Özgür Özel teslim olmuyor

01.04.2026 medyascope.tv

1 Nisan 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün yeni bir dalga, Bursa Büyükşehir Belediyesi; Mustafa Bozbey bu sefer ailesiyle beraber gözaltına alındı ve Türkiye yeni bir gerginlikle tanıştı. Esas olarak da Cumhuriyet Halk Partisi tabii ki. 1. yılını geçmiş bir zamanda bu oldu ve 31 Mart yerel seçimlerinin yıl dönümünde aslında bu oldu, 2 yıl sonrasında. Bursa'yı kaybetmek AKP için çok zor olmuştu. Şimdi eğer tutuklanırsa Mustafa Bozbey, Meclis’te iktidar partisi çoğunlukta olduğu için belediye başkan vekili iktidarda olacak. Bunu da özel olarak seçmiş olabilirler. Her neyse. Bunun ardından tabii muhalefet saflarında bir muhasebe, ne oluyoruz hali var. En son Uşak Belediye Başkanı’nın çarpıcı şekilde ve tamamen devlet tarafından düzenlenen bir şeyle görüntüleri servis edildi vesaire. Bunun ardından Bursa gerçekten çok önemli. Türkiye'nin en büyük şehirlerinden birisi. Bu bir şok yarattı. Ve baktım şöyle şeyler var, mesela bir eski milletvekili diyor ki: ‘‘100 tane miting yapıldı. Demek ki bununla olmuyormuş.’’ Neyle oluyor? Yok. ‘‘Ama CHP kendini gözden geçirmeli. Demek ki böyle olmuyor.’’ vesaire. Bir başkası, yine benzer bir şekilde başkaları da. Tabii bu arada CHP'nin içinde yönetime aykırı olanlar da bundan bir anlamda mutlu olmuş durumdalar.
Şunu öncelikle vurgulamak lazım: Bir belediyeye operasyon yapıldığında bu 19 Mart sürecinde CHP'nin izlediği stratejinin yanlış olduğu anlamına mı geliyor yoksa tam tersi mi? Ben açıkçası tersi olduğunu düşünüyorum. Eğer CHP bu işlerde iktidarı tedirgin etmeseydi, rahatsız etmeseydi, iktidarı zor durumda bırakmasaydı bu operasyonlar olmayacaktı. Belli bir yerde duracaktı. Ben böyle düşünüyorum. Yapılan her operasyon muhalefetin yaptığı mitinglerin ya da başka şeylerin, örneğin Özgür Özel'in en son Akın Gürlek'le ilgili yaptığı mal varlığı suçlamalarının hepsinin iktidarın canını acıttığını gösteriyor bence. Onu özellikle vurgulamak istiyorum. Ama burada başka bir mesele var. Muhalefet, CHP özellikle tam anlamıyla topyekün bunu yapabiliyor mu? Ortada çok ciddi soru işaretleri var, eksikler var. Daha önce de söyledim, tekrar söylemek istiyorum: Bir kere Cumhuriyet Halk Partisi iktidar partileri dışındaki partilerin desteğini yanına tam olarak alabilmiş değil. Almak istedi başta, biraz alır gibi de oldu ama sonra CHP'yi yalnız bıraktı, hepsi olmasa bile büyük bir kısmı. Bunu bir yere not etmek lazım. Onu özellikle vurgulamak lazım.
Bir diğer husus iktidar, siyasi iktidar yine yargı üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik operasyonlar yaptı, yapıyor. Mesela İstanbul'a atanan kayyum. Hâlâ çay içiyorlar il binasında. Ya da yarım kalan mutlak butlan ki mutlak butlanın tekrar gündeme geleceği söyleniyor. Bunları özellikle vurgulamak lazım. Ve CHP'nin içerisinde mutlak butlan ihtimaliyle beraber ortaya çıkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun lideri olduğu düşünülen o hareket, parti içi hareket. Bütün bunlara ek olarak bence çok önemli bir mesele de şu: Özgür Özel'in bu işi büyük ölçüde tek başına götürüyor olması. İsterseniz burada Kemal Can'ın dün Medyascope'ta yayınlanan yorumunun sonlarına doğru söylediklerini bir alalım. Kemal benim söylemek istediğimi çok daha açık ve net bir şekilde söylemiş. Onu izleyip devam edelim.

Kemal Can: ‘‘Bugün verdiğimiz başlığa bağlarsak konuyu; işte ‘CHP'nin yükü fazla ama hamalı az’ meselesini, mesela Özgür Özel'le ilgili yapılan tutum çok net bir örnek. Özgür Özel'i desteklemek, Özgür Özel'in performansını, aldığı pozisyonları desteklemek konusunda muhalefet kamuoyu ve CHP seçmeni çok iyi bir sınav verdi ama bizim için yani bir vekillik atfederek ‘Bizim için bu kavgayı sürdür. Biz de senin arkandayız.’ demekten bir adım daha fazlasını atmaya yönelik ne sivil toplum ne diğer toplumsal muhalefet odakları çok fazla bir şey yapmadılar ve ortalama seçmen de mitingde arkasında olduğunu gösterme sayımlarına katılmak dışında çok da fazla şey yapmadı. Bu yüzden bu zorlu yani hem üstüne gelen dalgayla mücadele etmek hem de bu kalabalıklara umut ve güven taşımakla yükümlü sayılan aktörlere daha fazla hak ve onların çabalarına daha fazla destek, onların arkasında durarak değil, onların harekete geçirdiği şeyin başka alanlarda da tekrarını sağlayarak ancak mümkün olabilir.’’

Evet. 19 Mart sürecini elimden geldiğince yakından takip etmeye çalışıyorum ve Kemal'in o sözü çok anlamlı: ‘‘CHP'nin yükü çok ağır ama hamal az.’’ Evet, gerçekten öyle. Var tabii canla başla bu işe dahil olanlar ama olay büyük ölçüde Özgür Özel üzerinden yürüyor. Birçok kişinin tutuk davrandığını ben şahsen gözlemliyorum. Herhalde CHP de kendi içerisinde bunun değerlendirmesini yapıyordur. Ama ayrıca demin söylediğim gibi diğer muhalif olma iddiasındaki yapıların buna dahil olmaktaki tereddütlerini CHP yenemiyor. Bir de şunu unutmamak lazım; ‘‘çifte başkanlık sistemi’’ diye CHP'yi yakından takip eden bir dostumdan duyup onu kullanmıştım aylar önce. Yani Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel, ikisinin birlikte CHP'yi taşıması. Fakat Ekrem İmamoğlu'nun etkisi biraz azaldı cezaevinde olmasından, sürekli kendisine engel çıkartılmasından vesaire ve Özgür Özel çok daha fazla öne çıktı. Mahkeme ile beraber, duruşmalarla beraber Ekrem İmamoğlu'nu daha fazla duyar olduk. Ama bu aradaki dengeyi CHP biraz kaçırmış durumda.
Fakat şunu özellikle vurgulamak lazım; iktidar Özgür Özel'i bir türlü istediği yere getiremiyor. Buradaki sözcük nedir? Ankara siyaseti. "Gel Ankara'da siyaset yap." diyorlar Özgür Özel'e. Dün yaptığı açıklamada da buna tekrar göndermede bulundu. Bunu yapmayacağını söyledi. Özgür Özel'in Meclis’te grup toplantıları, birtakım açıklamalar dışında sessiz sakin bir şekilde yoluna devam etmesi isteniyor ve tabii ki Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarını yalnız bırakması isteniyor. Bunu kimi zaman açık açık, kimi zaman el altından söylüyorlar. Özgür Özel de bunu defalarca söyledi. Bunun teslim olmak anlamına geleceğini biliyor ve teslim olmuyor. Sonra ne oluyor? Birtakım yeni tehditler. Mesela mutlak butlanın tekrar gündeme geleceği ki en son Ankara'ya gittiğimde CHP çevrelerinde bunun çok konuşulduğuna tanık oldum. Bir diğeri de dokunulmazlık kaldırılması. Hele Özgür Özel'in dokunulmazlığının kaldırılması. Mesela dün ne dedi Devlet Bahçeli? "Kimse dokunulmaz değil." dedi. Özgür Özel de ne dedi? "Evet, mesajı aldım." dedi.
Baktığımız zaman dokunulmazlığı siyasi iktidar isterse kaldırabilir. Biraz zor olur ama çok mümkün. Ama bir süreç var. O süreci pekâlâ başlatabilirler. Ellerindeki en önemli kozlardan birisi bu gibi gözüküyor. Tabii ki bunun olması durumunda işin rengi iyice değişir. Sonuçta iktidar istediğini yapma konusunda siyaseten pek bir şey yapamadığı andan itibaren siyaseten Özgür Özel'i teslim alamadığı zaman o zaman işin içerisine hukuku vesaireyi, dokunulmazlığı, şunu bunu, mutlak butlanı falan getirebilir. Mutlak butlan ihtimalinde Özgür Özel ve arkadaşları ne yapacak vesaire? Bütün bunları daha önce tartışmıştık, yine önümüzdeki günlerde tartışabiliriz. Ama Özgür Özel teslim olmayacağını söylüyor. Ve bunu söylerken de çok açık. Özellikle önceki gün Ankara'da Sincan Cezaevi'nde yaptığı ziyaretlerin ardından yaptığı basın toplantısında çok böyle şaşırtıcı şekilde açık ve sertti. Dünkü Bursa olayı üzerine yaptığı toplantıda da öyleydi. Çok açık açık konuşuyor. Açık ve net bir şekilde konuşuyor ve teslim olmayacağını söylüyor. Onu bir izleyelim, en son dün söylediklerinden bir kesiti, sonra devam edelim.

Özgür Özel: ‘‘Yapmadığı tehdit kalmamış, şantaj kalmamış, bilmem ne kalmamış. Bugün yazdırtıyor: ‘Butlan meselesi ciddi olabilir. Özgür Özel'in dokunulmazlığı kalkabilir. Yok bilmem ne olabilir.’ Kardeşim, daha ne şantaj yapacaksınız? Daha ne tehdit edeceksiniz? Biz bunlara kanacak, sinecek, duracak olsak Atatürk'ün koltuğuna mı talip olurdum? Kendim için siyaset yapıyor olsam doğru yer burası olabilir mi ya?’’

Evet, yani ‘‘Sizin istediğiniz gibi ya da kendim için siyaset yapacak olsam bunu yapar mıydım?’’ diyor. Ama şunu unutmayalım; bu süreçte CHP'den kaçanlar oldu. Mesela bugün en son Keçiören Belediye Başkanı AK Parti'ye katılacak. Öyle söyleniyor. Çok şaşırmadık. Ayrılanlar oldu. Aydın'da da oldu, başka yerlerde de oldu. Frene basanlar oldu. Ama Özgür Özel yola devam ediyor. Teslim olmuyor. Ve bu anlamda da hakkını vermek lazım. İlk günlerde ‘‘Özgür Özel mucizesi’’ demiştim. Açıkçası ne kadar sürdürebileceğine çok emin değildim. Şimdi hâlâ bu mucizeyi sürdürüyor ve bunu sürdürdüğü ölçüde de iktidarı rahatsız ediyor. Ama buradaki sorun şu: İktidarı rahatsız ediyor olmasına rağmen muhalefetteki birileri neden ona "Ya artık tadında bıraksak." demeye kalkıyor ya da buna cesaret ediyor? İşte esas soru burada. Ve Özgür Özel'in de, dünkü basın toplantısında da bunun işaretlerini verdi, esas olarak buna yoğunlaşması gerekiyor sanki.
Neyse, bugünün ithafı bir Cumhuriyet Halk Partiliye. Benim çocukluğuma, işte 10'lu yaşlardaydık, damga vurmuş bir siyasetçi, Profesör Turan Güneş. Çok değişik birisiydi. O halimizle, tabii bütün ailem CHP'li olduğu için daha fazla takip ediyorduk. Kıbrıs Harekâtı sırasında Bülent Ecevit hükümetinin, Erbakan-Ecevit koalisyonuydu malum, Dışişleri Bakanıydı Turan Güneş ve orada en büyük çıkışını yaptı. Ama şunu özellikle vurgulamak lazım; Turan Güneş çekirdekten CHP'li değil. Daha ilk 1954 yılında 33 yaşındayken Demokrat Parti'den Kocaeli milletvekili oluyor. Sonra Demokrat Parti'deki o büyük kopuşla Hürriyet Partisi kurucuları arasında yer alıyor. Ondan sonra da CHP'ye katılıyor. Yıllar sonra 1973'te CHP'den milletvekili oluyor ve bakanlığında Kıbrıs Harekâtı ve orada onun bir parolası vardır, Cenevre’deydi yanılmıyorsam görüşmelerde, Türkiye'ye "Ayşe tatile gitsin" diye bir mesaj yolluyor. Ayşe kim? Kızı. Meğer görüşmelerin nasıl gittiğine dair bir parolaymış. O tarihte bu çok yer etmişti.
Kızı Ayşe ile yıllar sonra tanıştım. Kendisi Profesör Sencer Ayata ile evli. O da profesör, siyaset bilimci. O Ayşe şimdi Türkiye'de uzun bir süredir siyaset biliminde kendini gösteren, öne çıkan isimlerden birisi. Bir başka çocuğu Hurşit Güneş de Cumhuriyet Halk Partisi'nde daha önce bir dönem milletvekilliği yaptı. Onu da vurgulayalım. Turan Güneş değişik birisiydi, esprili birisiydi ve deminden beri görüyorsunuz fotoğraflarda, sürekli sigara içen birisiydi. Ecevit gibi sigaracı birisiydi ve 61 yaşında İzmir'den İstanbul'a ya da İstanbul'dan İzmir'e giderken gemide kalp krizi sonucu 1982 yılında hayatını kaybetti. Ölümünden sonra onun bir kitabı çıktı; ‘‘Araba Devrilmeden Önce’’ diye. ‘‘Araba Devrilmeden Önce’’ nedir? Çok meşhur bir atasözü var biliyorsunuz; "Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur." diye, ona nazire yaparak yazılmış bir kitap. Gerçekten çok saygın bir isimdi. Ve geçen CHP'li bir arkadaşımla sohbet ediyordum. ‘‘İran savaşı konusunda CHP ne yapıyor, hangi politikaları savunuyor?’’ falan derken o söylemişti. Yani ‘‘CHP'nin mesela bugün bir Turan Güneş'i yok. Dış politika deyince akla gelecek bir ismi maalesef yok.’’ demişti. Zaten o tür isimler de büyük ölçüde geride kaldı. Turan Güneş'i rahmetle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
05.04.2026 Çözüm sürecinin önündeki en ciddi sorun: Öcalan’ın statüsü
04.04.2026 CHP ile DEM Parti arasındaki makas açılıyor mu?
03.04.2026 Diğer partiler niçin CHP’nin yanında değil?
02.04.2026 Kim darbeci, kim değil?
01.04.2026 Özgür Özel teslim olmuyor
31.03.2026 Düşürülen füzelerin sırrı
31.03.2026 Dr. Hakan Şahin ile söyleşi: Tüm yönleriyle Adana’da kurulan NATO çok uluslu kolordusu
30.03.2026 Türk solundan geriye ne kaldı?
29.03.2026 Siyasetçilerin özel hayatı var mıdır?
29.03.2026 İran savaşı ilk bir ayında bize neler öğretti?
05.04.2026 Çözüm sürecinin önündeki en ciddi sorun: Öcalan’ın statüsü
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı