Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek mutlak butlan kararından habersiz miydi?

22.05.2026 medyascope.tv

22 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Doç. Dr. Ümit Akçay'la mutlak butlan olayının ekonomik boyutunu konuşacağız. Ümit, merhaba.
Ümit Akçay: Merhabalar.

Ruşen Çakır: Dün, 21 Mayıs'ta yaşanan ‘’mutlak butlan’’ olayı esnasında Mehmet Şimşek İngiltere’deydi. İngiltere'den birisi “Mehmet Şimşek orada bir toplantı sırasındayken bu haberin geldiğini ve orada portföy yöneticilerinin toplantıyı terk edip ofislerine gittiklerini” söyledi. Ortalık bayağı karıştı ve sanki, Mehmet Şimşek ve ekonomi yöneticileri mutlak butlan kararını bilmiyordu, beklemiyordu gibi bir hava yaratıldı. Sen de, “Bu, böyle değil galiba” dedin. Dün yaptığım yayında https://medyascope.tv/2026/05/22/merkez-bankasi-mutlak-butlan-kararini-biliyor-muydu-video/ Prof. Öner Günçavdı’yla bu olayın ekonomik boyutunu değerlendirdiğimde, Öner çok ilginç bir şey söyledi: Merkez Bankası'nın yaptığı Amerikan tahvilleri satışının mutlak butlan olayına hazırlık olma ihtimalinin” altını çizip, ‘’ekonomi yöneticileri bunu biliyor olabilirler” dedi. Tabii kesin bir şekilde söylemedi ama böyle bir ipucu verdi. Seninle devam edelim. Mehmet Şimşek'in haberi olmadan böyle bir karar çıkmış olabilir mi?
Ümit Akçay: Sanmıyorum. Bu söylentilerin ortaya çıkmasında şöyle bir arka plan var zannediyorum. Sanki Mehmet Şimşek’ten habersiz bir şekilde ve hatta Mehmet Şimşek'e dahi komplo kurulur bir şekilde bu iş yapıldı gibi bir varsayım var. Bu varsayımda da “Mehmet Şimşek aslında bizim için iyi şeyler yapıyor da hükümet onun elini tutuyor, hükümet onun işlerini bozuyor” gibi bir yaklaşım var sanıyorum.

Ruşen Çakır: İyi polis, kötü polis yani.
Akçay: Gibi, evet. Nedense özellikle bazı muhalif çevrelerde, ben de dün muhalif kanallara hızlıca göz attım. Orada olayın siyasi vahameti yanında, “Eyvah Mehmet Şimşek de görevden alınırsa ne olacağız?” şeklinde bir yakınmalar silsilesine tanık oldum. Şöyle görüyorum: Geçtiğimiz yıl 19 Mart 2015 İBB operasyonu sırasında Merkez Bankası'nın dövize müdahalesinde bazı teknik sorunlar çıkmıştı. O zaman, Merkez Bankası Başkanı ve sonrasındaki yöneticiler Türkiye tarihinin en yüksek talebinin geldiğinden ve Merkez Bankası'nın bunu karşılamak için yeterli kanal genişliğinin olmadığından söz ettiler. Ama teknik sorun her ne idiyse Türk Lirası gün içinde %4-5 artmıştı. Şimdi böyle bir artışın ekranda görünmesi ve pek çok kişinin bunu takip etmesi, dövizde büyük bir talep ortaya çıkmasına neden oluyor. Çünkü insanların hafızasında 2018'deki döviz krizi var. 2021'deki bu KKM (Kur Korumalı Mevduat) gelmeden önceki Aralık’ta yaşanan hızlı döviz artışları var. Dolayısıyla böyle bir beklenti oluşmuştu ve bunu telafi etmek için çok büyük miktarda döviz rezervi satmışlardı geçen yıl.
Şimdi bu yıl böyle bir şey, eğer koordinasyon olmasaydı, eğer Merkez Bankası yetkilileri ya da ekonomi yönetiminin geneli bu işten habersiz olsaydı, benzer bir atağı bekleyebilirdik. Ancak, Türk Lirası’nda 21 Mayıs'ta böyle ciddi bir gelişme yaşanmadı. Hatta 22 Mayıs'ta da işler kontrol altında gibi görülüyor. Dolayısıyla, bu ekonomi yönetiminin hazırlıksız yakalandığı tezini destekleyecek bir veri yok. Bir de zaten toplantı saatlerini paylaşan gazeteciler oldu. Timothy Ash'in belirttiği konunun çok da onun dediği gibi olmayabileceğini anlatanlar oldu. O nedenle ekonomi yönetiminin habersiz olduğu fikrine katılmıyorum.

Ruşen Çakır: Biraz önce “Bugün itibariyle kontrol edilmiş gibi görünüyor” dedin. Bilmeyenler için söyleyelim; sen Almanya'dasın. İlk gün, Türkiye saatiyle 04.30 gibi mutlak butlan kararı düştü medyaya ve o kısa süre içerisinde borsada bayağı bir ciddi bir düşüş yaşandı. Başka şeyler oldu ve hatta bugün borsanın açılmayabileceği gibi spekülasyonlar yapıldı. Ama anladığım kadarıyla çok büyük bir sarsıntı olmamış bugün.
Ümit Akçay: En son baktığımda borsa artıdaydı. Dün akşam Özgür Özel konuşmasında da benzer bir şekilde sizin söylediğinize işaret etti. Yani “Türkiye ekonomisi yarın büyük bir krize uyanacak şeklinde.” Özellikle yetkili muhalefet temsilcileri bu tip beklentileri ya da bu tip konuları bu şekilde dile getirdiği ve bu olmadığı zaman sanki iktidar iyi bir şey yapıyormuş gibi bir durum ortaya çıkıyor ve muhalefet genel olarak yalancı çoban pozisyonuna düşüyor. O nedenle bu tip açıklamaların bence çok dikkatli yapılması lazım. Daha öncesinden öğrenmediysek bile geçen yıldan beri, iktidarın elinde bu tip kriz yönetimini gerçekleştirecek araçların mevcut olduğunu biliyor olmamız lazım.
Yine 19 Mart'a gidelim. “Bundan sonra neler olabilir?” konusundaki düşüncelerimizi açıklarken herhâlde 19 Mart bir veri olabilir. Orada da ilk günlerde bir borsa düşüşü ve sermaye çıkışı etkili olmuştu. Muhtemelen şu anda bu gerçekleşiyor. Borsa düşüşüne bugünkü müdahalede “Bazı kamu bankalarının ya da belki varlık fonunun müdahale ediyor olduğu” yönünde haberler var. Bunu bilmiyoruz. Daha sonraki günlerde ortaya çıkar muhtemelen. Ancak, ilk anda bu tabela etkisini kısıtlamaya çalışıyor hükümet. Tabii sermaye çıkışlarının sınırlanması için bazı tedbirler alabilirler. Yine 19 Mart'ta geçtiğimiz yıl Merkez Bankası bir olağanüstü faiz artışına gitmişti. Normalde şu anda mayıs ayında bir Merkez Bankası toplantısı yok. Faizleri arttırmak için bunu şu anda yapamazlar. Yaparlarsa da olağanüstü bir toplantıyla gerçekleştirebilirler. Dolayısıyla bu ajandada faiz artışı gelebilir ve Merkez Bankası rezervleri üzerinde baskı artacaktır tabii ki. Zaten İran Savaşı nedeniyle altın rezervlerini de satarak ya da hazine tahvillerini satarak Türk Lirası’nın istikrarını korumaya çalıştılar. Dolayısıyla orada yeni bir baskı olacak. Aama anlaşılan hükümet şu anda Türk Lirası’nın istikrarında herhangi bir sorun çıkarmamak için elinden geleni yapıyor. Bundan sonraki günlerde de bunu sürdürecek. Öyle görünüyor.

Ruşen Çakır: Burada olay ilk şöyle çıktı. “Mutlak butlan kararı cuma günü mesai saati bitiminden sonra açıklanacak. Hemen arkasından 9 günlük bayram tatili var’’ dediler ve insanlar büyük ölçüde bunun ekonomik nedenlerle olduğunu düşündüler. Ama ben olayın toplumsal neden boyutunun da çok önemli olduğu kanısındayım. Yani 19 Mart sonrası, 19 Mart'ın iktidarın istediğine ulaşamamasında, toplumsal muhalefetin olaya dâhil olması önemliydi. Sen demin söyledin ama şimdi bu tür olayların ekonomiye etkisi konusunun tekrar üzerinden geçelim. Türkiye gibi zaten kırılgan ekonomilerde, burada bir şeyin ayarı tutturulamıyor herhâlde. Ben sosyal medyada gördüm, mesela bu sabah 08.30'da yapılan toplantı için “Bilmem kaç yıl sonra ilk defa böyle bir şey yapılıyor” yorumları yapıldı ve sonuçta çok da fazla bir şey çıkmadı. Orada o denge nasıl tutturulabilir? Yani serinkanlı bir şekilde, bu tür sert müdahalelerin ekonomiye muhtemel etkileri üzerine nasıl bir akıl yürütme daha geçerli olabilir?
Ümit Akçay: Finans piyasalarında hükümetin yaptıklarının bugüne kadar neler olduğu incelenebilir. Şöyle bir şey var: Bu sadece finansal açıdan yapıldığında bir sürü hatalı analizler de ortaya çıkıyor. Bizim her zaman üzerinde durduğumuz politik iktisat literatürünün, siyasi iktisat literatürünün yaklaşımlarından faydalanılabilir. O nedenle, bu açıdan bakıldığında otoriterleşme ile birlikte kriz yönetme araçlarının da arttığını yazan çizen pek çok akademisyen var. Bunlar duyulmuyor. Şunu da söyleyeyim. Bunlar, esasında popüler de olacak şeyler değil. “Dolar 100 lira olacak. Yarın battık, öbür gün bittik” paylaşımları popüler oluyor ve şöyle bir de algı var muhtemelen. Hani hep “Yabancı sermaye gider. Ülkede hukuk istiyorsanız, sermayeyi çekmek istiyorsanız hukuku düzeltin” diye konuşuluyor ya, kafaların arkasında bu tip bir konu var muhtemelen. Her kritik siyasi dönemeçte, muhalefet temsilcileri yüzünü bu tarafa dönüp, bu yönde açıklamalar yapıyor. Hâlbuki sizin işaret ettiğiniz nokta daha önemli. Yani buna siyasi olarak nasıl karşı durulacağı konusu daha önemli. Çünkü siz bütün muhalefet görevini ekonomiye verirseniz, iktidar, o tarafı düzenleyebiliyor zaten. Orada büyük sorun çıkıyor.

Ruşen Çakır: Şimdi bir baskın seçim muhabbeti var. ‘’Mutlak butlan’’ defterini kapattık, baskın seçimi konuşuyoruz. Baskın seçim üzerine akıl yürütenler, bunun üzerinde değişik spekülasyonlar yapanlar, işi bir şekilde ekonomiye bağlıyorlar. “Daha sonra daha kötü olacak. Onun için Erdoğan, ne kadar az kötüyse o zaman seçim yapmayı tercih eder” diyen de var ama sen buna katılmıyorsun diye biliyorum. Bu baskın seçim tartışmalarını ve bunun ekonomiyle ilgilisini nasıl değerlendiriyorsun?
Akçay: Elbette hepimiz akıl yürütme ile ilerliyoruz. İktidar çevrelerinin, kendileri dışında ne yapacağını bilmek elbette mümkün değil. Ama sizin söylediğiniz bu erken ya da baskın seçimin ekonomik gerekçelerle açıklanmasına çok katılmıyorum. Şu nedenle katılmıyorum: 2019 seçimlerini ve 2024 seçimlerini hatırlayalım. Her ikisi de Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, ilkinde İstanbul'u kaybettiği, ikincide büyük hezimet yaşadığı bir sonuçla sonuçlandı. Ve bunun da temel nedeni esasında faizlerin yüksek olması, ekonominin durgunlaşması, işsizliğin yüksek olmasıydı. Şimdi şu anda herhangi bir seçime gidildiğinde, iktidar blokunun, mevcut kamuoyu araştırmalarında görünen puanların üzerine çıkabilmesi bir mucize olur. Dolayısıyla şu an seçime gitmek için zaten en kötü zamanlardan biri. Bu yaklaşımı ileri sürenler şunu söylüyor: “Şu anda CHP çeşitli kurultay davaları vesaireyle meşgulken, iktidar bunu fırsat bilip baskın seçime gidebilir.” Ancak, burada şöyle bir varsayım var sanıyorum. “Bu kurultay dava konuları ortaya çıkınca CHP ve diğer geniş muhalefet birleşik bir şekilde ve bugün olduğundan daha güçlü hâlde olacak ve iktidarı zaten yenecek. O yüzden iktidar bundan çekiniyor” gibi bir yaklaşım var sanıyorum. Ben bundan da emin değilim.
İktidarın kafasında benim görebildiğim, iki kanaldan yürüyen şey var. Bir tanesi 2025'teki gibi, 2026'daki bu operasyonun da zamana yayılarak ekonomik etkilerinin törpüleniyor olması. Hatta bir faiz artışı yapmak zorunda kalırlarsa, bunun, enflasyonu kontrol etmede bugüne kadar gerçekleştiremedikleri bir başarıyı da sağlayabilme ihtimali var. Dolayısıyla oradan çok çekindiklerini sanmıyorum. Eğer bu yıl bir seçim olmayacaksa, ekonomideki faiz artışının daraltıcı etkilerinin siyasi sonucu da olmaz. Dolayısıyla, seçimleri 2027 sonbaharından önceye almak pek rasyonel değil gibi görünüyor iktisat açısından bakıldığında.
Şunu da ekleyelim, iktidarın aklında eğer ekonomi tarafından böyle bir senaryo varsa, siyasi taraftan da elbette CHP'nin ve daha geniş muhalefetin dağınık ve bölünmüş olarak kalmaya devam edeceği ve hatta şu anda henüz başında olduğumuz sürecin, belki daha da parçalanmalarla sonuçlanabileceği gibi, yani muhalefeti parçalayan, ekonomide de kısmi toparlama sağlayan bir konjonktür arıyor iktidar. O, bu hafta, bu yaz, bu sonbahar değil bence.

Ruşen Çakır: Son olarak klasik soruyu sorayım: Kamuoyu araştırmalarında ‘’İktidar ekonomiyi yönetemiyor, muhalefet gelirse yönetebilir mi?’’ sorusuna ‘’Sanmıyoruz” diyenlerin çoğunlukta olduğu mesele var ya, CHP'nin şu hâliyle zaten ekonomi politikasını geliştirebilmesi çok da gerçekçi olmaz şu an itibariyle. Ama bunu nasıl aşabilir ya da bu gerçekten önemli bir sorun mu? Yani insanların ekonomiden şikâyetçi olup, ama daha iyi seçenek görmeyip yine iktidara oy verme ihtimali gibi bir olay pazarlanıyor. Bu, rasyonel mi sence? Biraz karışık bir soru olduğunun farkındayım ama ne dediğimi anlıyorsun.
Akçay: Şöyle bir şey var. Bu, “Boş tencere iktidar götürür mü?” tartışmasıyla bağlantılı aslında. Geçen seçimlerde de konuşmuştuk. Tencerenin boşalıyor olması ya da ekonomik zorlukların artıyor olması, bununla birlikte buradan hoşnutsuz olan kesimlerin temsilciliğini yapan bir muhalefet partisinin varlığında anlam kazanıyor ve o muhalefet partisinin de o kesimlerin sorunlarını dile getiriyor olması lazım. O kesimlerin sorunları dediğimizde de şöyle teknik bir şeyden bahsetmiyorum: ‘’Çiftçiler şu sorunu yaşıyor, işçiler bu sorunu yaşıyor, Kobi’ler bu sorunu yaşıyor, öğrenciler, emekliler…’’ diye sıralamaktan değil, bu kesimlerle organik ilişkiler, yani örgütsel ilişkiler kurmaktan bahsediyorum. Bu kesimlerin sorunlarını bizzat örgütleyen siyasi özne hâline gelmesi gerekiyor. Bu olmadığı zaman bu sorunların yaşanmış olması, daha da derinleşiyor olması, iktidarın, var olan dağıtım kanallarını az buçuk toparladığında, birazcık kredi kanalıyla hareket alanı tanıdığında, birazcık ücretleri dengelediğinde, iktidarın elini rahatlatan, muhalefetin elini de zorlaştıran bir hâle geliyor.
CHP, üstüne gelen saldırılara karşı yıllardır “Sürekli acil gündemlerle program açıklayalım. Ona karşı savunma cephesi oluşturalım” şeklinde bir durumla ilerliyor. Bunları yaptığı zaman da muhalefetin kılcal damarlarını örgütleme işini yapamıyor. Böyle paralize olmuş, kilitlenmiş bir durumdayız. Orada iletişim teknolojileriyle, iletişim stratejileriyle “Bizim programımız bu. Elli tane hedefimiz var. Bunun da sloganı bu” diyerek bu işin içinden çıkılabileceğini sanmıyorum. Çünkü insanlar gidip o elli tane şeyi okumayacak. Orada siz en detaylı programı hazırlasanız dahi bunun siyaseten nereye tekabül ettiği, sizin onu nasıl örgütlediğiniz önemli olacak. Burada olumlu adımlar atılırsa, işin rengi değişebilir diye umalım.

Ruşen Çakır: Yayınımıza katıldığın için çok teşekkürler Ümit. Çok sağ ol.
Ümit Akçay: İyi günler.

Ruşen Çakır: Doç. Dr. Ümit Akçay'la mutlak butlan olayının ekonomik boyutunu konuştuk. Özellikle de, ekonomi yönetimin mutlak butlan kararından haberi olmama ihtimaline dair yapılan spekülasyonları konuştuk. Ümit Akçay’a çok teşekkürler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
26.05.2026 Hani Kürt hareketi CHP'ye karşı Erdoğan'ın yanında saf tutacaktı!
25.05.2026 Özgür Özel kendisini aşıyor
24.05.2026 “Bay Kemal”in “ahlâk kavgası” ne kadar inandırıcı?
24.05.2026 Alişer Delek: “Yeni parti kurulmasından başka bir yol görmüyorum”
23.05.2026 Sahadaki Kimlik: Amedspor | Vahap Coşkun ile söyleşi
22.05.2026 Kadri Gürsel yorumluyor: Bu aslında bir partiyi kapatma kararı
22.05.2026 Mutlak butlan Erdoğan'ın derdine derman olur mu?
22.05.2026 Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek mutlak butlan kararından habersiz miydi?
22.05.2026 Edgar Şar: "İktidar uzun bir süre olaya dahil olmayıp CHP içindeki tartışmayı kızıştırmak isteyecek"
21.05.2026 Taha Akyol yorumluyor: Hiçbir hukukçunun havsalasının alamayacağı bir karar
26.05.2026 Hani Kürt hareketi CHP'ye karşı Erdoğan'ın yanında saf tutacaktı!
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı