zaten İsrail'le karşılıklı bir savaş içerisinde; o ayrı bir şey. Ama özellikle Lübnan Hizbullah'ını bir tarafa bıraktı; Irak'a özellikle dokunulmasını istemedi. Çünkü şu an Irak, İran'ın gözünde en önemli olan alan. Ama şöyle düşünmek lazım: Bunlar sadece İran'ın müttefikleri değil. Yani biz Direniş Ekseni dediğimiz zaman Direniş Ekseni, İran'ın o sınır ötesi caydırıcılık gücüne denk düşen bir ittifak ağı; bu şekilde bakıyoruz. Ama bir de bunun Şii jeopolitiği tarafı var. Ve Şii jeopolitiği de bu aktörlerin bulundukları ulus devletler içerisinde, yani Şiilerin kendi bulundukları ulus devletler içerisinde kendi güçlerini muhafaza etme zorunluluğu içindeler. Şimdi Irak'taki meseleyi biliyoruz. Yani 2003'te bir müdahale olmuş. Bu müdahaleden sonra burada Şiiler belli bir siyasi güce kavuşmuşlar. Ki onun öncesinde zaten 20. yüzyıl tarihine şöyle bir baktığımızda Iraklı Şiilerin kendi siyasi mücadeleleri var. Şimdi zaten belirli bir kazanımları var ve bu kazanımları çok da kaybetmek istemiyorlar. Aynı şekilde İran da Irak'taki Şiilerin, Haşdi Şabi'nin mesela bu kazanımlarını kaybetmesini istemiyor. Şimdi o dönemde tam seçimlere yaklaşılıyordu. Seçimlerin olmasına bir 4-5 ay vardı. Dolayısıyla tüm aktörler Irak seçimlerine odaklanmak istiyorlardı. İran da bunun doğru olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden de olaylar artık gittikçe şiddetlenene kadar hiçbir aktörü bunun içerisine çekmek istemedi. Ama şimdi böyle bir şey olursa, tekrardan bir savaş olursa o zaman bu aktörler aktive edilebilir. Yani burada mesela şu çok söyleniyordu o zaman bu gruplar tarafından, Irak'taki çeşitli mesela Asaib Ehli'l Hak, Hizbullah Tugayları bunlar açık açık şunu söylüyorlardı: "Eğer Ayetullah Hamaney'e yönelik herhangi bir aksiyon alınırsa..." çünkü o zaman Trump'ın tehditleri de vardı Hamaney'e karşı, "ya da ABD İran'a doğrudan bir saldırı düzenlerse o zaman biz müdahil oluruz" diyorlardı. Evet ABD günün sonunda bir saldırıda bulundu ama bu en son gün yapılan bir saldırıydı ve sonradan iki taraf da hemen ateşkes imzaladılar. Yani olayın devamı gelmedi. Şimdi daha geniş çaplı olarak belli bir süre devam edecek bir çatışma olursa İsrail, ABD ve İran arasında o zaman bunların ben aktive edilme ihtimalinin çok daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Yani bunlar hâlâ yerlerinde duruyorlar. Aslında Lübnan Hizbullah'ı için de bu geçerli. Yani orada İran tamamen Lübnan Hizbullah'ını bırakmış değil. Yani Arakçi ve başka Laricani gibi yine önemli simalar sürekli Lübnan'a gidip geliyorlar. Çeşitli mesajlar veriyorlar. Yani orada tamamen o şeyin dağılması durumu söz konusu değil. Orada belki şöyle bakmak lazım: Askeri anlamda bir darbe aldı kesinlikle bu Direniş Ekseni; ama siyasi olarak ve ideolojik olarak bir dağılma söz konusu değil. Böyle bir şeyi biz gözlemlemiyoruz şu an sahada. Bunu Yemen'de de gözlemlemiyoruz, Irak'ta da.

Ruşen Çakır: Peki, şunu sormak istiyorum. Şimdi İran'da rejimin en temel kurumlarından birisi, belki de birincisidir, Devrim Muhafızları. Ve Devrim Muhafızları da özellikle Kasım Süleymani'nin öldürülmesinden bu yana gerek İran'da gerekse bölgede, yani Suriye'de de operasyonlar oldu, Irak'ta da oldu ve Lübnan'da da oldu, bayağı ciddi bir şekilde darbe yediler. Hem lider kadrosu olarak hem de demin söylediğim şekilde mesela sızma, İsrail sızmalarının muhatabı olduğu da söyleniyor Devrim Muhafızları'nın. Yani o sistemin bir tür kalbi gibi bir şey. Ne diyorsunuz? Devrim Muhafızları hâlâ şarkıdaki gibi yıkılmadı, ayakta mı yoksa zorlanıyor mu?
Ezgi Uzun Teker: Benim gözlemlediğim; yıkılmadı, ayakta. Epey bir kayıpları oldu kesinlikle üst düzey ama hemen yerine yeni kişileri yerleştirdiler. Hem sistem içerisinde hem rejimin daha böyle o kompakt, daha sıkı olan kadroları arasında çok ciddi soruşturmalar başlatıldı geçtiğimiz aylarda. Bu ajanlık soruşturmaları. Bunun için çeşitli temizlikler yapılmaya başlandı. Dolayısıyla o kadroları tekrar eski hâline döndürmek için gerekli olan adımları attılar. Yani şu çok mesela tartışılıyor: Şimdi olur da bir rejim değişikliği olursa acaba Devrim Muhafızları'nın içerisinden bir grup ama daha pragmatist, daha belki Batı ile ilişkileri kurmaya istekli olan bir grup başa gelebilir mi? Bunun gibi şeyler var. Ama şu an bizim gözlemlediğimiz şey, yani bunu işte bugün sahada gözlemliyoruz, protestolar nezdinde de gözlemliyoruz; sistemin tüm elitleri ve Devrim Muhafızları hepsi şu an birlik beraberlik içerisinde aynı şekilde hareket ediyorlar. Ben herhangi bir bölünme sinyali şu an görmüyorum sahada. Öyle bir sinyal almıyoruz. Ve yani şimdi Devrim Muhafızları Ordusu da başka türlü ordulara benzemiyor. Yani diğer devletlerin ordularına benzemiyor. Genellikle şu analoji yapılıyor: Hani Mısır'da da sonuçta Tunus'ta da protestolar vardı ve bu protestolar sonucunda asker halkın yanında yer aldıktan sonra rejim düştü. Dolayısıyla İran'da da böyle bir senaryo olabilir gibi şeyler dönüyor. Ama şimdi Devrim Muhafızları Ordusu zaten ideolojik bir ordu. Onların tek bir görevi var anayasaya göre ve o da İran İslam Cumhuriyeti'ni ve bunun ideolojisini içeriden ve dışarıdan gelebilecek olan herhangi bir tehlikeye karşı korumak, kollamak. Tüm amacı bu. Ve Molla rejimi denilen o rejim de zaten tüm güvenliğini bu grubun üzerine yıkmış. Yani şu anki sistem özellikle son 10-15 yıl içerisinde gittikçe artık, yani bu konuda eminim, sistem tam olarak bir teokratik sistem değil de askeri teokrasi gibi bir şeye dönüştü. Zaten sistem içerisinde çok güçlüler ve bu güçlerini de kullanarak sistem içerisinden de birtakım kazançları da var. Ekonomik kazançları var, siyasi kazançları var. Yani hep söylüyorum; şöyle bir yöneticilere baktığımızda ya da cumhurbaşkanları adaylarına baktığımızda çoğunun Devrim Muhafızı kökenli olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu güçlü bir aktör sahada bir yenilgi almış olabilir ya da işte sahada ciddi bir darbe almış olabilir ama bu içeride siyaseten güçlerini kaybettiği ya da dağıldıkları ya da ideolojik bir dönüşümden geçtiklerine dair bize hiçbir şey söylemiyor. Dolayısıyla onlar şu an rejimi koruma ve kollama refleksiyle hareket ediyorlar. Başka türlü bir hareket ben gözlemlemiyorum.

Ruşen Çakır: Peki, şeyi sormak istiyorum. İran çok etnisiteli bir ülke ve bayağı büyük coğrafyalar var ve bunlar hatta o bulundukları, mesela Kürdistan gibi, Belucistan gibi yerler de var. Ve birtakım gruplanmalar da olduğunu biliyoruz. Silahlı örgütlenmeler... Kürtlerin mesela PKK çizgisinde PJAK var. Beluçların olduğunu biliyorum. Başka Araplarla ilgili de söyleniyor ama daha karmaşık bir yapı. Ve tabii orada Azerbaycanlılar bir anlamda rejimin ortağı gibi ama yine de bir ulusal hareket olduğunu da duyuyoruz, diğerleri kadar güçlü olmasa da. Bütün bu İran denkleminde bu etnik meseleleri, farklı halkların taleplerini, beklentilerini de işin içerisine katarsak nasıl bir fotoğraf ortaya çıkıyor? Bunlar tali meseleler mi yoksa giderek öne çıkma potansiyeli olan hareketler mi?
Ezgi Uzun Teker: Bunlar son birkaç yıl içerisinde özellikle ön plana çıkmaya başlamış olan hareketler. Şimdi hani hep söylüyoruz; İran tarihi zaten bir sokak hareketi tarihi, bir protestolar tarihi ama 2017'den itibaren 2-3 yılda bir protesto dalgası oluyor. Yine de ben şöyle baktığımda 2017'de de 2019'da da bu protesto dalgalarında ben etnik grupları çok görmüyordum sahada. Yani evet hani o dediğiniz bazı Kürt ayrılıkçı gruplar var. Bunlar zaten her zaman varlardı, bu ayrı bir şey. Ama bu Mahsa Amini protestolarında ilk defa çıkmaya başladılar. Dediğiniz gibi Azeriler çıkmaya başladı o dönem. Başka gruplar da Beluçlar da yine askeri aktivitesi olan bir gruptu zaten. Ama orada Türkler yani Azeri Türkler ön plana çıkmıştı. Kürtler yine aynı aktivizmine devam etmişti. Ama şimdi biraz daha durum farklı gibi. Çünkü şimdi en başında söylediğim gibi; yani bu Tahran'da başlayan, devalüasyonla başlayan bir protesto eylemi, yani esnafın başlattığı, esnafın kepenk kapatmasıyla başlayan bir eylem. Ama bu eylemin ilk yayıldığı yer Tahran değil. Bu eylemler ilk batı vilayetlerindeki daha orta ölçekli ve daha küçük şehirlerde devam etti. Nereler buralar? Kürdistan, Batı Azerbaycan, Luristan, Buyer Ahmed, Huzistan keza, İlam; şimdi buralarda ciddi karmaşa çıktı ve buraları şöyle bir merkez-çevre ilişkisi içerisinde incelersek yine İran'ı, İran'ın daha orta bölümlerinde Fars kökenli olanlar var ama çevreye doğru gittikçe, sınır bölgelerine doğru gittikçe farklı etnik grupların yaşadığını görüyoruz. Bu bahsettiğim alanlar da Türklerin yani Azerilerin, Kürtlerin, Lurların ve Arapların, Ahvazlı Arapların yaşadığı yerler ve bu yerlerden daha sert, yer yer silahlı, daha ciddi hareketler belirmeye başladı. Birkaç gün önce de şöyle bir haber dolaştı, şöyle bir haber aldık: İran genelinde Belucistan da dâhil olmak üzere ama az önce saydığım tüm vilayetler, tüm bu batıdaki vilayetlerdeki çeşitli gruplar, toplamda 19 tane grup bir bildiri yayınladılar ve bu bildiride şunu söylediler: "Artık İran rejimi belli bir noktaya geldi ve biz kendi kaderimizi kendimiz tayin etmek için gerekli olan aksiyonu artık ele almalıyız. Bu konuda hemfikiriz, bunun için de adım atıyoruz, faaliyete başlıyoruz." şeklinde bir şey yayınladılar. Demek ki bu meselenin bir etnik unsuru var. Bu söylediğim gibi 3 yıl önce Mahsa Amini protestoları olduğunda da yine sahada görüyorduk ama bu kadar silahlı değildi bu arada. Yani şu an daha silahlı, daha şiddet eğilimi olan bir yapı var. Yani vaziyet bu şekilde ilerliyor açıkçası. Zaten ölüm oranlarına da yine vilayet bazında bakarsak mesela İlam'daki ölüm oranları çok daha yüksek diğer yerlere göre ya da işte yine Kürdistan da yüksek olan yerlerden bir tanesi, Kirmanşah. Demek ki bu bize bu etnik meselenin son yıllarda biraz daha canlanmaya başladığını gösteriyor ve bunlar yani ayrılıkçı hareket olarak, yani "kendi kaderini kendi tayin etme" bu kavramı kullandıkları vakit biz bunu anlıyoruz ki bu gruplar İran'la temaslarını, yani merkezi hükümetle artık daha önceden kurmuş oldukları, o imzalamış oldukları sözleşmeyi bir kenara bırakıyorlar ve artık daha farklı bir formatta yola devam etmek için protestolara katılıyorlar, eylemlere katılıyorlar. Tabii ki İran bunu tek başına organik olarak ortaya çıkmış bir hareket olarak görmüyor şu an. Yani İran bunu, İsrail'le yaşanan o hibrit savaşın bir devamı olarak görüyor ki İsrail'den de son bu protestolar olurken Netanyahu'nun da yaptığı, başka aktörlerin de yaptığı açıklamalar var. Onlar da şey diyorlar protestoculara: "Biz sizi sahada yalnız bırakmıyoruz. Sahada sizinle birlikteyiz." Bu da biraz işte o etnik gruplara da yorulan bir mesaj. İran rejimi böyle yorumluyor.

Ruşen Çakır: Etnik gruplar demişken çok sık karşıma çıkıyor, siz de biraz değindiniz. Bu İran'da bir tür kaderlerini tayin etmek isteyenlerin Şah'ın oğluna karşı da bir tepkileri var ve hafızalarında şahlık rejimine yönelik bir öfke olduğu söyleniyor. Şimdi buradan şah meselesine de geçebiliriz. Şu hâliyle bakıldığı zaman bu hareketlerin, İran'daki hareketlerin bir örgütü ve lideri gözükmüyor. Yani net bir şekilde gözükmüyor. Ve bu anlamda da Şah'ın oğlu bir tür rol çalmaya çalışıyor gibi geliyor bana. Ne kadar karşılığı var onu size sormak istiyorum. Yani bu İran'daki muhalefetin örgütsüzlüğü ya da parçalılığı ya da kendiliğinden olması ama bir koalisyon, bir cephe hâline dönüşememesi ve bir lider ortaya çıkaramaması ve bu arada da Şah'ın oğlunun kendini öne çıkartmaya, tabii ABD'nin ve İsrail'in de desteğini alarak öne çıkartmaya çalışmasına ne dersiniz?
Ezgi Uzun Teker: Çok tartışılan bir konu Pehlevi meselesi. Bence çok da görüş ayrılığı var bu konuda ama ben yine rakamlarla konuşmayı tercih ediyorum yine bu noktada. Az önce bu GAMAAN raporundan bahsetmiştim. 2024 yılında en son İran'daki Siyasi Yönelimler Anketi, aslında yayınladıkları raporun ismi bu. Orada şeyi soruyorlar: "Bugün özgür seçimler olsa kime oy verirdiniz?" diye soruyorlar. Yaklaşık bir 35 kişinin ismini vermişler. Bunların arasında çok popüler isimler var. Gazeteciler var. İnsan hakları aktivistleri var. Bazı rapçiler var; mesela yine Z kuşağının çok beğendiği, "Acaba liderlik edebilir mi?" diye. Rıza Pehlevi de var. Ve hepsinin içerisinde şöyle bir sonuç çıkıyor: %31 civarı anketi cevaplayanlar Rıza Pehlevi'ye, özgür seçimler olsa oy verebileceğini söylüyor. İkinci sırada "Hiçbirine oy vermem" diyenler var. Ama bu yüzde kaç diyelim? Herhâlde bir %17 civarında filan. Bir de %14 civarında Ali Hamaney yani mevcut Devrim Rehberi var. Ama onun dışında hani Z kuşağının ya da protestocuları yakından takip eden ve diasporayı da yakından takip eden insanların çok aşina olduğu isimler; mesela Mesih Alinejad gibi ve başka gazeteciler, insan hakları aktivistleri, bugün bir kısmı İran'da hapishanede olan... Bunların oy oranları çok çok düşük. Yani %5, %6, %1... Bunların Pehlevi ile karşılaştırıldığında hiç etkisi olmayacağı görüşü var. Demek ki Pehlevi'nin bir rol oynayabileceğine dair bir umut var. Yani ben bunu bu şekilde yorumluyorum. Zaten aynı ankette şunu da soruyorlar az önceki anket tartışmasıyla bağlantılı olarak: "Mevcut sistem olmazsa acaba nasıl bir sistem iyi olur İran için?" Monarşi yanlıları var ve monarşi yanlıları %21 civarında. Yani bu anketi cevaplayanların %21'i diyor ki "Monarşi ile devam edilebilir." Bu da zaten bizi otomatik olarak Pehlevi'ye götürüyor. Hani ben şu argümana katılmıyorum: "Pehlevi'nin hiçbir geçerliliği yok sahada" argümanına ben bu rakamlar sebebiyle katılamıyorum. Eskiden böyle olabilir bu arada. Yani eğer 20 yıl önce, 10 yıl önce bu anketler yapılmış olsa Pehlevi'ye yönelik olarak çok daha olumsuz fikirler olabilir. Ama yani şu çok net; son birkaç yıl içerisinde Pehlevi bir şekilde birilerinin dikkatini çekmiş İran halkı içerisinde. Bunların içerisinde gençler de var bu arada. Hatta benim gözlemim; belli bir yaşa kadar hani İran'da doğmuş büyümüş, belli bir yaşa kadar İran'da kalmış, daha sonra İran'dan yurt dışına taşınmış olan yine 20-40 yaş arası insanlar arasında ben yine Pehlevi'ye umut verenlerin oranını yüksek görüyorum. Böyle bir gözlemim var. Tabii ki yani Pehlevi bunu gerçekleştirebilir mi gerçekleştiremez mi ayrı bir şey ama "Hiçbir geçerliliği yok" demek bence o noktada doğru değil. Yalnız tabii Pehlevi daha üniter bir devletle özdeşleştiriliyor. Yani o Fars milliyetçiliği ve Fars milliyetçiliği altındaki bir üniter devlet tabii ki az önce saydığımız etnik grupları rahatsız ediyor. Dolayısıyla da onlar Pehlevi'ye de hiç sıcak bakmıyorlar. Söylediğiniz gibi Pehlevi karşıtı birtakım söylemleri de dile getirdiler. Yani bunun hani hiç federasyon modeli olmayan üniter bir devletle yani bunun olmayacağı, yine dışarıdan destekli bir Fars milliyetçisini de İran'da daha sonraki dönemlerde görmek istemediklerine yönelik çeşitli paylaşımlar yaptılar. Yani Pehlevi biraz tartışmalı söylediğim gibi ama dikkat etmek lazım. Yani bu biraz tabii şöyle de yorumlanabilir: Başka bir alternatif yok şu an. Hani ne diaspora içerisinden bir alternatif çıkıyor, birlik olamıyorlar. Yani yapısal bir problem var bence İran muhalefetinde. Ne istedikleri, İran'a yönelik nasıl bir vizyonları olduğu konusunda bir birlik bütünlük bir beraberlik yok. Bence bu meseleleri henüz yeteri kadar netleştirememişler. Nasıl bir sistem istedikleri konusunda bir şey yok. Ve ben muhalefetin kendi içerisinde birbirini çok eleştirdiğini hep gözlemliyordum. Ama şunu da çok görüyorum; yani muhalefet birbirini çok baskıcı olmakla suçluyor. Hani nasıl İran İslam rejimini, cumhuriyetini baskıcı olmakla suçluyorlarsa birbirlerini de aslında aynı şekilde suçluyorlar. Birbirlerine birtakım şeyler empoze etmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Bu yüzden de bir araya gelemiyorlar. Daha önce bir araya gelme deneyimleri oldu. 3-4 yıl önce Mahsa Amini protestoları zamanında mesela Mesih Alinejad ve Pehlevi ve birkaç kişi bir araya gelmişlerdi. Bir platform oluşturmuşlardı ama daha sonra çok farklı sebeplerle, yani iddia ettikleri farklı sebepler sebebiyle kısa bir süre sonra o birlik beraberliği de kendileri bozdular zaten. Böyle bir ortamda da en güçlü gibi görünen, en potansiyeli varmış gibi görünen, en dışarıdan belli bir yani Avrupa devletlerinin, İsrail'in, ABD'nin desteğini alıyor ve herhangi bir rejim değişikliği olursa da bu ülkelerle normalleşmeyi sağlayabilir gibi görünen isim galiba Pehlevi olarak ön plana çıkıyor.

Ruşen Çakır: Burada şey gördüm; siz de illaki görmüşsünüzdür. Kaliforniya'da Şah yanlılarının bir gösterisine Halkın Mücahitleri'nin bir kamyonu dalıyor ortaya gibi böyle bir acayip şey.
Ezgi Uzun Teker: Evet.

Ruşen Çakır: Son olarak şunu sormak istiyorum. Şimdi bir tarafta rejim var. Bir tarafta da ekonomik, nasıl söyleyeyim, siyasal diyelim; gündelik hayatla ilgili bir de etnik birtakım beklentileri olan muhalefet var. Ve şu ana kadar gördüklerimizin hemen hemen hepsinde iktidar sert bir şekilde; tutuklayarak, öldürerek, asarak değil mi, idamlarla bunları bastırma yoluna gitti. Bu sefer de yine böyle bir şey mi olacak? Diğer alternatif tabii iç savaş çıkması, rejimin devrilmesi falan. Ama şunu merak ediyorum: Devletle toplum arasında herhangi bir şekilde bir mutabakatın zemini yok mu? Mesela Cumhurbaşkanı bunu yapabilecekmiş gibi gözükmüyor niyeti olsa bile. Yani oradaki protestocuları devlete katarak yani karşılıklı adımlarla devletin birtakım reformlarla ya da birtakım değişikliklere gitmesi, rejimin yumuşaması diyelim; toplumun da bunu... Böyle bir şans İran'da yok mu?
Ezgi Uzun Teker: Ben böyle bir şansın var olduğunu düşünüyorum ama çok uzun vadeye yayılarak gerçekleşebilecek bir şey gibi düşünüyorum. Şimdi aslında Pezeşkiyan biraz bunu yapmaya çalışıyor aslında. Yani o ilk 10 gün içerisinde, protestoların ilk 10 gününde mutlak surette eylemcilerin dinlenmesi gerektiği, çok haklı talepler olduğu, gerçekten ekonomik sorunlar olduğu, bunların hani oturup konuşularak çözülmesi gerektiği gibi çok uzlaşmacı söylemlerde bulunmuştu. Ama dediğim gibi; yani işler artık daha çok şiddet eylemine döndüğünde, 250'den fazla caminin yakıldığını söylüyorlar mesela, ki benim önüme de çok fazla cami ve türbe yakım videosu düştü. Şimdi bunlar da olunca Pezeşkiyan da tabii ki tavrını daha da sertleştiriyor. Diyor ki: "Eylemciler bir tarafa ayrılmalı." Tabii ki meşru talebi olan eylemciler ama bu protestolar farklı bir yöne doğru evriliyor. Dolayısıyla sistemin çökmemesi, devletin çökmemesi, bu ülkenin Suriyelileşmemesi için bir şeyler yapılmalı noktasında bence Pezeşkiyan dâhil herkes bir mutabakata varmış ve bu şekilde hareket ediyorlar. Çok ciddi bir bastırma da var şu an. Çünkü son 3 gündür, 3,5 gündür internet yok. Biz çok fazla bilgi alamıyoruz. Yani protestoların şu an sokakta nasıl seyrettiği, ne kadar insanın öldüğü, bununla ilgili de çok veriler yok ama ciddi bir bastırma olduğunu tahmin ediyoruz şu noktada. Ama yani bu meseleler işte rejim değişikliğine kadar gitmeyebilir belki, ani bir rejim değişikliğine. Tabii ki ABD'den bir askeri hamle gelirse ne olur? Belki o zaman yani orada rejim ve devletin çöküşü belki bize bambaşka şeyler getirebilir ama mevcut durumda ani bir değişim olmayabilir. Ama ben uzun vadede bir dönüşümün zaten ateşinin çoktan yakıldığını düşünüyorum. Bunun sinyallerini de alıyorum ve aslında devlet de bunun çok farkında ve kendisini bir noktada adapte etmeye çalışıyor. Sadece içerideki bazı aktörler çok daha sert oldukları için, yani çok köşeli, çok sert bazı şeylerden hiç taviz vermedikleri için o dönüşüm çok yavaş ilerliyor. Ama mesela şöyle bir örnek üzerinden gidelim: Mahsa Amini protestoları olduktan sonra İranlı kadınları biz sokaklarda başı açık, işte üzerinde mantosu olmadan görmeye başladık. Daha sonra daha ultra muhafazakârların domine ettiği meclis yeni bir iffet yasası çıkardı. Bu yasa da Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından kabul edildi. Çok daha sert bir yasa aslında. Yani doğru giyinmeyen kadınlara yönelik daha ciddi yaptırımları olan bir yasa. Ama mevcut reformcu hükümet bunu uygulamıyor. Çünkü diyor ki: "Şu an biz çok olağanüstü bir durumdan geçiyoruz. Savaş var, yani dışarıda mücadele ettiğimiz belli bir konu var. Şimdi bir de bunu uygulamaya sokup da İran halkını karşımıza alamayız." diyor. Bu da yani pratikte bu uygulamalar, uzun vadede hani ben şunu düşünmüyorum: Şimdi savaş oldu da bitti diyelim, bu sefer bu yasayı uygulamaya mı koyacaklar tekrardan? Hiç zannetmiyorum. Bu konuda bir dönüşüm zaten oldu İran toplumu içerisinde, devlette de oldu. Buna benzer kişisel hak ve özgürlükleri temele alan birtakım açılımların olacağını ben düşünüyorum ilerleyen zamanlarda. Bu dediğim gibi belki bir iki yıl içerisinde değil ama çok daha uzun vadede olabilecek bir şey olabilir. Keza yani hiç bunlar olmuyorken Hamaney sonrası dönem tartışmaları vardı, yani ilerleyen yaşı sebebiyle. Şimdi yerine yeni bir lider mi gelecek, mesela oğlu mu gelecek Mücteba Hamaney? Yoksa bizim bu liderlik dediğimiz makam ve Velayet-i Fakih bir şekilsel ve içeriksel bir dönüşümden mi geçecek? Yani o konuda bile rejim içerisinde zaten çok ciddi tartışmalar var. Yani bu kadar mutlak bir Velayet-i Fakih fikri olmaması gerekliliği ama belki daha limitli konularda, bazı konularda din adamının, en üst seviye din adamının görüşüne uygun bir yönetim tarzına devam edilmesi ama devletin her alanını etkileyen bir şekilde değil de bazı hukuki konularda, işte dini konularda bunun gibi şeylerde belki ya da tek bir Ayetullah, tek bir büyük Ayetullah yerine bir konseyin kurulması ve o konseyin yönetmesi gibi... Şimdi zaten bu tartışmalar vardı. Bence bu tartışmalar devam edecek ve sistemin zaten o mollaları ilgilendiren kısmıyla alakalı da birtakım dönüşümler olabilir diye düşünüyorum ben. Yani bunu tabii ki görecez zaman içerisinde ama içeriden dönüşüm o kadar dışlayabileceğimiz bir ihtimal değil. Hatta belki de diğer ihtimallere nazaran; yani işte bir askeri rejimin gelmesi ya da komple bir rejim değişikliği olması ve doğrudan demokratik bir sisteme geçilmesi gibi şeyleri konuşuyoruz bugün. Onlara nazaran bu sanki daha makul bir şeymiş gibi, yani olma ihtimali daha yüksekmiş gibi geliyor bana.

Ruşen Çakır: Ben geçen Kadri ile yaptığımız yayında, galiba orada, artık nerede söylediğimi unuttum ya da kendi yaptığım İran yayınında "Devrim 50. yılını göremeyecek sanki." dedim ama siz 50'yi gösteriyorsunuz sanki daha yüksek ihtimal olarak.
Ezgi Uzun Teker: Yani ben hiçbir şeyin statik kalmayacağı görüşündeyim. Hani bu şekliyle kalmayacak bence İran İslam Cumhuriyeti. Ama başka bir şeye doğru evrilecek kesinlikle. Hani şey olmasa bile, bir rejim değişikliği filan, böyle şeyler olmasa bile sistem bunun çok farkında ve kendisini adapte etmeye çalışıyor aslında. Yani içeride epey bir aktör var bu yönde inisiyatif alan, bunun için bir şeyler yapmaya çalışan aktörler olduğunu da biliyoruz. Dolayısıyla hani o sistemi komple çökertmeden...

Ruşen Çakır: O zaman şöyle bir başlıkta söyleyebiliriz: "İran'da rejim mi değişecek, rejim mi kendisini değiştirecek?" diyebiliriz.
Ezgi Uzun Teker: Evet.

Ruşen Çakır: Evet. Öyle noktayı koyalım. Çok teşekkürler hocam. Sağ olun.
Ezgi Uzun Teker: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, Yeditepe Üniversitesi'nden Ezgi Uzun Teker'le İran'ı, rejimin değişip değişemeyeceğini konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın Kürtler ve SDG üzerine söylediklerine şerhler
17.01.2026 Ahmed eş-Şara hakkında aykırı düşünceler
16.01.2026 “Ya sev ya terk et”ten “Furkan günlerindeyiz, safınızı doğru seçin”e
15.01.2026 İran’da rejim değişikliği ihtimali Türkiye’deki İslamcıları da böldü: Kaygı, korku ve çelişkiler
14.01.2026 Roj Girasun ile söyleşi: Halep’ten sonra Suriye’nin ve Türkiye’deki çözüm sürecinin geleceği
14.01.2026 Hangi Öcalan?
13.01.2026 Dr. Ezgi Uzun Teker ile söyleşi: İran’da rejim mi değişecek yoksa rejim kendisini mi değiştirecek?
13.01.2026 “Palyaço Ruşen”
12.01.2026 Silivri’deki anahtar olayı ve bir özür
11.01.2026 Halep’te yaşananlar Türkiye’deki çözüm süreci hakkında bize neler öğretti?
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın Kürtler ve SDG üzerine söylediklerine şerhler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı