Sürgündeki Kürt siyasetçiler Öcalan’ın çağrısını bekliyor: Seydi Fırat ile söyleşi

07.08.2026 medyascope.tv

7 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Çerçeve yasa Meclis’te ve çok geçmeden çıkacak ve ne olacak? Geri dönüşler başlayacak. Kandil'den, belki Suriye'den, Avrupa başta olmak üzere yurt dışından ve cezaevlerinden yüzlerce, belki binlerce kişinin geri dönüşü ve topluma entegrasyonu söz konusu. Daha önce birçok yayında yapmıştık, özellikle Avrupa'daki sürgünler meselesini, siyasetçiler meselesini. Bugün onu biraz daha somutlaştırmak istiyoruz. Batıdaki sürgündeki siyasetçiler geliyorlar mı? Bunu Seydi Fırat'la konuşacağız. Seydi, merhaba.
Seydi Fırat: Merhabalar Ruşen Çakır, merhaba seyircilere.

Ruşen Çakır: Evet. Sen 1999'da Kandil'den gelen grup içerisindeydin. Barış grubu olarak geldiniz ve 6 yıl yanılmıyorsam cezaevinde yattın. Sonra çıktın, Türkiye'de legal alanda, yasal alanda siyaset yaptın. Ama belli bir süre sonra, o sıralarda da ben gazeteci olarak seninle çok konuştuğumuzu hatırlıyorum, sonra kayboldun. 7 yıldır Avrupa'dasın. Şimdi galiba dönüş hazırlığı mı yapıyorsunuz? Ama şunu sorayım. Orada, Kürt hareketinde değişik dönemlerde siyaset yapmış ve sürgünde olan kişiler, en son Remzi Kartal'la da konuştum biliyorsun, dönmek istiyorlar. Ama dönecekler mi, bu konuda hangi aşamadayız?
Seydi Fırat: Doğrusu evet, Kürt siyasetçileri ciddi bir sorumluluğa sahiptirler. Yani bu sorumluluk Kürt sorununun barışçıl demokratik temelde çözümü, son derece hayati bir sorundur. Zaten bu sorunun barışçıl demokratik temelde çözümü için siyaset yaptılar, mücadele ettiler. Legal alanda mücadele ettiler. Kimi milletvekili, kimi belediye başkanı, kimi özellikle aktivist. Sonra bir biçimde bunlar hakkında soruşturmalar başladı, uygulamalar başladı, şeyler başladı ve sürgüne düştüler. Ama Kürt sorununun barışçı, demokratik temelde çözümüne yönelik yapabilecekleri katkıları varsa böyle bir sorumluluğa sahip olduklarını zaten çeşitli biçimde deklare ediyorlar. Fakat henüz bu konuda tam liste netleşmiş. Yani kısacası yasa daha yeni çıktı, daha Meclis’te de onaylanacaktır. Yani böyle bir durum Meclis’te de onaylandıktan sonra... Artı, esas temel olarak da sayın Öcalan'ın çağrısı esas olarak bu konuda belirleyici olacaktır. Sayın Öcalan'ın çağrısıyla buradaki siyasetçiler, sürgünde olanlar tavrını ona göre ortaya koyacaklardır.

Ruşen Çakır: Yani sonuç olarak Öcalan'ın doğrudan sizlere seslenmesini mi bekliyorsunuz? Bu nasıl olabilir? Bir tür görüntülü mesaj, mektup ya da bir temsilcinizle görüşme şeklinde mi, nasıl olabilir bu?
Seydi Fırat: Yani şöyle bir örnek vereyim. 1999'da biz grup olarak Türkiye'ye gelirken sayın Öcalan'ın çağrısı oldu. Bir iyi niyet adımı olarak, sürece katkı amaçlı bir iyi niyet adımı olarak gerillada bir grubun gelmesi yönünde bir çağrı oldu. O çağrı temelinde o zamanki yöneticiler geldiler, mesela bizimle tek tek konuştular, böyle bir çağrı vardır. Bu çağrıya yönelik yaklaşımımız nedir? ‘‘Biz istiyoruz ki sizin de böyle bir grupta yer almanız’’ denilerek bu yönde öneriler oldu. O zaman da tabii ki ben kabul ettim. Yani hem Kürt sorununun barışçı demokratik çözümüne bir iyi niyet adımı olarak, o sürecin de kendine özgü özelliklerini de dikkate alarak böyle bir şey oldu. Ama mevcut durumda da yine burada sayın Öcalan'ın çağrısı veyahut da artık bunun biçimi nasıl olur? Bir temsilcisini mi gönderecek veyahut da direkt kamuoyuna mı çağrı yapacak veyahut da bu konudaki şeyler nasıl olacak? Bu henüz şu anda netlik kazanmış değildir yani böyle bir şey. Ama buradaki Kürt siyasetçilerin hakikaten de beklentileri ve Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne yönelik katkı sunma yönünde bir sorumlulukları, bir yaklaşımları vardır. Yani kısaca bunu belirtebilirim.

Ruşen Çakır: Şimdi Öcalan'la heyet görüşüyor biliyorsun. Ve bunlar bir şekilde gerek Öcalan'ın açıklaması şeklinde ya da heyetten isimler bazen özellikle Kürt medyasına konuşuyorlar, ediyorlar. Ve görüşme notları da oluyor. Ben mesela gazeteci olarak bazılarını okuyorum. Siz de herhalde haberdarsınızdır. Ben en son 20 Temmuz notlarını gördüm. Orada çok net bir şekilde mutabakata vardığını söyledi. Ama sonra bir sorun çıktı biliyorsun. 1 Ağustos'ta tekrar görüşüldü ve yine yaptığı açıklamada bir kapının açıldığını söyledi. Bu yetmiyor mu? Yani o 1 Ağustos açıklamasındaki vurgusu yeterli değil mi şu aşamada?
Seydi Fırat: Şunu söyleyeyim. Yani evet, çıkan bir yasa var. Yani şimdiki içeriğine baktığımızda çatışma sürecinin sonlandırılmasına yönelik bir hukuki çerçeve vardır. Biliyorsun Kürt sorunu çok çözümsüz, çok derinlikli olan bir sorundur. Devlet şimdiye kadar Kürt sorunundaki çatışmanın sonlandırılmasına yönelik güçlü bir hukuki yaklaşım ortaya koymadı. Daha doğrusu burada Türkiye hukuku bu konuda hep kapalı kaldı. Yani Kürt sorununun barışçı demokratik temelde çözümüne yönelik Türkiye'nin hukuk sosyolojisi biraz Kürtlere kapalıydı. Ama mevcut durumda çatışma sürecinin sonlandırılması yönünde bir çerçeve ortaya konuluyor. Yani bu tabii ki Kürt sorununun tümden çözümüne yönelik olan bir çerçeve değildir. Bu çerçeveyle sayın Öcalan Kürt sorununun barışçıl demokratik temelde çözümü için çok büyük bir strateji ortaya koydu. 27 Şubat 2025'te ortaya koyduğu süreçteki tavrını çok ısrarlı bir biçimde sürdürdü. Çok ısrarlı bir biçimde bunun teorik çerçevesini, ideolojik çerçevesini, bunun argümanını, bunun jargonunu, bunun hem Türkiye için hem Ortadoğu için hem Kürtlerin geleceği açısından çok yoğun bir biçimde bunun anlatımı içine girdi. Bunun yaklaşımı içine girdi. Bu konudaki tereddütlerin, ikirciliklerin, karşıt çalışmalara yönelik bunun önemini, bunun stratejik önemini, bunun Türkiye'nin geleceği açısındaki stratejik önemini, Türk-Kürt ilişkilerinin geleceği açısındaki stratejik önemini, bunun Ortadoğu'nun geleceği açısındaki stratejik yönünü çok çok yoğun bir biçimde dile getirdi. Tabii ki son olarak da şunu söyledi: ‘‘Evet, bu 1000 adımda bir adımdır. Yani bu hemen tümden çözüm anlamına gelmez.’’ Ve Kürt hareketi de bu adımın arkasında olduğunu, sayın Öcalan'ın bu konudaki çağrısının arkasında olduğunu, bu konuda üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceğine yönelik içeride ortaya koyduğu temsillerin yaptığı değerlendirmeler, yaptığı konuşmalar, verdiği demeçler aslında ana çerçeve budur ve pozitif yaklaşılıyor. Yani mevcut yasa tabii ki yeterli değildir. Güvenlik bürokrasisi yine çok merkezde olan bir şeydir. Daha sonra Kürt sorununun diğer yönlerden çözümüne yönelik henüz ortaya konulan kapsamlı bir şey yoktur. Yani onu bir sefer söyleyelim. Ama bir başlangıç olarak, ama çatışma sürecinin sonlandırılmasına yönelik bir hukuki adım olarak bu konudaki pozitif yaklaşımlarını dünden beri, öbür günden beri yine de dile getiriyorlar. Yani onu belirtebilirim.

Ruşen Çakır: Şimdi ben geçen biliyorsun Kandil'deydim. Orada Duran Kalkan'la bir röportaj yaptım. Hem onunla hem de orada karşılaştığım örgütten isimlerle yaptığımız sohbetlerde şöyle bir şey gördüm çok net, hatta onu da sonra yorumladım: ‘‘Cümleler Öcalan'la başlıyor, Öcalan'la bitiyor’’ dedim. Yani orada gerek Duran Kalkan gerek diğer kişiler ‘‘Önder Apo ne derse biz onu yaparız’’ dediler. Sizin durumunuz da sanki şu anda anladığım kadarıyla Öcalan'ın çağrısı gelince artık tereddüt kalmıyor. Ama anladığım kadarıyla herkesin durumu da geleceği anlamına gelmiyor değil mi? Yani hep beraber yüzlerce siyasetçi aynı anda Türkiye'ye gelmek gibi bir planlama var mı?
Seydi Fırat: Hayır. Yani en son tabii ki her siyasetçinin kendisi kendi şeyine karar verecektir. Yani bunları zorla teşvik etme yönünde bir yaklaşım olmayacaktır. Ama bu bir sorumluluktur. Bu Kürt siyasetçileri kendi tarihine karşı, halka karşı, Kürt sorununun çözümüne yönelik kendisini böyle bir sorumluluk içerisinde, böyle bir yaklaşım içerisinde görüyorlar. Yani bu, sorunun çözümüne yönelik bir sorumluluktur. Tabii ki sayın Öcalan'ın konumunun daha somutlaştırması, yani daha bir biçimde eleştirilerini dünden beri dile getiriyorlar. Yani Öcalan'ın statüsüne yönelik netleşmiş bir durum falan söz konusu değildir. Ama buna rağmen bu adıma da değer verdiklerini, bu adımı da bir biçimde daha pozitif bir duruma dönüştürmeye yönelik bir yaklaşım içerisinde olacakları yönünde bir tutum içerisindedir. Yani Kürt hareketinin mevcut durumdaki ana tutumu budur ve bence bunu daha da geliştirecekler. Yani bunda bir negatif yaklaşım içerisinde bir şey söz konusu değildir. Öyle bir intiba yaratmak da doğru değildir. Ve tabii ki biz şunu da çok iyi biliyoruz ki Türkiye'de Kürt sorununun barışçıl çözümü hayli biliyorsunuz zorluklar olan bir sorundu. Toplumsal dinamiklerin bu konuda rol oynaması gerekiyor. Biz hatta cezaevinden çıktığımızda da bu ortamı nasıl daha olumlu etkileyebiliriz, nasıl katkı sunabiliriz diye bu konuda mesela çok çeşitli etkinlikler geliştirdik. ‘‘Türkiye Barışını Arıyor Konferansı’’nı, Yaşar Kemal'in gelip de konuşma yaptığı konferansı bu temelde yaptık. Türkiye şimdi çözümünü arıyor. Çözümüne bir biçimde eskiye göre daha da yaklaşmış. Bir biçimde eskiye göre daha da bir biçimde yönünü oraya vermiş görünüyor. O arada 26-27 yıl geçti. Maalesef çok büyük kayıplar oldu. Çok büyük acılar yaşandı. Zaman çok kaybedildi. Her iki taraf da çok zarar gördü. Türkiye zarar gördü. Kürt halkı çok ağır bedel ödedi. Kürt hareketi ağır bedel ödedi. O zaman böyle bir yaklaşım ortaya konulmuş olsaydı şimdi daha başka bir durumdaydık. Şimdi çok daha hem Kürt halkının geleceği için hem Türkiye'nin geleceği için hem Türk halkının geleceği için çok daha farklı bir noktada olurduk. Tabii ki burada da bundan çıkaracağımız sonuçlar vardır. Mevcut en dar olanaklarda dahi pozitif yaklaşıp çok daha ileriye çözüme yönelik bir katkı nasıl geliştirilebilir? Ana angajman kısacası Kürt hareketinde şimdilik budur.

Ruşen Çakır: Şöyle bir şey söyleniyor yurt dışındaki siyasetçilerin içerisinde; ‘‘Selahattin Demirtaş içeride kaldığı müddetçe bizim dönmemiz doğru olmaz’’ şeklinde bir yaklaşım varmış. Doğru mu?
Seydi Fırat: Yani bilmiyorum. Bunu genel bir yaklaşım olarak ben görmüyorum ama tabii ki Selahattin Demirtaş'ın çıkması, Selahattin Demirtaş'ın sürece katkı sunması, bu çok doğal bir şeydir. Bu çok doğal bir istemdir. Çok yerinde olan bir istemdir. Haklı bir istemdir. Bu aynı zamanda ortama güven veren bir istemdir. Yani ortama daha güven vermek açısından tabii ki bu çok yerinde olan bir şeydir. Mesela bana sorarsan ben de derim tabii Selahattin Demirtaş, mesela Mızraklı, ondan sonra diğer Kobani davasında olan siyasetçiler; bunların çıkması tabii ki sürece çok pozitif katkı sunacaktır. Yani esas olarak bunları şey yapması süreci negatif etkilemeyecektir. Bunu daraltmak veyahut da bir engel oluşturmak tabii daha negatif, daha kuşkulara yol açacak. Kuşkuları derinleştirecek, temkinli olan duruşu da etkileyecektir. Bence bunun aşılması gerekiyor.

Ruşen Çakır: Burada şöyle bir husus var. Biliyorsun, Türkiye'de şimdi ‘‘30 yıllıklar’’ diye bir olgu var. 30 yıl cezaevinde kalan birtakım örgüt tutukluları infazları bitince çıktılar ve önemli bir kısmı tekrar siyasi ortamlarda Kürt hareketi içerisinde faaliyet göstermeye başladı. Ama birtakım sorunlar çıktığı yolunda haberler görüyoruz. Ya da mesela bazıları çok açık net bir şekilde alışılmadık türde konuşmalar yapıyorlar. Yani eleştirel konuşmalar ya da öz eleştirel konuşmalar. Şimdi sen hem hapis yattın hem Kandil'de bulundun. Yani bir de olayın dağ kısmı var, bir de Avrupa kısmı var. Hepsini yaşamış birisin. Yani hapis yatmışlığın, dağda kalmışlığın ve Avrupa'da sürgünde olmuşluğun var. Bunlar ayrı ayrı alanlar ve şimdi bu alanların hepsi bir şekilde tek bir alanda birleşecek gibi. ‘‘Demokratik siyaset’’ diyorsunuz ya... Yani cezaevlerinden insanlar çıkacak, Kandil'den insanlar gelecek, Avrupa'dan insanlar gelecek ve hepiniz bir şekilde parti siyasetinde birleşeceksiniz. Bu zor olmayacak mı? Uyum sorunları olmayacak mı? Birbirinden çok farklı... Öcalan sizi bir arada tutmaya yeterli olacak mı?
Seydi Fırat: Ruşen Bey, şunu belirtmek gerekiyor. Tabii ki 30 sene cezaevinde kalmış olanların dışarı çıkınca tabii ki farklı bir konjonktür, farklı bir ortam, farklı bir şeyle zorlanma durumları olur. Yani zorlanma durumları olmadığını söylemek gerçekçi değildir. Yine dağda kalmış olanların tabii ki zorlanma durumları olabilir ama şu da bir gerçektir ki Kürt hareketi siyasi bir harekettir, toplumsal bir harekettir. Mesela Kandil'dekiler de sırf kendisini askeri şeylerle sınırlandıran değil — ben çoğunu da tanıyorum — aynı zamanda sürekli siyasetle ilgilenen, sürekli toplumun çeşitli dinamikleriyle ilişkisi olan, iletişimi olan, onlara açık olan, onları dinleyen; hem güneyde hem Rojava'da hem kuzeyde... Yani bu siyasete kapalı, toplumsal alana kapalı bir yapıdan bahsetmiyoruz. Tersine toplumsal alana çok açık olan bir yapıdan bahsediyoruz. Tabii ki ben Türkiye'ye gelirken cezaevinden çıkarken de ben de o zaman tamam 20 senem geçmişti yani cezaevinden çıkarken ama bir biçimde Türkiye'nin çok çeşitli toplumsal dinamikleriyle çok iyi bağımız oldu. Birçok yerden; Adana'dan, Amed'den, Karadeniz'den, Türkiye'den barış inisiyatifleri kurduk. Sonra birçok İslamcıdan tut solcuya, solcudan tut hatta milliyetçi kesime kadar çok yaygın iletişimimiz oldu. Ortak bir ahenk içinde olduk. Yani Türkiye'de barışın gerçekleşmesi, Kürt sorununun barışçı çözümüne yönelik hakikaten de çok şey oldu ve Türkiye'deki dinamikler de buna açıktı. Evet, bugün karşı tavrın içinde olanlar vardır ama benim o kendim yaşadığım deneyimlere baktığımızda da yani yeni dönemde de Kürt siyasetçilerin çok önemli, çok pozitif bir rol oynayacağını düşünüyorum. Kürt sorununun barışçıl dönemi, Türk ve Kürt halklarının ortak geleceği açısından ve ortak kaderi açısından, ortak birliği açısından böyle bir hafızaları vardır. Böyle bir paradigmaları vardır. Böyle bir bakış tarzları vardır. Bunu dışlayan bir bakış tarzına sahip değiller. Kendi kendini böyle daraltan veyahut da Türkiye toplumundan koparan, Türkiye'nin geleceğinden, demokratik geleceğinden koparan bir bakış tarzına, bir yaklaşım tarzına sahip değiller. Böyle bir bakış eğer bir sefer mevcut olunca pratik deneyler, pratik tecrübeler elde edilir yani. Ama önemli olan doğrultudur, istikamettir. Sayın Öcalan böyle bir istikameti, böyle bir doğrultuyu ortaya koymuş ve bu istikamet ve doğrultu temelinde örgütün genel çerçevesinde ve örgüt de kendisi o genel çerçeve içerisinde, örgüt üyeleri, yöneticileri o genel çerçeve içerisinde tabii ki kendini angaje ediyorlar. Kendileri bir biçimde şey yapma durumları oluyor. Yani böyle bir şey, böyle hiç toplumsal bağı olmayan, bilmem şu olan bir örgütten bahsetmiyoruz. Çok tarihsel deneyimleri geçiren, çok önemli şeyleri yaşayan bir şeyden bahsediyoruz. Tabii ki zorlanmalar olur yani, onu söyleyelim. Biz geldiğimizde de zorlandık ama Türkiye'nin en önemli barış çalışmalarından birisine de en azından bir adım attık yani.

Ruşen Çakır: Peki, tekrar Avrupa'ya dönelim. Şimdi Öcalan'ın çağrısını bekliyorsunuz ki o sorun olmayacağa benziyor. Hatta bir ihtimal medyaya konuşacağı da söyleniyor. Duyuyorsunuzdur. Şimdi diyelim ki yasa çıktı? Bu hafta sonu çıkacak. Pazartesi çıkmış olacak. Ondan sonra tespit olayı var. Muhtemelen ay ortasında Milli Güvenlik Kurulu’na rapor verilecek ve o rapor kabul edilirse Ağustos ortasında yasa uygulanabilecek. Teorik bir şeyden bahsediyorum, yani işler yolunda giderse. Ağustos ortasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklaması bekleniyor biliyorsun, yasanın yürürlüğe girmesi için. O açıklamanın gelmesi halinde sizler, Avrupa'daki kişiler Ağustos sonu, Eylül başı gibi gelecekler mi? Bu konuda hazırlıklar yaptığınızı duyuyorum. Hatta duyduğuma göre 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde gelecekmiş Avrupa'dan bir grup. Bu doğru bir haber mi?
Seydi Fırat: Eskide evet, eskiden 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde 99'da gelmeyi esas aldık. Sonra devlet tarafından kaynaklanan teknik nedenlerden dolayı 2 Ekim 1999'da geldik. Yani bir ay sonrasında geldik. Onu söyleyeyim. Şimdilik böyle çok net bir şey yok Ruşen Bey. Onu söyleyeyim. Yani bugünden şey olacak ama tabii ki Kürt halk önderi sayın Öcalan'ın inisiyatifi burada belirleyicidir. Onu söyleyeyim. Yaklaşımı, sonra ortaya koyacağı çerçeve, yeni yasa çerçevesi, yeni yasa temelindeki tutumu belirleyicidir. Yani zaten bunlar çok yoğun bir biçimde izah ediliyor. Biliyorsun dünden beri de açıklamalar yapıyorlar, temsili olanlar veyahut da aktivistler çeşitli biçimde dile getiriyorlar. Tabii ki bu sorunun pozitif katkı sunma açısından bu konuda ben fazla bir negatif tutum olacağını düşünmüyorum. Yani onu söyleyeyim. Yani katkı yönünde, kısaca bunu belirteyim. Şimdilik de böyle çok şey yapmak şey olmuyor yani. Ama tabii ki çalışmalar vardır. Bu doğrudur. Tartışmalar zaten bundan önce de başlamıştı. Yani böyle bir tablo önümüze çıkarsa, böyle bir durum çıkarsa yaklaşım nasıl olmalıdır? Tabii ki görüşmeler de vardır çeşitli insanlarla, ben şimdi ismini vermek istemiyorum ama daha iznini almadığım için. Bu konuda hatta kendisini önerenler de vardır yani onu söyleyeyim. Ama mevcut durumda henüz son halini almadığı için, netleşmediği için bu konuda tabii şimdilik de burada şey yapmak doğru değildir.

Ruşen Çakır: Son olarak bitirmeden, sen ne yapacaksın? 99'da döndün ve başına bayağı şeyler geldi. En azından 6 yıl hapis. Bu sefer gelmeyi düşünüyor musun? Bir sağlık sorunların var diye biliyorum ama.
Seydi Fırat: Evet, tabii ki üzerimize bir sorumluluk düşerse onu yerine getireceğiz Ruşen Bey, yani bu sorunun barışçıl demokratik temelde çözümü için. Hakikaten ben buna inanan birisiyim. Yani 99'da da ben şey yaparken örgüt bana sordu: ‘‘Uzun hapis olabilir, işkence olabilir, ne düşünüyorsun?’’ Biz dedik ki: ‘‘Madem önderimiz böyle bir çağrı yapıyorsa ben bu çağrıdan yana olurum.’’ Bu benim tarihsel duruşumdur. Bu benim tarihsel yaklaşımımdır. Bunun bedelini tabii ki öderim. Yani bu temelde ben kendi tutumumu ortaya koydum ve tabii ki mevcut durumdaki durum, şart, koşullar daha farklıdır. Bu açıdan sorunun, Kürt sorununun çözümü, Türkiye'nin demokratikleşmesi, Türk ve Kürt halkının özgür temelde birlikteliği... Biliyorsun bu konuda çok negatif süreçler yaşadı, çok ağır yıkımlar yaşadı, çok ağır şeyler yaşadı. Bunu aşmaya yönelik tabii ki ne elimizden geliyorsa onu yapacağız. Yani bu bir sorumluluk duygusudur. Bu bir sorumluluk anlayışıdır. Yani tamam, diyelim ki biz geldik, hapis yaptık ama sonra biz çıktık biraz çalıştık. Devlet operasyonlar yaptı yani, durmadan bize yönelik bir şeyler yaptı. Ona rağmen yine yılmadık yani. Mesela diyelim ki nasıl yapabiliriz? Bir barış için birkaç insanı birer birlikten nasıl bir pozitif etki çıkarabiliriz? Nasıl bir pozitif katkı oluşturabiliriz? Esas mevcut durumdaki Kürt siyasetçilerinin mevcut hissiyatı, duygusu da budur. Evet, sayın Öcalan bu ana çerçeveyi koymuş. Biz bu stratejinin bir parçasıyız. Biz bu doğrultunun bir parçasıyız. Bu strateji, bu doğrultu hem Türkiye'nin hem Kürtlerin hem hatta Ortadoğu'daki insanların, halkların yararına olan bir stratejidir ve biz buna inanıyoruz. Kürt sorununun siyasi ve hukuki çözümü herkesin yararınadır. Biz Kürt sorununun siyasi ve hukuki çözümü için Öcalan’ın ortaya koyduğu çerçeve temelinde bunun bir parçası olmayı tabii ki kendimiz açısından pozitif olarak görürüz. Her Kürt siyasetçisi bunu böyle değerlendiriyor. Bunu belirteyim yani.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Seydi.
Seydi Fırat: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Anladığım kadarıyla geliyorsunuz özetle. Onu görüyoruz. Bakalım. Çok tarihi günler yaşamaktayız. Daha da tarihi günler yaşayacağız. Kolay gelsin. Çok sağ ol.
Seydi Fırat: Sizin de çabanıza teşekkürler. En azından pozitif katkı sunuyorsunuz. Bence doğru gazetecilik budur yani.

Ruşen Çakır: Sağ ol, eksik olma. Evet, Batı’daki, Avrupa'daki sürgündeki Kürt siyasetçiler ne yapacak? Geliyorlar mı? Eli kulağında mı? Bunu Seydi Fırat'la konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
16.08.2026 Cübbeli Ahmet Hoca'ya da sıra gelir mi? |
15.08.2026 Yoksa Süleymancılara kayyum mu atanacak?
14.08.2026 Süleymancılar niçin hedef alındı? Sırada hangi cemaatler var?
13.08.2026 Resul Emrah Şahan ile söyleşi: “Siyaset, toplumdaki hazır öfkenin arkasından sürüklenmek değildir”
13.08.2026 Özgür Özel'i anlamak
08.08.2026 Prof. Mehmet Gürses ile söyleşi: Çerçeve yasa beklentileri karşılayabilecek mi?
08.08.2026 Türk ve Kürt milliyetçileri kol kola
07.08.2026 YENİ Parti süreç karşıtlarını hayal kırıklığına uğratıyor
07.08.2026 Sürgündeki Kürt siyasetçiler Öcalan’ın çağrısını bekliyor: Seydi Fırat ile söyleşi
06.08.2026 Çerçeve yasa referanduma götürülürse ne olur?
16.08.2026 Cübbeli Ahmet Hoca'ya da sıra gelir mi? |
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı