Öcalan, Mazlum Abdi’yi ikna edebilir mi?

28.11.2025 medyascope.tv

28 Kasım 2025’te medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün bu kazakla çıktım. Çok beğenenler olmuş. Ben de bugün yine onunla çıkayım dedim. Bunun kısaca öyküsü Müge'nin, yani eşimin ricasıyla Tülay Hanım'ın, yani kayınvalidemin ördüğü bir kazaktır. İkisine de tekrar çok teşekkür ediyorum. Şimdi bugünkü konumumuz, daha önce de çok konuştuk, ama olsun, Suriye ağırlıklı bir şeyler söylemek istiyorum. Dün gece Amberin Zaman'la yaptığımız yayını izlediyseniz önemli bir bölümünde tartıştığımız bir konuydu bu. Ben burada bir de kendi başıma orada söylemeye çalıştığım şeyleri biraz daha anlatmak istiyorum. Malum konu Suriye. Suriye'de PYD, YPG ve SDG, çok isimler var, artık bunları Ankara'nın istediği bir noktaya gelip gelmeyeceği meselesi. Ve burada da kilit isim SDG komutanı, Trump'ın da kendisinden general diye bahsettiği, geçen Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’ndeki konferansta, Duhok'taki konferansta general olarak tanıtılan Mazlum Abdi, komutan Mazlum Abdi'nin Öcalan'la ilişkisi meselesi. Abdi, Mezopotamya Haber Ajansı’na verdiği röportajda Öcalan'la görüşmek istediğini söyledi. Kendisiyle haberleştiklerini ama görüşmek istediğini söyledi. Bu çok önemli bir nokta. Çünkü şu anda Türkiye'deki tartışma büyük ölçüde Suriye'de yoğunlaşmış durumda. Nitekim İmralı'ya giden Meclis heyetinin de en önde gelen gündem maddelerinden birisinin Suriye olduğunu biliyoruz. Suriye'de SDG'nin ikna edilmesi diyelim. Bu olduğunu biliyoruz.
Şimdi şöyle bir algı var. Dün yayında bunu birazcık tartışmaya çalıştık. Kimileri şunu söylüyor, ‘‘Abdullah Öcalan Suriye'deki Kürtlere Ankara'nın çizgisine gelmelerini söyledi ama onlar topu taca atıyorlar, zaman kazanmaya çalışıyorlar’’ gibi birtakım argümanlar var. Yani, ‘‘Öcalan istiyor ama onlar yapmıyor ya da acele etmiyor’’ gibi argümanlar var. Hatta bazıları, ki bunlar sürece başından beri karşı çıkan birtakım Kürt çevreleri, Öcalan'ı bir tür hain olarak gören Kürt çevreleri, onlar bu işi daha da abartarak Öcalan'ın Mazlum Abdi'ye söz geçiremediğini söylüyorlar. Böyle alenen bu konuda birtakım dolaşıma sokulan haberler var. Peki işin aslı ne olabilir? Şu ana kadar belli bir aşamaya kadar Öcalan'ın İmralı'daki yaptığı görüşmelerin notları sızdı. Bunların içinde, bunların hemen hemen hepsinde Suriye meselesinin önemli bir gündem maddesi olduğunu gördük. Hatta bir notta, ki o not aylar sonra yurt dışında birileri tarafından yayınlandı, bir telekonferans ve telekonferansa doğrudan SDG'den bir isim, İlham Ahmed, şu anda o hareketin neredeyse 2 numarası olarak dikkat çeken bir kadın. Dış ilişkilerden sorumlu olan kişi. Onunla Öcalan'ın doğrudan görüştüğünü biliyoruz. Ben bunu aslında aylar önce İlham Ahmed'in adını vermeden haberleştirmiştim. Orada da Öcalan onlara Şam'la iş birliğini telkin ediyor ama ısrarla şunu söylüyor: "Sakın kendi emniyetinizi ihmal etmeyin." Kritik nokta bu. Sınırların Şam'a teslimi gibi hususları söylüyor, ki buna SDG'nin de çok fazla bir itirazı yok ama diyor ki: "Siz yine de temkini elden bırakmayın."
Onun çizdiği bir perspektif var: Demokratik entegrasyon diye bir perspektif var; onun Şam'da uyarlanmasını, benimsenmesini istiyor. Fakat ortada henüz demokrasi bir kenara, devlet bile yok. Dolayısıyla böyle bir ortamda Öcalan'ın kalkıp SDG'ye Şam'a tabi olmalarını söylemesini beklemek hiçbir şekilde gerçekçi değil. Zaten Öcalan'ın öyküsüne baktığımız zaman, özellikle cezaevine girdiği andan sonraki öyküsüne baktığımız zaman onun dönem dönem yaptığı birtakım çıkışlara, çözüme yönelik çıkışlara baktığınız zaman ne PKK'ya ne de başka bir kendi denetimindeki yapıya yapmaya yanaşmayacakları şeyleri dayatmadığını görüyoruz. Mesela bir önceki çözüm sürecinde Türkiye'deki PKK güçlerinin çekilmesini söylemişti. Biz o sırada gazeteci olarak Kandil'de bunun basın toplantısını izledik. Orada Murat Karayılan'ın yaptığı toplantıda çok da fazla gönüllü olmadıklarını gördük ama yaptılar. Fakat geri çekilirken bazı güçlerinin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin saldırısına uğradığı gerekçesiyle geri çekilmeyi durdurdular. Buna Öcalan itiraz etmedi. Bu geçmişteki olay. Bu sefer de mesela ne oldu? Öcalan acaba ne diyecek diye bekledik. Öcalan'ın silah bırakma çağrısı yapmasını bekledik. Onun üstüne bir de fesih önerisi getirdi ve beklendi ki PKK buna ne cevap verecek. PKK "tamam" dedi. 27 Şubat'taki bu açıklamanın ardından mayıs başında kongre toplayarak Öcalan'ın çağrılarını kabul etti. Yani fesih kararı aldı, silah bırakma kararı aldı.
Suriye konusunda da böyle olduğunu düşünüyorum. Öcalan'ın karşı tarafın kabul etmeyeceği bir şeyi onlara empoze etmeye çalışması birçok açıdan kendisini zor durumda bırakır. Öncelikle iktidarını sorgulatır devlet nezdinde. Yani diyelim ki Mazlum Abdi'ye bir şey söylüyor, o yapmıyor. Ondan sonra onun devlette muhatap olduğu kişiler gözündeki kredisi iyice düşer. Olayın bir bu yönü var. Bunu karşı tarafın da düşündüğünü unutmamak lazım. Mesela Kandil'dekiler de kendilerine önder olarak gördükleri Öcalan'ın devlet nezdindeki kredisini yükseltmek için onun çağrılarına ona göre cevap veriyorlar. Burada açıkçası bu örgütler arasında, yani PKK'nın kendi örgütleriyle ilişkisi bağlamında, böyle bizlerin tam olarak anlayamadığı bir dil var. Bunu asla unutmamak lazım. Bu bakımdan şimdi Mazlum Abdi'ye gelecek olursak, bir fotoğraf var, görmüşsünüzdür. Biz de daha önce yayınladık. Bu fotoğraftaki o delikanlının ya da bayağı, yani çocukluktan gençliğe doğru giden kişinin Mazlum Abdi olduğu söylenir, ki yalanlandığını görmedim. Öcalan'ın Suriye döneminden bir fotoğraf ve bir iddiaya göre onun manevi oğlu. Öcalan biliyorsunuz Suriye'de kaldı. Esad rejimi tarafından korundu ve orada Suriye'deki Kürtleri de örgütledi. Bugünkü PYD, YPG, SDG yapılanmalarının temelini Öcalan bizzat attı. Oradan birtakım gençler Bekaa Vadisi'ndeki PKK kamplarında eğitime gittiler ve bu bayağı bir sürekli işleyen bir mekanizma oldu.
Mazlum Abdi'nin bir başka özelliği şu: Oralarda eğitim gördükten sonra PKK içerisinde hızla yükseldi. Bir iddiaya göre Türkiye'de de faaliyetlerde bulundu. Ama en önemlisi bir dönem Avrupa'da PKK'nın Avrupa sorumlusu oldu. Yani bu kadar Öcalan'ın yanında, çevresinde olmuş bir isimden bahsediyoruz. Yani Kürtlükten ya da buna benzer görüşlerinden etkilenmekten öte örgütsel bir ilişki var. Ve bu anlamda Mazlum Abdi'nin ve diğer Suriye'deki Kürt yöneticilerinin Öcalan'ın meşruiyetini sorgulaması beklenemez. Bir kere onu özellikle vurgulamak lazım. Kimilerinin sandığı, kimilerinin umduğu gibi Amerika'ya, İsrail'e ve başka güçlere güvenerek buna karşılık Öcalan'ı kelimenin kaba anlamıyla satacağı, satabileceği hiçbir şekilde bir seçenek olarak masada değil. Kimileri bu konuda çok ısrarlı, çok hevesli ama bunun olma ihtimalini yani %0 gibi görüyorum. Bu ilişki böyle köklü bir ilişki. Ve dün Amberin Zaman'ın yayında bir yazısına atfen söylediği (kendisi daha önce yazmış): ‘‘Mazlum Abdi ve diğerleri, Öcalan'ın İmralı'da bir hücrede çürümesine neden olmak istemezler’’ sözü önemli. Yani diyelim ki her şey tıkır tıkır gidiyor ama Suriye'deki SDG yöneticileri Öcalan'ı dinlemedikleri için işler yarım kalıyor. Böyle bir seçenek yok. Fakat şu var, Mazlum Abdi'nin görüşme talebi de o anlamıyla önemli; neyi, nasıl yapmaları gerektiğini, bunun detaylarını konuşmak istiyorlar. Yani böyle bir cümlelik talimat ve bunun anında yerine getirilmesi yerine, daha uzun, bütün boyutlarıyla kendisiyle konuşmak istiyorlar anladığım kadarıyla. Daha önce konuşmuşlar, bunu kendileri de söylüyor. Zaten demin bahsettiğim o telekonferans da var, yazılan mektuplar var. Mektuba verdikleri cevap, mesela onu daha önce bir yayında ele almıştım, o verdikleri cevabın ‘‘Öcalan'a hayır’’ olduğunu sunmaya çalıştı Türkiye'de medya. Hiç de öyle olmadığını görüyoruz.
Şu haliyle baktığımız zaman, özellikle Meclis heyetinin Öcalan'a gitmesinin ardından çok geçmeden Suriye'den birtakım isimlerin Türkiye'ye geleceğini, Ankara'da da resmi ve açık temaslarda bulunacaklarını, ama en önemlisi Mazlum Abdi mi olur, İlham Ahmed mi olur ya da bir başkası mı olur, hepsi olabilir, İmralı'da Öcalan'la görüşmelerinin çok geçmeden gerçekleşmesini ciddiye almak lazım. Çünkü kim ne derse desin bu süreç gidiyor, yol alıyor ve bu yolun en önemli yerlerinden birisi ise Suriye. Ben burada noktayı koyayım ve size sorayım: Suriye'de anlaşma olmazsa Türkiye'de ne olur? Böyle bir seçenek mümkün mü? Bunu size sormuş olayım.
Ve bugünün ithafına gelelim. Oğuz Atay. Evet, Oğuz Atay 1977'de hayatını kaybetmiş. Benim kendisini keşfetmem... Aslında hayatında çok az bilinen, çok az okunan birisiymiş ama ölümünün ardından birden 80'li yılların başlarında herhalde popülerleşmeye başladı. Ben de Boğaziçi Üniversitesi’nde okurken, 82, 83 o tarihlerde Hisar Kahve'deki muhabbetlerden öğrendim Oğuz Atay'ı. İşte o dönemin sol entelektüel çevrelerinde ama solun dışında da çok konuşulan bir isimdi. Aslen bir mühendis, inşaat mühendisi ama kendisi 70'li yılların başında yazmaya başlıyor ve ilk romanı "Tutunamayanlar" gerçekten acayip bir kitaptı. Yani hâlâ çok konuşulur. Hâlâ okunduğunu düşünüyorum. Benim için çok çarpıcı olmuştu. Çünkü biz daha çok o zamana kadar en azından Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi denen türe yatkın gibiydik. Arada, cezaevinde özellikle onun dışında şeyler okuduğumuz oldu ama bunların çoğu yabancıydı. Evet, Türkiye'de böyle bir yazarla karşılaşmak çok çarpıcı oldu. Kendisinin çok kısa süren bir hayatı var. Onun özellikle hocası olan, adını şimdi bulacağım, mühendislik okurken hocası olan kişi için yazdığı "Bir Bilim Adamının Romanı" kitabı var. Evet, Profesör Mustafa İnan. Onun da nasıl bir vefa örneği olduğunu bize gösteriyor. "Tehlikeli Oyunlar", başka şeyleri de var, ölümünden sonra çıkan kitapları da var. Ve öyküleri... Öyküleri neydi? "Korkuyu Beklerken" miydi? Öyle olması lazım. Evet, "Korkuyu Beklerken." Orada bir demiryolu hikâyecileri öyküsü vardır. Okumadıysanız muhakkak okuyun. Sonu şöyle biter: "Ben buradayım sevgili okuyucum. Sen neredesin acaba?" Çok çarpıcı bir söz. Evet, okuyucusuyla öldükten sonra buluşabilmiş bir büyük yazar Oğuz Atay'ı saygıyla ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
30.11.2025 CHP mucizesi sürüyor
29.11.2025 Peki iktidar CHP’ye hazır mı?
28.11.2025 Öcalan, Mazlum Abdi’yi ikna edebilir mi?
27.11.2025 Fatih Altaylı niçin tahliye edilmedi?
26.11.2025 İmralı hamlesi çözüm sürecini nasıl etkiler? | Ruşen Çakır ve Mümtaz'er Türköne yorumluyor
26.11.2025 Transatlantik: Rusya-Ukrayna savaşı bitiyor mu? | Trump'ın gözü Venezuela'da
26.11.2025 Devlet Bahçeli Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilebilir mi?
25.11.2025 Ve artık süreci tartışmaya başlayabiliriz
24.11.2025 Kılıçdaroğlu’ndan Özel ve İmamoğlu’na cankurtaran simidi
23.11.2025 DEM Partililerin CHP’ye kızmaya hakları yok
30.11.2025 CHP mucizesi sürüyor
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı