Süleymancılar niçin hedef alındı? Sırada hangi cemaatler var?

14.08.2026 medyascope.tv

14 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Normal olarak bugün Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. yılı üzerine bir yayın yapmayı planlıyordum ama dün yapılan operasyon bunu bir kenara koymama neden oldu. Zâten tam AKP'nin 25. yılı öncesinde Türkiye'nin en köklü İslâmî cemaatlerinden Süleymancılara bu kadar önemli bir operasyon yapılması 25 yılda nelerin değiştiğini bize gösteriyor. Şöyle ki Süleymancılar Cumhuriyet tarihinin ortaya çıkarttığı Nakşibendilikten doğma kendine özgü bir yapı, cemaat. Süleyman Hilmi Tunahan tarafından Cumhuriyet'in ilk yıllarında kuruluyor ve gizlice Kur'an eğitimi üzerine, Kur'an kursları üzerine gidiyor, çalışıyor, yoğunlaşıyor ve oradan yıllara yayılan bir hareket söz konusu. Neredeyse 100 yıllık bir hareket söz konusu ve bu harekette Süleyman Hilmi Tunahan'dan sonra genellikle damatlar üzerinden giden bir süreç yaşadık ve en sonunda Alihan Kuriş cemaatin başına geçmişti. Arada ayrışmalar oldu, şu oldu, bu oldu ama sonuçta Alihan Kuriş olaya el koydu. Bu yapıyı büyük ölçüde o taşıyor ve dün gözaltına alındı. 49 kişi hakkında gözaltı kararı var. Galiba ilk aşamada 30 kişi gözaltına alınmış. Kimisi yurt dışında, kimisi bulunamamış. Gün içerisinde, günler içerisinde bu sayılar artacaktır ve en önemlisi 33 şirkete operasyon düzenleniyor. Bu da bize sanki bir mâlî operasyonmuş gibi bir hava veriyor.
Zâten ilk andan itibaren iktidara yakın birtakım gazeteciler sosyal medyada hep şunu söylediler: "Bu bir cemaat operasyonu değil; bu bir yolsuzluk operasyonu, usulsüzlük, kara para aklama operasyonu." Bu zâten son dönemde Türkiye'nin en gözde operasyon konularından birisi. Burada bir cemaate değil de cemaatin içerisindeki kara para olayına yönelik bir operasyonmuş havası veriliyor ama cemaatin başındaki kişiyi aldığınız zaman ve olayı da "Alihan Kuriş Suç Örgütü" olarak tanımladığınız zaman işin rengi değişiyor ve gerçek çıkıyor. O gerçek de ne? Süleymancılar uzun bir süredir, neredeyse kurulduğu andan itibaren AKP ile ve Erdoğan ile iyi ilişkiler kurmadı, geliştirmedi. Ona rağmen var oldu, var olmaya çalıştı. Dönem dönem başına sorunlar geldi. Yerel olarak birtakım Kur'an kurslarına yönelik birtakım uygulamalar oldu. AKP'li belediyeler kapattılar, şu oldu, bu oldu ama baktığımız zaman AKP iktidarı, yaklaşık 25 yıllık iktidara baktığımız zaman Süleymancılar sevilmeyen ama çok da fazla saldırıya uğramayan bir hareket olarak, bir cemaat olarak kaldı. Son bir yılda işler iyice ciddileşti, açık açık hedef gösterildi. Bu konuda yayınlar da yaptık biliyorsunuz ve bu yapının suyunun ısındığını gördük. Ve tabii ki burada temel husus iktidarı, iktidar partilerini desteklememeleri, hatta muhalefetten yana olup muhalefet partilerine destek vermeleri; kimi zaman İYİ Parti, kimi zaman zamanında Demokrat Parti, Doğru Yol Partisi gibi ya da son dönemde CHP, özellikle belediye seçimlerinde bazı bölgelerde CHP'ye oy verdikleri söylendi. İktidara el uzatmadılar ve şimdi de bunun bedelini ödüyorlar.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ne dedi? Dün dedi ki: ‘‘Bu hareket, bu grup merkezini Almanya'ya taşımak istiyordu. Köln'de 70 milyon dolarlık bir genel merkez inşa ediyorlar ve biz de bunun üzerine Adalet Bakanlığı ile operasyonun startını verdik’’ dedi. Evet, Süleymancılar zâten Avrupa'da çok güçlüler, öteden beri. Yani rahmetli Uğur Mumcu'nun kitaplarında da vardır. Avrupa'da Millî Görüş teşkilatları kadar, hatta onlardan önce belki Süleymancılar vardı, Avrupa'nın değişik yerlerinde. Oralarda çok ciddi örgütlenmelere gittiler, şirketleşmeye gittiler. Bir ayakları hep oradaydı ve anlaşılan son dönemde iktidardan gelen ve gelmesi muhtemel baskılara karşı bir tür hicret hesabı yapıyorlarmış ki kendilerine bu balyoz indi. İşin içerisinde para pul işleri var ama bu cemaate yönelik bir operasyon ve de bu ilk kez yapılan bir olay değil. Daha önce de Fethullahçılar tasfiye edildi. Kendi hâlinde küçük bir grup olan, normalde Fethullahçılıkla, Süleymancılıkla kıyaslanamayacak olan Furkan Vakfı'na çok baskı yapıldı; Alparslan Kuytul'un başını çektiği... Birtakım küçük çaplı operasyonlar da sağda solda oldu ama genellikle Fethullahçılık ve şimdi Süleymancılık dışında cemaatlere iktidar, AKP iktidarı dokunmadı. Ama arada sırada olan şeyler var, mesela bir BİM olayı olmuştu. Orada Nakşibendiliğin Erenköy koluna yönelik olarak birtakım gözdağları söz konusu olmuştu. Çünkü onların bir şekilde zamanında CHP'ye yöneldiği yolunda birtakım iddialar ortaya atılmıştı ama neyse, sonuçta barışıldı, edildi.
Şimdi bu bize neyi gösteriyor? Bir kere aslında herkesin çok kolay hedefe konulabileceğini gösteriyor. İşin çok basit bir şeyi var: Para pul işleri. Yani hiçbir şey yapamazsanız bir cemaate niye operasyon yaparsınız? "Cemaat olarak toplanıyorlar, Kur'an kursu açıyorlar, dershane açıyorlar" diye yapamazsınız. Yapamıyor; en azından AKP iktidarının, Erdoğan'ın bunu yapması mümkün değil. Ama bütün cemaatlerin yumuşak karnı olan para pul işleri... İşte buradan çok kolay gidilebiliyor. Bu da bize şunu gösteriyor; başlığa da koyduğum şey: Sırada hangi cemaatler var? Sırada bütün cemaatler var. Eğer bir şekilde Erdoğan'ı, siyâsî iktidarı rahatsız edecek herhangi bir şeye kalkışırlarsa her cemaatin üzerine çok kolay gidilebilir. Nasıl gidilir? Para pul işleriyle gidilir, şirketleri üzerinden gidilir. Bugün Türkiye'de ilk akla gelen İsmailağa, hele Menzil... Menzil'de biliyorsunuz kardeşler bir miras kavgasına girdiler. Ortada vakıflar, şirketler, şunlar bunlar var. Kim hangisini alacak, paraları nasıl dağıtacaklar, bunun kavgasını yaptılar. Şimdi biraz yatışmış gibi gözüküyor ama bitmiş olduğu söylenemez. Ve dolayısıyla bugün tüm cemaatler, Sünnî cemaatler diyelim, finans işleri nedeniyle para temelinde mâlî işler üzerinde yükseldikleri için ve burada da şu ana kadar bu konuların üzerine gidilmediği için genellikle çok hoyrat davrandılar. Çok usulsüzlük yapıldığını tahmin ediyorum. Elden dolaşan paralar var. Mesela müritlerin verdiği paralar var. Bunların girişi, çıkışı, aktarılması... Yani normal bir incelemede, maliye incelemesinde bir yığın suçlamanın bulunabileceği işler bunlar. Ve işte bu cemaatlerin hepsi şu anda hedefte. Ve en ufak bir itirazda üzerlerine, tıpkı CHP'li belediyelere, şimdi YENİ Parti belediyelerine gidildiği gibi hepsine pekâlâ çok kolay bir şekilde gidilebilir.
Niçin? Bir yanıyla aslında Fethullahçılık deneyimi nedeniyle Erdoğan çok iyi biliyor ki bunlarla, bu cemaatlerle tam bir %100 güven ilişkisi kurulamaz. Fethullahçılık çok bambaşka bir olaydı ama olsun. Sonuçta bugün Fethullahçılığın boşalttığı yerleri doldurmak için başta Menzil olmak üzere değişik cemaatlerden, mesela Nurculuğun Yazıcılar kolundan, Menzil'den, İskenderpaşa'dan devlet kadrolarını bir yanıyla dolduran iktidar, diğer yandan da bu kadroların bir şekilde kendi gündemlerini, kendi ağlarını oluşturmasından hep bir şekilde işkilleniyor ve dolayısıyla elinde çok kolay bir alet var. O da nedir? Para. "Parayı takip et" derler ya. Bugün cemaatlerin yumuşak karnı bu ve burada herkes her an hedef alınabilir. Burada Süleymancılara operasyonu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başlattı. Yarın bambaşka bir yerin savcılığı bambaşka bir cemaate bunu yapabilir. Ve şunu da biliyoruz ki bu operasyonların hiçbirisi siyâsî iktidardan bağımsız yapılamıyor. Şimdi herhâlde Süleymancılık olayından sonra bütün cemaat yöneticileri takkelerini önlerine koyup kara kara düşünmeye başlamışlardır. Şunu diyeceklerini çok sanmıyorum: "Yâ biz zâten Tayyip Bey'in hep yanındayız, bize dokunmaz." Tamam, şu anda dokunmaz ama hepsinin yumuşak karnı çok açık ortada. Ve buradan mesela, ezkazâ, yarın öbür gün iktidar değişirse hele, para üzerinden cemaatlere operasyon yapmak... Bakın, 28 Şubat döneminde İslâmî gruplara, cemaatlere yönelik birtakım şeyler yapıldı ve bunların hiçbirisi böyle yapılmadı. Daha çok siyâsî operasyonlar yapıldı ve bu da tabii ki dindar kesimde bir karşı tepkiye yol açtı, başarısızlıkla sonuçlandı. Ama burada ne deniyor? ‘‘Bunlar yolsuzluk yapıyor, bunlar kara para aklıyor, şu kadar para oraya taşınıyor, Avrupa'ya taşınıyor,’’ milyarlar telâffuz ediliyor ki Süleymancılık söz konusu olduğunda bunlar hiç şaşırtıcı rakamlar değil. Dediğim gibi, onlarca yıldır örgütlenen ve esas olarak da bu tür para pul işlerini her şeyin önüne koyan kapalı bir cemaatten bahsediyoruz. Türkiye'nin Fethullahçılıktan sonra en kapalı, en az şeffaf olan ya da hiç şeffaf olmayan bir yapısıydı Süleymancılık ve şeffaf olmadıkları için de onlar hakkında şu anda yapılan tüm suçlamalara kamuoyu genel olarak — dindarı, dine mesafelisi hiç fark etmez — "Herhâlde vardır bir şey." diyebiliyorlar. Çünkü Süleymancılar hiçbir zaman kendilerini genel kamuoyuna anlatmak gibi bir derde sahip olmadılar. Vardılar ama yoktular, görünmezdiler. Ve şimdi operasyon yapıldığında, haklarındaki iddialar ortaya atıldığında birçok kişi, "Ha, yapmışlardır herhâlde bir şey." diyor. Şeffaf olmamanın bir de böyle bir sonucu var. Neyse, AKP'nin 25. yılını belki yarın konuşuruz, yeni birtakım operasyonlar olmazsa.
Bugünün ithafına gelelim. Bir ikili: Simon & Garfunkel. Paul Simon daha yüksekte duran ve Art Garfunkel... Bu ikisi ayrı ayrı da sonra yaptılar ama 57 yılında ilkokul arkadaşıymışlar. Bilmiyordum, çok şaşırdım ve 1957 yılında "Tom & Jerry" diye bir grup kurup daha sonra ilk 1965'te "The Sound of Silence" (Sessizliğin Sesi) ile çok büyük bir çıkış yakalıyorlar. Ve tabii bir de o Dustin Hoffman'ın oynadığı "The Graduate" filminin müziği, "Mrs. Robinson". Herhâlde pop müziğinin en büyük klasiklerinden birisidir. Ve bir de "Bridge Over Troubled Water" albümleri... Kendileri belli bir yerde duruyorlar, herkes kendi yoluna gidiyor ama 1981'de New York'ta Central Park'ta yaptıkları, yarım milyon insanın izlediği bir konser var. O da onların hâlâ çok güçlü olduğunu bize göstermişti o tarihte. Benim de onlarla tanışmam çok geç, tam 1981-82'dir. Böyle de bir talihimiz var. Çünkü ortaokul, tam bunları bilmemiz gereken çağlarda daha siyasetle uğraştığımız için bu tür şeyler bize çok yabancı ve uzak geliyordu. Burjuva alışkanlığı olarak görüyorduk. Ama ne zaman ki cezaevinden çıktım 82'de, Boğaziçi Üniversitesi'nde tanıştığım arkadaşlarım bana birçok şeyi öğrettiler ve özellikle Ali Erdemci'yi burada sevgiyle anayım. Ali bana Simon & Garfunkel'ı zorla dinleten kişidir. Kendisine çok müteşekkirim. Bir de ben açıkçası şarkı sözlerini pek ayırt edemem dinlerken. Hem dinlerdik hem de bana onların Türkçesini söylerdi. Şimdiki gibi internet falan yoktu o zamanlar. Simon & Garfunkel benim pop müziğini keşfetmemin ilk isimleridir. Öyle söyleyeyim. Ve hâlâ hep bende sevgiyle bir yer bıraktılar. Daha sonra bireysel olarak yaptıkları işlere çok fazla ilgi duymadım. Paul Simon'ın bir "Graceland"di herhâlde, öyle bir albümü vardı. O evet, biraz ama sonrasıyla çok fazla ilgilenmedim. Ama onların 60'lı yıllardaki işleri başlı başına yeter ve hâlâ dönüp dönüp dinliyorum. Siz de herhâlde öyle yapıyorsunuz.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
16.08.2026 Cübbeli Ahmet Hoca'ya da sıra gelir mi? |
15.08.2026 Yoksa Süleymancılara kayyum mu atanacak?
14.08.2026 Süleymancılar niçin hedef alındı? Sırada hangi cemaatler var?
13.08.2026 Resul Emrah Şahan ile söyleşi: “Siyaset, toplumdaki hazır öfkenin arkasından sürüklenmek değildir”
13.08.2026 Özgür Özel'i anlamak
08.08.2026 Prof. Mehmet Gürses ile söyleşi: Çerçeve yasa beklentileri karşılayabilecek mi?
08.08.2026 Türk ve Kürt milliyetçileri kol kola
07.08.2026 YENİ Parti süreç karşıtlarını hayal kırıklığına uğratıyor
07.08.2026 Sürgündeki Kürt siyasetçiler Öcalan’ın çağrısını bekliyor: Seydi Fırat ile söyleşi
06.08.2026 Çerçeve yasa referanduma götürülürse ne olur?
16.08.2026 Cübbeli Ahmet Hoca'ya da sıra gelir mi? |
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı