Okul saldırıları: Tabii ki siyasi

17.04.2026 medyascope.tv

17 Nisan 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Türkiye'nin gündeminde tabii ki doğal olarak okul saldırıları var ama dikkat ederseniz olay daha çok Kahramanmaraş'ta yaşanan olaya odaklandı. Tabii ki orada 10 kişinin hayatını kaybetmesi gibi acı bir gerçek var. Doğrudur. Ama onun ötesinde şöyle de bir boyut var. Buradaki 14 yaşındaki saldırgan ki kendisi de öldü. Önce intihar etti denilmişti ama sonra müdahale sonucu öldürüldüğü, hayatını kaybettiği anlaşıldı. Bunun hakkında sürekli birtakım bilgiler, videolar. Mesela sınıfta bir videosu var. Gördünüz mü bilmiyorum. Orada bir kız öğrenci bir şeyler anlatırken o arkada bir tür volta atıyor mesela. Daha sonra babasının onu atış talimine götürdüğü video yayınlandı. Ve burada bize sürekli olarak şöyle bir şey söyleniyor; bu çocuk sorunları olan çocuktu. Tanıklıklar da var; işte psikolojik destek alıyordu. Birtakım bunalımları vardı. Bunları söylüyordu, ediyordu. Yani olay, fatura bu çocuğa, adını vermek istemiyorum, çocuğa kesilmek isteniyor. 14 yaşındaki çocuğa.
Tabii ki onun psikolojik durumunun etkisi vardır. Tabii ki babasının onu silahlara erişebilecek bir şekilde tutmasının çok ciddi bir boyutu var. Onu silah kullanmaya, poligona götürmüş olması 14 yaşındaki bir çocuğu. Bir de o poligon o çocuğu nasıl kabul ediyor? Bütün bunlar hepsi var. Ama bu olay siyasi bir olay. Yani bakmayın siz, ‘‘bunu siyasete alet etmeyin’’ deniyor. Bu hep böyle oluyor. Depremde de böyle oldu. Başka olaylarda da böyle oldu. Aman siyasete alet etmeyelim! Birtakım İslamcı, radikal cihatçı örgütlerin saldırılarının arkasından da böyle oldu. Mesela hatırlayın, unutuldu tabii, Eskişehir'de 2024'te 19 yaşındaki birisi, Arda Küçükyetim, rastgele insanlara saldırmıştı. Çok kişiyi yaralamıştı ve bunu da sonra sosyal medyada canlı olarak, anında canlı olarak yayınlamıştı. Yakalandı, mahkûm edildi. Unuttuk gitti. Ve esas unuttuğumuz, daha yeni Maraş olayından bir gün önce Siverek'teki olay. Okulun adı Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi. Burayı basan, 16 kişiyi yaralayan sonra da intihar eden 19 yaşındaki kişi hakkında hiç doğru dürüst bir şey duymadık, etmedik. Çünkü orada üzerinde spekülasyon yapılacak çok fazla malzeme bulunamadı herhalde.
Açık söyleyeyim; bu gerek ortaokul sınıfındaki video ya da babasıyla beraber atış talimi – ki onu Sabah gazetesi hemen yayınlamış, hiç şaşırtıcı değil – bunların yayınlanmasının, eksenin buraya kaydırılmasının gazetecilik açısından çok ciddi sorunlu olduğunu düşünüyorum. Evet, 14 yaşında bir çocuk, psikolojik sorunları olabilir. Evet, babası mimarı olabilir vesaire. Bütün bunlar var. Ama şunu unutmayın: Şu anda okullarda okuyan çok sayıda böyle çocuk olabilir. Psikolojik sorunu olan olabilir. Şu olur, bu olur. Çocukların üzerine bunu yıktığınız zaman elinize ne geçiyor? Olayı örtbas etmiş oluyorsunuz. Bir çocuk, 14 yaşında bir çocuk okula beş silahla nasıl girer? Orada insanları nasıl öldürür? Ve burada sadece bu çocuk mudur suçlu, babası mıdır? Babasının çok sorumluluğu var, tamam. Ailesinin de var, tamam. Belki öğretmenlerinin de var, günahını almayayım, belki. Herkesin bir sorumluluğu olabilir. Ama burada esas sorumluluk devletin. Yani bu yıl değil miydi aile yılı ilan edildi? Şu oldu, bu oldu. Sürekli, dünkü yayında da söyledim, Bakanımız sürekli üst perdeden konuşuyor, ediyor. Sürekli bir meydan okuyuş içerisinde. Ama burada ne yapıyor? Gidiyor Maraş'a, hastanede yaralıları ziyaret ediyor. Cenazeye katılıyor. Bakan olmak bu mudur? Yani sadece bu mudur? Hiç mi sorumluluğu yok?
Çarşamba günü Erdoğan grup toplantısında Siverek olayına kısaca değinip ihmali olanların görevden alındığını söylemişti. Kim olabilir bunlar? Belki emniyet yetkilileri, belki okul yöneticileri vesaire. Eyvallah. Ama burada esas ihmal çok daha başka bir yerde; devlette ve Milli Eğitim Bakanlığı’nda. Yani tabii ki Türkiye'de artık böyle şeyler yok; kimsenin istifa etmesini, istifa da denmiyor, görevinden affını talep etmesini beklemeyecek kadar gerçekçiyim. Ama biraz da iğneyi kendilerine batırmaları lazım. Yani, ‘‘Ne oldu? Ne yaptık ya da ne yapamadık da bu olaylar oluyor?’’ demeleri lazım. Şimdi biz bu olayı konuşuyoruz, bir süre sonra unutacağız. Ne zamana kadar? Yeni bir saldırı olana kadar. Yeni bir saldırı olacak mı? Umarım olmayacak, inşallah olmayacak. Ama olursa hiç şaşırmamamız lazım. Siverek olayı oldu. Önce bir nefesimizi tuttuk, ne oluyoruz ya dedik. Ardından bir gün sonra Kahramanmaraş oldu. Bunlar çok anlamlı. Bir de birbirlerini tetikliyor. Birilerine cesaret veriyor. Bunu düşünen başka gençlere, çocuklara cesaret veriyor. Bu olayı sadece psikolojik sorunu olan birtakım çocukların, gençlerin olayı olarak görmemek lazım.
Evet, dün de söyledim. Burada bir öfke var, bir kin var. Aileye, okula, şuna, buna, topluma eyvallah. Ama bunu yaratan ortam bizleriz. Ama esas olarak da devlet. Devletin bunları bir şekilde görmesi gerekiyor. Bunu söyleyen çok oldu, dün de ben kısmen söyledim. Yani şu anda televizyonlarda yayınlanan birtakım filmler, diziler, şunlar bunlar; Devlet Bahçeli sosyal medyaya atıyor ama baktığınız zaman, yani bunu ‘‘Kurtlar Vadisi’’nden başlatabilirsiniz. Günümüzde de çok sayıda olduğu söyleniyor. Ben izlemiyorum ama biliyorum, bu konuda çok şeyler söylüyorlar. Devletin televizyonunda da aynı şekilde olduğu söyleniyor. Böyle bir ortamda bu çocuklara, bu gençlere ne sundunuz, ne verdiniz ki ondan sonra olayı onların üzerine yıkıp kapatmayı düşünüyorsunuz? Bu olay tüm siyasetçilerin ama esas olarak ülkeyi yönetenlerin ciddi ciddi düşünmesi gereken bir olay. Yenisi olmaz inşallah diyerek geçiştirilecek bir olay değil. Tedbirler alınacak, belli. Toplantılar yapılıyor, valiler toplanıyor, şu oluyor, bu oluyor. Evet, bütün bunlar oluyor. Ama unutmayın ki mesela bu olayda çocuğun babası birinci sınıf emniyet müdürü. Türkiye'de şu anda konuşulan Gülistan Doku olayında valinin oğlunun adı geçiyor ve valiye yönelik de birtakım suçlamalar var olayın örtbas edildiğine yönelik.
Mesela Türkiye yakın tarihimizde çok sayıda böyle aydınlanmamış cinayetler var ve bunlarla ilgili hep birtakım kamu görevlilerinin adları geçiyor. İddialar var ve bunlar çok fazla araştırılmıyor. Bütün bunları beraber düşündüğümüzde, çeteleri düşündüğümüzde, uyuşturucunun bu kadar yaygın olduğunu düşündüğümüzde, bütün bunlara baktığımızda olayı bir çocuğun üzerine yıkmak; onun okulda arkadaşlarıyla sınıfta yaptığı videodaki görüntüsüne bakıp ‘‘ama işte görüyorsunuz, bu zaten katil’’ deyip damgalayıp geçiştirdiğiniz zaman sorumluluğunuzun gereğini yerine getirmiyorsunuz demektir. Hep söyleniyor; medya dikkatli olsun. Evet, medya dikkatli olsun. Medya bu olayı başkalarını teşvik edici şekilde ele almasın. Bunların hepsi doğru. Ama medya olayın siyasi yönünü de karartmasın. Siyasi yönünü karartmak için de bu kişilerin, öldürenlerin başta olmak üzere, saldırganların ve kimi durumda da hayatını kaybedenlerin birtakım noktalarına hassasiyet göstersin. Derdimi anlatabildim mi bilmiyorum ama hepimiz gibi çok etkilendim, çok üzüldüm ama bu olayın 14 yaşında bir çocuğa yıkılması, sadece ona yıkılması – ki o çocuk hayatını da kaybetti zaten – asla kabul edilebilecek bir şey değildir. Sorumlular sorumluluklarını üstlensin diyeceğim ama bunun olmayacağını da biliyorum.
Bugünün ithafı bir büyük Fransız yazara, Marguerite Yourcenar'a. Marguerite Yourcenar, 1980 yılında Fransız Akademisi'ne seçilen ilk kadın yazar. Şimdi Fransız Akademisi böyle bir kurulu düzenin, müesses nizamın yeri olarak bilindiği için ve oraya seçildiği için Yourcenar'a karşı bir şeyim vardı, nasıl söyleyeyim, ‘‘herhalde kötü birisidir’’ demiştim benim de gençlik yıllarımda. Sonra bir Fransız arkadaşın evinde onun kitaplarını gördüm. O tavsiye etti; önce ‘‘Alexis’’ diye bir kitabını okudum. Ardından, Türkçeye nasıl çevrilmiş, bir dakika. ‘‘Coup de Grâce’’... ‘‘Coup de Grâce’’ şey demek, yani böyle can çekişen atları falan vuruyorsunuz ya, ‘‘Bir Ölüm Bağışlamak’’ diye çevrilmiş. ‘‘Şefkat vuruşu’’ da denebilir, ‘‘merhamet vuruşu’’ da denebilir. Bu kitap çok etkileyiciydi benim açımdan. Sonra ‘‘Doğu Öyküleri’’ vardı, onu da okudum ve Yourcenar'ı çok sevdim. ‘‘Hadrianus'un Anıları’’ var bir de. Türkçeye de çevrildi. Benim okuduklarım bunlar. Tabii daha çok şey yazmış. Aynı zamanda çevirmen; İngilizceden çok sayıda kitap çevirmiş ve bunlardan birisi çok ilginç, Virginia Woolf'un ‘‘Dalgalar’’ını çeviriyor ama Woolf'la beraber İngiltere'ye gidiyor, onunla beraber çeviriyor ve bir tür yeniden yazıyor. Onun Fransızcaya kazandırdığı çok şey var, çok kitap var.
Yourcenar bir ara babasıyla beraber yaşıyor. Hiç okula gitmemiş birisi. Babasıyla yaşıyor, babasının ölümünden sonra dünyayı geziyor ve bir müddet İstanbul'da da yaşadığı biliniyor. Ve ondan sonra 1937'de Amerika Birleşik Devletleri'ne yerleşiyor Grace Frick adındaki partneriyle beraber ve Grace Frick ondan daha önce ölüyor ama hep Amerika'da yaşıyor. Orada hocalık yapıyor, çevirmenlik ve yazarlık yapıyor. Çok farklı birisi. Böyle klasik kitaplar yazar gibi, klasik edebiyatçı gibi duran birisi. Çok çarpıcı birisi. Okuduğumda çok etkilenmiştim ve kendime kızmıştım. Sırf akademiye seçildi diye önemsiz sandığım için kendime kızmıştım. Bu arada Yourcenar'a bakarken şunu gördüm: Onun iki kitabını, ‘‘Bir Ölüm Bağışlamak’’la ‘‘Doğu Öyküleri’’ni Hür Yumer çevirmiş. Onu da hatırladım. Hür Yumer Türkiye'de gerçekten çok değerli bir edebiyatçıydı diyelim; daha çok Fransızcadan çevirileriyle bilinen birisi. Yourcenar'ın dışında da çevirileri vardı ama 1994'te bu dünyayı terk etmeye karar verdi. Öyle söyleyeyim. Ölümünün ardından Metis onun ‘‘Ahdım Var’’ adlı kitabını yayınladı, öykülerini yayınladı. Hür Yumer'le kısa da olsa bir tanışıklığım vardır. Zaten Metis ile ilgisi olduğu için de biliyordum ama bir gün, ben o zamanlar 1980 sonları Ankara'da yaşıyordum ve bir gün o yakın dostu, birlikteydiler hep, sinemacı Serra Yılmaz'la benim evime misafir gelmişlerdi. Böyle bir iki saatlik bir muhabbetimizi hatırlıyorum. Ondan herhalde bir 5-6 yıl sonra Hür'ü kaybettik. Yazık oldu. Keşke yazmaya, çizmeye ve çevirmeye devam edebilseydi. Evet, Yourcenar'ı ve onun iki eserini Türkçeye kazandıran Hür Yumer'i saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
19.04.2026 Mansur Yavaş’ın “topluca bir karar almamız gerekiyor” çağrısının anlam ve önemi
18.04.2026 Gülistan, Rojin, Rabia, Nadira, Burak ve diğerleri
17.04.2026 Okul saldırıları: Tabii ki siyasi
16.04.2026 Kindar nesil
12.04.2026 CHP muhalefette niçin yalnız kaldı?
11.04.2026 Sürecin ve Türkiye’nin Demirtaş’a ihtiyacı var
10.04.2026 İktidar CHP’ye yönelik saldırılarını şiddetlendiriyor
09.04.2026 Gizli tanıklar neye tanık, etkin pişmanlar neden pişman?
08.04.2026 Salı günleri Devlet Bahçeli dinlemek
08.04.2026 19 Mart sürecinin birinci yılında Türkiye'nin ruh hali: Dr. Erman Bakırcı ile söyleşi
19.04.2026 Mansur Yavaş’ın “topluca bir karar almamız gerekiyor” çağrısının anlam ve önemi
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı