Uyduruk bir “casus davası”nın peşinde

11.05.2026 medyascope.tv

11 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar. Bu yayını siz seyrederken ben Silivri yolunda olacağım çünkü Silivri'de mahkeme var, duruşma var. Ama bu sefer İstanbul Büyükşehir Belediye davasını izlemeye gitmeyeceğim. Daha doğrusu o davada ben aynı zamanda tutuksuz yargılanıyorum biliyorsunuz ama tutuksuz sanıkların ayrılan yerinde davayı izliyorum. Tutuklu sanıklarla kısa da olsa konuşma imkanı buluyorum. Ama bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası var fakat yepyeni bir dava başlıyor: "Casusluk davası". Bu davanın dört tane sanığı var: Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün adındaki bir şahıs. İlginç bir şahıs, eksantrik birisi. Onun sayesinde diyelim açılmış bir dava. Başlığa "uyduruk" dedim. Casus davasına "absürt" demeyi düşündüm ama absürtte yine de bir kalite var. "Absürt tiyatro" diye bir şey var mesela; absürt iyi bir şey olabilir ama bizimki absürt de sayılamayacak bir şey, uyduruk bir dava. Normal şartlarda bu davanın ilk ipuçları ortaya çıktığında gerçekten çok şaşırmıştık. Birisi var; dünyanın dört bir tarafında yaşayan, hayatının büyük bir kısmı yurt dışında geçmiş birisi. Ankara'da cezaevinde ve etkin pişmanlıktan yararlanıyor. Necati Özkan'ın, Ekrem İmamoğlu'nun ve Merdan Yanardağ'ın adını veriyor. Ne oluyor? Casusluk.
Ben bu konulara çok meraklı birisiyim. Casusluk tarihi konusunda NTV'de bir belgesel hazırlamıştık yıllar önce "5. Kol" diye. Onun dışında casusların hayatını bayağı bir merak ederim. Casusluk edebiyatı, ona "casusiye" de deniyor; casus romanları, filmlerini de bayağı izleyen birisiyim. Tarihini az buçuk bilirim ve buna tabii ki casusluk; Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ hepsi ayrı ayrı tanıdığım kişiler. Daha önce de söylemiştim; Merdan'la aynı mahallenin çocuğuyuz. İstanbul'da Çağlayan'da aynı ilkokuldan aynı sene mezun olduk. Aynı sınıfta okumadık ama o zamandan beri de birbirimizi tanırız. Necati Özkan'ı yıllardır siyasal iletişimci olarak tanırım ve arkadaşımdır, dostumdur. Ekrem İmamoğlu'nu da bir gazeteci olarak tabii ki yıllardır, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olduğundan beri biliyorum ve bunların adının bir casusluk olayında beraber geçmesi başlı başına şaşırtıcıydı ve baktık eldeki malzemeye. Ne yaptılar? Savcılar yine her zaman olduğu gibi yandaş medyaya servis ettiler. O kişinin, Hüseyin Gün adlı kişinin verdiği birtakım bilgiler, onun telefon numaraları, onun not defteri vesaire ve bu şahsın casus olduğunu düşündük ilk başta. Sonra ama ortada casusluk yaptığına dair herhangi bir şey görmedim.
Diyelim ki casus; nerenin casusu olduğunu bilmiyorum, zaten iddianamede de bildiğim kadarıyla yok. Yani "Şu gizli servis adına çalışıyor, bu gizli servis adına çalışıyor" gibi bir şey de yok. Ama belli ki bu kişi sosyal medya üzerinde çalışan ve her şeyde, her tarafta bezi olan ya da bez yapmaya çalışan ilginç birisi. Bir belki roman kahramanı olabilir ama bu geldi kendisini kurtarmak için herhalde, çünkü hakkında başka suçlamalar var. Bir ölüm var; "annem" dediği ama ilişkisinin ne olduğu tam bilinmeyen bir kadının ölümü var. Kadının oğlunun verdiği, yaptığı ihbarlar var. Böyle karışık kuruşuk işler ama bir şekilde olay geldi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlandı. Necati Özkan'a bağlandı, oradan Ekrem İmamoğlu'na. Birlikte çekilmiş bir fotoğraf... Şimdi birlikte çekilmiş fotoğraf deyince mesela eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun çektirdiği fotoğraflar gelsin aklınıza. Bir yığın suçluyla değişik zamanlarda çekilmiş fotoğraflar ama hiç de bir şey olmuyor. Burada birlikte çekilmiş bir fotoğraf var, galiba 10-15 dakikalık bir ayaküstü muhabbet var; ondan ibaret bir olayın üzerinden casusluk inşa ediliyor.
Peki diyelim ki belediyeyi, Necati Özkan'ı, Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı olarak bir şekilde yaptılar; Merdan ne arıyor işin içinde? Çünkü hiçbir şekilde Büyükşehirle beraber adı geçmiyor. Meğer Merdan Yanardağ’ın da bu şahsın "annem" dediği kadınla tanışıklığı var, görüşüyor ve kadın aracılığıyla bu adamla da görüşmüş. Belli ki bu beyefendi kendini kurtarmak için iktidara birilerini sunuyor. Ve ne yaptılar? Merdan'ı, ki Merdan'ı tanıyanlar onun bir casusluk, masusluk böyle işlerle hiçbir şekilde ilişkisi olmayacağını çok iyi bilirler. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti bilir, devletin istihbarat birimleri bilir, öyle diyeyim. Ve Merdan'ı da içeri attılar, tutukladılar ve kanalına, Tele1'e el koydular. Çöktüler ve satıyorlar. Şimdi Tele1'i satmaya çalışıyorlar. Böyle ucuz bir eleman bulunmuş, kendini kurtarmak isteyen birisi ve böyle bir dava yaratılmış. Şimdi bu dava tek başına şu 19 Mart'tan bu yana neler yaşadığımızın çok bariz bir işareti, zirvesi. Bu kadar uyduruk, bu kadar anlamsız bir suçlama yapılıyor; mahkeme bunu ciddiye alıyor, yargılama başlayacak. İşte bugün başlayacak, bakalım ne olacak. İlk gün çok kalabalık olacağını tahmin ediyorum. Özellikle Merdan'la dayanışma için gidecek olan gazeteciler olacak, onu biliyorum. Yine çok sayıda avukat olmasını bekliyorum. Daha küçük bir salonda olacak ama burası, bu dava aslında Türkiye'de yargının nasıl iflas ettiğinin, daha doğrusu kendini yok ettiğinin çok acı bir örneği olarak karşımıza çıkacak.
Necati Özkan cezaevinden sürekli bununla ilgili bir şeyler yazıyor. Bir yerde diyor ki, çok güldüm ama çok da anlamlı; ‘‘Beni bu şebekenin başı olarak söyleseler anlarım. Bu adam kimdir, nedir, neyin nesidir, nasıl bir şebekedir bu?’’ diye yakınıyor. Yani acı bir olay, komik bir olay ama trajikomik bir olay, uyduruk bir olay ve biz de orada buna tanık olacağız. Çok ciddi bir şeymiş gibi bunun yargılaması olacak. Bakın Türkiye, özellikle son yıllarda istihbarat alanında çok ciddi ilerlemeler katetti. Bunu herkes söylüyor, bunun birtakım örneklerini de hayatta yaşıyoruz. Bu kadar istihbarat olayını ciddiye alan bir ülkenin ‘‘casusluk davası’’ diye bu kadar uyduruk bir şey yapması gerçekten hazin. Hepimiz için, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hepsi için utanç verici bir olay. Ama dava başlıyor, bakalım neler olacak. Size davada neler olduğunu yarınki yayında anlatmayı düşünüyorum. Ama bugün yine öğlen kısa bir zaman diliminde saat 14.00'te orada sıcağı sıcağına bir şeyler de canlı yayında anlatacağız. Ama notlar alacağım ve büyük bir aksilik olmazsa, başka bir konu devreye girmezse bu dava hakkında devam etmeyi düşünüyorum. Çünkü casusluk dünyasının, casusların da herhalde utanacağı bir davayla karşı karşıyayız.
Bugünün ithafı evet, Can Baba; Can Yücel. Baktım şimdi, 99, 27 yıl olmuş, sanki dün gibi. Çünkü şöyle bir şey var: Can Yücel sürekli gündem de; yazdıkları ve yazmadıkları, ona atfedilenlerle sürekli gündemde. Türkiye'nin büyük Milli Eğitim bakanlarından Hasan Âli Yücel'in oğlu; yurt dışında Cambridge'te okumuş. Latince, Yunanca tabii ki İngilizce de var ve çeviri yapıyor. Bir ara BBC'de seslendirme yapıyor, haber okuyor ama aynı zamanda şair; iyi şair, dobra şair, biraz hani argoyu da çok fazla kullanan ve güzel kullanan birisi Can Yücel. Benim için Can Yücel'in ayrı bir anlamı var çünkü biz Galatasaray Lisesi'nde okurken onun oğlu Hasan da bizden bir iki sınıf yukarıdaydı. O o zaman Türkiye İşçi Partisi'ne yakın bir yerdeydi; biz daha radikaldik ama Hasan'ı bir abi olarak çok severdik. Yurt dışında bir yerlerde olması gerekir. O zamandan beri bilirdik; şairin oğlu. Ki o yıllarda Can Yücel yeni yeni daha popüler oluyordu. Tabii ki dede Hasan Âli Yücel'i herkes biliyordu. Can Yücel Datça'da defnedildi. Datça'da yaşamak istedi, oraya gömülmek istedi ve geride çok sayıda şiir kitabı ve çeviri; birbirinden farklı çeviriler, şiir çevirileri de var, roman çevirileri de var, Shakespeare çevirileri de var, bunları bıraktı ve aramızdan ayrıldı. Ama dediğim gibi sürekli olarak bir şekilde Can Yücel'in adı anılıyor; bu kadar topluma mal olmuş birisi olamaz. Tabii ki Can Yücel de Türkiye'de sol hareketin içerisinde yer almış tüm aydınlar gibi değişik dönemlerde bu devletin gadrine uğradı diyelim. Yaşasaydı ve bu casus davasını görseydi herhalde bir okkalı küfür ederdi diyorum. Can Yücel'i rahmetle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
17.05.2026 İmralı ile Kandil arasında sorun çıkmasını umanların yaşadığı derin hayal kırıklığı
15.05.2026 Evet, hedefte Özgür Özel var
14.05.2026 Mevcut yargı sistemi en ufak bir iyimserliğe bile izin vermiyor
12.05.2026 Acayip bir dava: Casus dediler "Jön Türk" çıktı
11.05.2026 Uyduruk bir “casus davası”nın peşinde
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
09.05.2026 Burcu Köksal'ın AKP'ye katılacak olmasının düşündürdükleri
08.05.2026 Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’a rağmen sürece sahip çıkıyor
07.05.2026 İdris Baluken ile söyleşi: Somut adımlar atılacak mı? Süreç menzile varacak mı?
07.05.2026 Hayvan düşmanlığının siyasi boyutları
17.05.2026 İmralı ile Kandil arasında sorun çıkmasını umanların yaşadığı derin hayal kırıklığı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı