Diğer partiler niçin CHP’nin yanında değil?

03.04.2026 medyascope.tv

3 Nisan 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün Silivri'de arkadaşlarımız Furkan Karabay ve Fırat Fıstık canlı yayın yaptılar mahkeme sürerken ve orada Cumhuriyet Halk Partisi'nin önde gelen isimlerini de konuk aldılar. Bülent Tezcan'ın konuşmasının bir yerinde Tezcan bir demokrasi cephesinden bahsetti ve bu demokrasi cephesinin sadece partileri içermemesi gerektiğini, tüm toplumu kaplayan bir şey olması gerektiğini söyledi. 19 Mart sürecinin bir yılı aşmış bir zamanda bunun ne kadar gerçekçi olup olmayacağını biraz düşünmek lazım. Özellikle de toplumsal muhalefeti şimdilik bir kenara bırakıp kurumsal muhalefete bakalım. Daha doğrusu muhalefet derken zorlanıyorum aslında. Çünkü iktidar, yani Cumhur İttifakı'nda yer almayan partilerin CHP'ye ve 19 Mart sürecine nasıl yaklaştıklarına baktığımızda ortada çok ciddi bir sorun var. Türkiye İşçi Partisi istisna. Onun dışında tüm partilerin 19 Mart sürecinde CHP ile ilişkilerinin epey mesafeli olduğunu söylemek mümkün. İlk başlarda DEM Parti daha yakın gibiydi. Mitinglere katılmasalar bile CHP ile sürekli bir temasları vardı. Fakat çözüm sürecinin ya da terörsüz Türkiye sürecinin gündeme iyice yerleşmesiyle birlikte bayağı bir mesafeli bir tutum almaya başladılar. Nitekim dün Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan'a Cumhuriyet Halk Partisi'nin erken seçim ya da ara seçim önermelerine parti olarak nasıl yaklaştıkları sorulduğunda bunu kategorik olarak reddetti. Türkiye'nin önceliğinin demokrasi adımları olduğunu söyledi. Seçim gündeminin her şeyin üzerini örteceğini söyledi ve burada CHP ile aralarındaki farkı net bir şekilde koydu.
Dün yine Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ bir açıklama yaptı. Özgür Özel'in adını telaffuz ederek ve diğer partilere de bir Kuvâ-yi Milliye İttifakı çağrısı yaptı ve orada da onun gündeminin çözüm süreci, çözüm süreci karşıtlarının birlikte yer alacağı bir ittifak olduğunu gördük. Yani CHP'nin gündeme getirdiği, getirmek istediği yargı operasyonlarına karşı bir ittifak yerine, olan bir olayın üzerinden bir ittifak yerine olmakta olan ya da olup olmayacağı net olmamakla birlikte bir süreç var. Bu sürece karşı bir ittifak dedi. O da olayı başka bir yere taşıdı. Anahtar Parti yükselişte olan bir parti malum. Önceki gün Yavuz Ağıralioğlu'nu konuk ettim stüdyoda. İzlemişsinizdir, izleyenler vardır. Yavuz Ağıralioğlu çok net bir şekilde bu 19 Mart sürecine dahil olmak istemediklerini söyledi. Bunun siyasi bir süreç olup olmadığını sorduğumda da CHP'nin beklediği cevabı en azından vermediğini söyleyebiliriz. Şimdi geriye ne kalıyor? Gelecek ve DEVA partileri kalıyor. Bu partilerin de bu topa girmediklerini görüyoruz. Ama zaten bu partilerin de çok fazla bir etkilerinin artık kalmadığını, Meclis’teki gruplarını bile ya da milletvekillerini muhafaza etmekte çok ciddi zorlandıklarını görüyoruz. Saadet Partisi nispeten daha yakın ama onlar da bir 19 Mart süreci gibi bir olayın içerisinde pozisyon almadılar. Alacağa da benzemiyorlar. Bir diğer parti, Yeniden Refah Partisi hiçbir şekilde bu konuyu telaffuz etmedi.
Şimdi burada nasıl bir şey çıkıyor ortaya? Cumhuriyet Halk Partisi bir demokrasi cephesi, demokratik cephe oluşturmak istiyorsa olayı 19 Mart'ın ötesinde bir yerde tarif etmeye çalışması lazım. Ama ortada Kılıçdaroğlu döneminde yaşanan çok ciddi bir Altılı Masa deneyimi var. Pardon, İYİ Parti'yi anmadım. İYİ Parti'nin de CHP'ye zaman zaman destek açıklamalarını yaptığını görüyoruz. Ama en son mesela Nevroz konusunda, Nevroz’da CHP'lilerin yolladıkları, Özgür Özel'in ve Ekrem İmamoğlu'nun yolladıkları mesaja da çok sert tepki verdiklerini de görüyoruz. Evet, demokrasi cephesine gelecek olursak burada böyle bir cephenin önünde her şeyden önce bir Altılı Masa fiyaskosu var. CHP etrafında bir araya gelmek, sağ partilerin CHP'nin yanında yer almak konusunda bir daha bir adım atacaklarını açıkçası düşünmüyorum. Böyle bir şeye girmeyeceklerdir. Bunun bir nedeni kendi potansiyel seçmenlerini kaybetmek olabilir ama bir diğer nedeni de iktidarla, Erdoğan'la çok ciddi bir saflaşmaya, bir kavgaya girmek istememeleri olacak. Şu ana kadar benim gördüğüm Cumhuriyet Halk Partisi dışında son dönemde, son bir yılda örneğin AKP'yi topyekûn bir şekilde, sistemli bir şekilde eleştiren, AKP iktidarını, daha doğrusu AKP-MHP ittifakını sistemli bir şekilde bütün yönleriyle eleştiren pek bir parti yok. İYİ Parti kısmen, ama onlar da çözüm süreci temelli bir propaganda yapıyorlar. Zafer Partisi’nin ilginç bir şekilde eskisi kadar sesi çıkmıyor. Özellikle Ümit Özdağ'ın cezaevinden çıkmasından sonraki süreçte Zafer Partisi'nin o sokaktaki kendini gösteren halinden geride pek bir şey kalmadığını görüyoruz. Bunun bir nedeni de tabii ki Suriye meselesinde Suriye'de rejimin değişmesi ve sığınmacılar konusunun eskisi kadar gündemde olmaması.
Peki böyle bir cephe zorsa, mümkün değilse CHP ne yapabilir? Aslında bu bir anlamda Cumhuriyet Halk Partisi için bir şans. Ne oluyor? O zaman mitinglerde söyledikleri o Türkiye İttifakı denen olaya daha fazla yaklaşmış oluyorlar. Partiler üzerinden bir ittifak yapmak yerine, partiler üzerinden bir ittifak aramak yerine doğrudan birebir ilişkilerle bunu yapmak gibi bir şansı yakalıyorlar. Ama orada da çok ciddi bir başka sorun var. Cumhuriyet Halk Partisi tek başına iktidara gelebilecek bir parti değil ya da Cumhuriyet Halk Partisi'nin cumhurbaşkanı adayının tek başına %50 + 1 oyu alabilmesi mümkün gözükmüyor. Birilerinin desteği olması gerekiyor. Birileriyle bir şekilde uzlaşması gerekiyor. İşte AKP'nin becerdiği ya da Erdoğan'ın becerdiği en önemli husus bence bu. Cumhuriyet Halk Partisi'ni bir yanıyla yalnızlaştırıyor. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi'ne toplumsal alanda daha geniş bir alan açıyor ama aritmetiğe geldiği zaman CHP'yi zorluyor. Şimdi mesela erken seçim çağrısı yapıyor Cumhuriyet Halk Partisi. Diyelim ki cumhurbaşkanlığı seçimi oluyor. CHP'nin adayı diyelim ki bir şekilde Ekrem İmamoğlu oldu. Ekrem İmamoğlu'nun ilk turda %50 + 1 oyu alabilmesi ya da Mansur Yavaş, her kimse, alabilmesi ne derece mümkün?
Geçen seçimde gördük. Sinan Oğan diye bir isim çıktı ve ikinci tura kaldı seçimler ve Sinan Oğan hemen Erdoğan'a yanaştı. Şimdi çok daha fazla adayın gireceği bir seçim olma ihtimali var. Ve bu adayların olması nedeniyle de seçimin ikinci tura kalma ihtimali çok yüksek. Orada işte pazarlıklar söz konusu olacak. Geçen seçimde Kılıçdaroğlu'nun Ümit Özdağ'la yaptığı pazarlığın — nasıl söyleyeyim, ilk aklıma gelen şeyi söyleyeyim — sakil olduğunu ve hiçbir işe yaramadığını görmüştük, son dakikada yapılan pazarlığın. Şimdi CHP'nin önünde çok ciddi bir sorun var. Yani bir yanıyla bu bir fırsat. Yani diğer partilerin CHP'nin yanında durmaması CHP'nin önünde bir fırsat. Ama bu yalnızlık seçim aşamasına geldiğinde CHP'nin önünde çok ciddi bir engel oluşturacak. Ve burada şuna kesinlikle eminim ki bu partilerin CHP'nin yanında durmamalarında iktidarın doğrudan ya da dolaylı, açık ya da örtülü bir dahli muhakkak var. CHP'yi bu anlamda kurumsal anlamda yalnızlaştırma yolunda Erdoğan'ın yapabileceği çok şey var ve bunları yapmaya devam edecek gibi gözüküyor. Ve burada Cumhuriyet Halk Partisi bütün bu sorunlara rağmen, yapılan operasyonlar, süren operasyonlara rağmen bunlara cevap verebilmesi gibi bir zorlukla karşı karşıya. CHP'nin işi zor ama bu zoru başarabilmesi durumunda çok şaşırtıcı sonuçlar da elde edebilir. Fakat an itibarıyla, bugün itibarıyla baktığımız zaman Erdoğan'ın daha rahat nefes alır bir halde olduğunu kestirmek hiç zor değil, iç siyaset anlamında.
Neyse, bugünün ithafı dün kaybettiğimiz çok iyi bir insan Hüsrev Hatemi Hoca. Profesör Hüsrev Hatemi 88 yaşında hayatını kaybetti. Çok az tanıştım. İkiz kardeşi Hüseyin Hatemi'yi daha fazla tanırım. Evet, burada hangisi hangisi bilebiliyorsanız maşallah, ben biliyorum galiba ama söylemeyeceğim. Şimdi bunların ikisinin birlikte fotoğrafını gösterince şunu size anlatayım. Yıllar önceden bir anım. Nokta dergisinde çalışıyoruz. Hüseyin Hatemi Hoca ki hukukçu biliyorsunuz, siyasi konulara daha fazla giren birisidir. Hüsrev Hoca ise siyasi konulara girmez. O şiirle uğraşır, edebiyatla uğraşır, müzikle uğraşır. Esas olarak doktor zaten kendisi. Öğrencileri var falan. Biz de Nokta'nın o yıllarında Hüseyin Hatemi'yi değişik vesilelerle konuk ediyorduk, kendisiyle röportaj yapıyorduk ve bir gün bize bir mektup geldi. Hüsrev Hatemi Hoca'dan geldi mektup. Diyor ki mektup, yayınladık da onu, okur mektupları vardı; ‘‘Son sayınızda kardeşimle bir röportaj yapmışsınız, orada fotoğrafını basmışsınız ama o fotoğraf onun fotoğrafı değil, o benim fotoğrafım, yanlış basmışsınız. Size yanlışınızı göstermek için...’’ deyip beraber oldukları bir fotoğraf yollamıştı bize. Şimdi yan yanalar ve şöyle bir fotoğraf. Hangisi hangisi? Mesela burada diyelim ki ‘‘Çizgili kravatlı benim’’ diyecek değil mi? Öyle demiyor. O fotoğrafta birisinin elinde şemsiye vardı unutmuyorum. ‘‘Şemsiyeli olan benim’’ demiyor. Şunu demişti Hüsrev Bey: ‘‘Bu fotoğraftaki yakışıklı olan benim. Ona göre bir daha bu hatayı yapmayın’’ demişti. Onu hiç unutmam. Çok değişik birisi. Çok, nasıl söyleyeyim, iyi insan. Yani şu ana kadar Hüsrev Hoca hakkında kötü bir şey söyleyen kimseyi açıkçası görmedim, tanımıyorum. Hep iyilikle anılmış. Şiirleri, şiirlerinden yapılan birtakım besteleri söylediğini de duydum, yani şarkı olarak okuduğunu da duydum ama ben dinlemedim açıkçası. Kendisi bir hastalığın ardından 88 yaşında aramızdan ayrıldı. ‘‘Yozlaşmadan Uzlaşmak’’, ‘‘Kelimeler Kitabı’’, ‘‘Gelin Tanış Olalım’’ gibi çok sayıda anıları da var, şiirleri de var. Kitaplarını bıraktı, öğrencilerini bıraktı ve burada gördüğünüz gibi bize veda etti. Kendisini saygıyla anıyorum. Allah rahmet eylesin diyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
05.04.2026 Çözüm sürecinin önündeki en ciddi sorun: Öcalan’ın statüsü
04.04.2026 CHP ile DEM Parti arasındaki makas açılıyor mu?
03.04.2026 Diğer partiler niçin CHP’nin yanında değil?
02.04.2026 Kim darbeci, kim değil?
01.04.2026 Özgür Özel teslim olmuyor
31.03.2026 Düşürülen füzelerin sırrı
31.03.2026 Dr. Hakan Şahin ile söyleşi: Tüm yönleriyle Adana’da kurulan NATO çok uluslu kolordusu
30.03.2026 Türk solundan geriye ne kaldı?
29.03.2026 Siyasetçilerin özel hayatı var mıdır?
29.03.2026 İran savaşı ilk bir ayında bize neler öğretti?
05.04.2026 Çözüm sürecinin önündeki en ciddi sorun: Öcalan’ın statüsü
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı