Ve artık süreci tartışmaya başlayabiliriz

25.11.2025 medyascope.tv

25 Kasım 2025’te medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Farkındasınızdır, Medyascope'ta birbirinden farklı görüşlere sahip kişiler yazılar yazıyor ve bazılarının yazdığı yazılar, neredeyse bazı isimler var ki her yazdığı yazı, mesela Mümtaz'er Türköne böyle, tepki alıyor ya da çok beğeniliyor. Bunlardan birisi de Taner Akçam. Taner Akçam Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşıyor biliyorsunuz. Soykırım araştırmaları üzerinde çalışan bir isim ve Türkiye tarihi üzerine söyledikleriyle çok ilgi gören, kimi zaman da çok tepki toplayan birisi. Kendisiyle bu CHP'nin kararı üzerine mesajlaştık, konuştuk, o Amerika Birleşik Devletleri'nde olduğu için ve bir şey söyledi. Dedi ki, ‘‘Ya, bu CHP'nin yanlış kararı.’’ O da benim gibi yanlış olduğunu düşünüyor. ‘‘Bir işe yaradı ve böylece toplum süreci tartışmaya başladı,’’ dedi. İlk başta yadırgadım. Sonra düşündüm, ‘‘galiba haklı’’ dedim. Sonra kendisini aradım. Dedim ki, ‘‘Taner, bu senin sözünü alıyorum ve bir yayında kullanıyorum ama senin de adını veriyorum.’’ O da ‘‘Seve seve,’’ dedi. Evet, bu yayını Taner Akçam sayesinde yapıyorum. Kendisine teşekkür ederim.
Gerçekten böyle oldu. Bu âna kadar bir yılı aşkın süredir devam eden bu süreç hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadık, olmamıza izin verilmedi. Bu olayın toplumsallaşmasını olayın tarafları istemedi. Bir tek Devlet Bahçeli'nin çabası vardı. Devlet Bahçeli bu olayı kamuoyuna anlatmak, özellikle Kürt olmayan kesimleri bu olaya bir şekilde angaje etmek için bayağı bir çaba sarf etti. Ne kadar kendi tabanından destek buldu bilmiyorum ama Kürtlerin büyük bir kısmının Bahçeli'yi takdir ettiğini biliyorum. Yine de bütün bu süreç boyunca biz "Niçin yapılıyor, nasıl yapılıyor, ne olacak?" konularını uzun bir süre hiçbir şekilde konuşamadık, konuşmamız da istenmedi, "Gerek yok," dendi. Sonra ama Meclis’te bir komisyon kurulmasıyla beraber yavaş yavaş bir şeylere başladık. Ama komisyonda da genellikle, genellikle değil hep öyle oldu, birileri geldiler komisyon üyelerine bir şeyler anlattılar. Farklı kesimlerden, farklı sektörlerden isimler diyelim. Her birinin ayrı ayrı katkısı olmuştur muhakkak. Ama esas olarak "Ne oluyor?" sorusunun cevabını verecek kişiler onlar değildi, "Ne olmalı?" sorusunun cevabını belki verebilecek kişilerdi. "Ne oluyor?" sorusuna cevap verebilecek kişilerin yaptıkları açıklamalar da kapalı oturumlarda oldu. Yani bakanlar ve MİT Başkanı’nın yaptığı açıklamaları kamuoyu bilmedi. Ve şimdi CHP'nin "Yok, biz İmralı'ya gitmiyoruz, milletin çoğu bunu istemiyor," demesiyle beraber işin rengi biraz değişiyor. "Devletimiz bu işi bilir, Öcalan'la devlet bu işi hallediyor, çok da fazla başkalarının bilmesi gerekmez," yaklaşımı artık daha fazla sürdürülebilir bir yaklaşım değil.
Ama şunu da özellikle söylememe izin verin: CHP eğer katılsaydı heyete, Öcalan'la görüşmelerin içerisinde bizzat yer alsaydı, o zaman CHP eliyle şeffaflaşma daha kolay olabilirdi. Şu anda baktığımızda AKP, MHP, DEM Parti üçlüsü bir nevi süreci kendi aralarında götürdükleri için çok fazla dışarı bilginin sızmasını istemiyor olabilirler. Fakat CHP gibi bir aktör olayı mümkün kılabilirdi. Dün izleyicilerle, sizlerle bir yayın yaptım. Katılanlarınız olmuştur, izleyenleriniz olmuştur. "CHP doğru mu yaptı?" diye bir soru etrafında konuştuk. O kadar çok kişi bir şeyler söyledi ki, görüş beyan etti, sorular sordu, eleştiriler dile getirdi. Ki bu da bize şunu gösteriyor: İnsanlar sürece ilgisiz değil, süreçle ilgililer, süreci önemsiyorlar, belki istemiyorlar, belki çok istiyorlar, birtakım tereddütleri var, çok sayıda soru işaretleri var; ama şurası muhakkak ki bu sürecin bir şekilde parçası olmak istiyorlar, sürecin üzerinde konuşabilmek istiyorlar. Konuşabilmeniz için de birtakım malzemeleriniz olması lazım, birtakım hususların, ayrıntıların olması lazım. "Ne olacak, nasıl olacak, ne zaman olacak?" Bu soruları "Siz bekleyin, olduğu zaman görürsünüz," diyerek bunu anlatamazsınız.
Şimdi kamuoyu araştırmalarında şu çıktı uzun bir süre: Toplumun büyük bir kısmı ‘‘olsun’’ diyor ama yine büyük bir kısmı ‘‘olamaz’’ diyor. Yani ‘‘Olsa iyi olur ama olmaz,’’ diyorlar, güvenmiyorlar. Kimisi devlete güvenmiyor, kimisi örgüte güvenmiyor ya da kimisi genel olarak hiç kimseye güvenmiyor. Böyle de bir yaklaşım var. Dolayısıyla bu güvensizliği toplumun üzerinden atabilmek lazım. Güvensizliği atmanın yolu o süreci tamamen sırlarla örmek olamaz. Tabii ki birtakım hususlar vardır, gizlenir, çok hayati hususlardır. Ama bize birtakım şeyleri kamuoyuna olayın aktörlerinin anlatması, kimi zaman doğrudan kimi zaman aracılar üzerinden anlatması gerekir. Mesela doğrudan olayın aktörleri konuşur ya da olayın aktörleriyle mesela biz gazeteciler konuşuruz, akademisyenler, uzmanlar konuşur. Ondan sonra derler ki, "Şunlar konuşuluyor, şunlar yapılması düşünülüyor," vesaire aktarılır. Ama şahsen yaşadığım deneyim bir yılı aşkın süredir, bu süreci yakından takip ediyorum; gerek devletten gerek Kürt hareketinden gördüğüm şu: "Ya çok da fazla kurcalamayın." Yani kendi imkânlarımızla yaptığımız birtakım haberlerden de rahatsızlık duyduklarını biliyorum her iki tarafın da. Mesela Öcalan'la yapılan görüşme notları sızıyor, bunlardan haber yaptığınız zaman hop oturup hop kalkıyorlar. Hâlbuki o notlarda Öcalan'ın söylediği şeylerin büyük bir kısmı, hepsi olmasa da tabii ki büyük bir kısmı, insanların merak ettiği birçok sorunun cevabı olabilirdi.
Şimdi bu hâliyle kritik bir aşamaya geldik. Artık çok da fazla bu olay esrarengiz bir şekilde sürdürülemez bir hâle geldi. Bakalım bundan sonra ne olacak. Bu olayın, bu sürecin, baştan beri bunu söylüyorum, bir halkla ilişkiler ayağı olması lazım, bir medya ayağı olması lazım. Bu sürecin topluma mal edilebilmesi lazım. Ve bunu esas olarak devletin ama onun dışında da diğer aktörlerin üstlenmesi lazım. Umarım bu yaşanan krizle beraber bu konuda olumlu birtakım adımlar atılır. Şunu sormak istiyorum: Burada şeffaflığı sizce kim istemiyor? Kim bunun topluma mal olmasını istemiyor? Siz ne düşünüyorsunuz? Bunu da size sormuş olayım ve bu konudaki görüşlerinizi yorumlarınızda görmek istediğimi belirteyim.
Bugünün ithafına gelmeden önce, dün Erskine Caldwell'den bahsettim ama Erskine Caldwell'den bahsederken John Steinbeck'ten de bahsettim benzer şeyler yazdıkları için ve kapatırken ithafı John Steinbeck'e yapmışım. Allah'ın işi. Ona da ithaf etmiş olayım. Ama bunu tabii ki zehir gibi izleyicilerimiz, birden fazla izleyicimiz görmüş. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Böyle hatalar yaptım, daha da yapacağa benziyorum. O zaman dünkü yayın ikisine birden ithaf olsun diyelim. Belki ileride John Steinbeck'i ayrıca ele alırım.
Bugün çok değerli bir insana, Akın Atauz'a ithaf etmek istiyorum. Akın Bey diyeceğim, Akın abi diyeceğim. Kendisiyle yıllar önce tanıştık. Ankara'da yaşayan, kendi tabiriyle bir şehirci ama benim hayatta gördüğüm ilk ciddi çevrecilerden birisidir. Ankara'da bu çevre meseleleri daha yeni yeni konuşulurken tanışma imkânımız oldu. '68 kuşağından bir isim, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Şehircilik bölümünden '68'de mezun olmuş, tam '68'de ve daha sonra yüksek lisans yapmış, değişik alanlarda, şehircilik, planlamacılık alanlarında çalışmış ve Türkiye'nin ilk ciddi çevre hareketlerinde bizzat yer almış bir aktivist. Onların yaptığı "Güvenpark Otopark Olmasın!" faaliyeti Türkiye'deki ilk ciddi çevre faaliyetlerinden birisidir. Çok kibar, çok nazik ve çok da kendini adamış birisiydi Akın Atauz. Çok yakından tanımıyordum ama çok güvendiğim, saygı duyduğum birisiydi. Hastalıkla uğraşıyordu, uğraşıyormuş. Solfasol gazetesi var, şu anda onun elemanlarının bir kısmını da görüyorsunuz. Oradan bir arkadaşım bana bahsetti hastalığını ve hatta dedi ki, "Akın abi seni çok izler, bir yayını da ona ithaf etsen." Elimi zamanında tutamadım maalesef. O arkadaşımın söylemesinden iki üç gün sonra aramızdan ayrıldı. Bugün kendisi Ayvalık'ta Cunda'da Alibey Mezarlığı’na defnediliyor. Kendini bildi bileli diyelim ya da benim bildiğim, benden öncesi de var tabii, sol düşünceye inanmış sosyalist birisiydi ama her şeyden önce çevreci bir şehirciydi. Kendisini rahmetle ve sevgiyle anıyorum ve selamlıyorum. Hepimizin başı sağ olsun. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
30.11.2025 CHP mucizesi sürüyor
29.11.2025 Peki iktidar CHP’ye hazır mı?
28.11.2025 Öcalan, Mazlum Abdi’yi ikna edebilir mi?
27.11.2025 Fatih Altaylı niçin tahliye edilmedi?
26.11.2025 İmralı hamlesi çözüm sürecini nasıl etkiler? | Ruşen Çakır ve Mümtaz'er Türköne yorumluyor
26.11.2025 Transatlantik: Rusya-Ukrayna savaşı bitiyor mu? | Trump'ın gözü Venezuela'da
26.11.2025 Devlet Bahçeli Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilebilir mi?
25.11.2025 Ve artık süreci tartışmaya başlayabiliriz
24.11.2025 Kılıçdaroğlu’ndan Özel ve İmamoğlu’na cankurtaran simidi
23.11.2025 DEM Partililerin CHP’ye kızmaya hakları yok
30.11.2025 CHP mucizesi sürüyor
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı