Alparslan Kuytul'un yalnızlığı

20.08.2026 medyascope.tv

20 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Bugün Silivri'de olacağım ve savunma yapma sıramın gelmesini bekleyeceğim. Bakalım ne olacak? Savunmam hazır, kafamda hazır en azından. Ama hâlâ beni bu davaya bir şekilde katmış olmalarını kabullenemiyorum. Onu özellikle vurgulamak istiyorum. Ve benim emniyette ifadem alınmadan önce alınması için eve gelen, Sapanca'daki eve gelen polisler geldi aklıma dün. Bana bir zabıt imzalattılar. Orada yakalanmaktan bahsediyordu. Ben de dedim ki ona, ‘‘Kimi yakalıyorsunuz? Ben zaten buradayım. Bir yere kaçmıyorum ki.’’ ‘‘Ne yapalım? Bu böyle. Formalite, bürokrasi...’’ falan dediler. Ve dün Alparslan Kuytul'un o videosunu gördüm. Nasıl çektilerse, belli ki onun taraftarlarından birileri çekmiş. Sabah erken saatte evine geliyorlar. Eşi Semra Kuytul'la beraber onu gözaltına alıyorlar ve ona da aynı şekilde polis memurları imzalatmak istiyor. O da diyor ki, "Bu yakalama değil, ben imzalayamam. Evimdeyim, bir yere kaçmıyorum ki. Siz beni gözaltına alıyorsunuz."
Ne acı bir olay ve iki birbirinden farklı insanın başına gelen... Tabii ki ben sonra, ifadem alındıktan sonra bırakıldım. Kuytul'un, kendisinin ve eşinin ve onunla birlikte gözaltına alınan diğer Furkan Vakfı mensuplarının ne olacağını henüz bilemiyorum. İki ayrı dünya ama aynı kader. Yerinde duran, evinde duran insanları yakalama iddiasındaki kolluk güçleri... Ve gerekçe ne? Benimki, bugünkü savunmamda yapabilirsem anlatacağım gibi; aslında savunacak hiçbir şeyim yok. Kuytul'un hakkında da ne var? Bakan Akın Gürlek, yine Süleymancılarda olduğu gibi birtakım para hareketlerinden bahsediyor. Yani finansal birtakım işlerden bahsediyor. Kayyum atanan bazı şirketler var. Çoğu limited şirket gördüm. Bu Furkan Vakfı'na bağlı kişilerin, belki de Alparslan Kuytul'un doğrudan ya da dolaylı ilişkisi olan şirketler.
Sonuçta bir hareketten bahsediyoruz. Furkan Hareketi diyorlar kendilerine ya da Furkan Vakfı diyorlar. Bu bir tarikat değil. Süleymancılık, Nurculuk gibi bir hareket değil. Daha çağdaş tipte diyelim bir İslamcı hareket. Radikal tonlu bir İslamcı hareket ve kişi üzerine yürüyen bir İslamcı hareket. Kişi üzerinden yürümesi nedeniyle tarikatlara falan benzetiliyor olabilir. Bir lider kültü var orada da. Ama örgütlenme şekli tamamen daha çağdaş İslami hareketlere mesela Mısır'daki Müslüman Kardeşlere benzetilebilir. Daha farklı bir hareket ve bu hareket yıllardır Erdoğan iktidarının hedefinde. İlki Nisan 2017'de olmuş. ‘‘Furkan Vakfı Olayı’’ diye bir yayın yapmıştım. Bayağı da ilgi görmüştü. Çünkü ilk defa kamuoyu duyuyordu bunu. Bir operasyon olmuştu. Kimdir bunlar? Nedirler? Necidirler? Ben, İslami hareketleri çalışan bir gazeteci olarak Furkan Vakfı'nı ve Alparslan Kuytul'u biliyordum. Ancak çok da önem atfetmiyordum. Çok da büyük bir hareket değildi. Daha yerel bir hareket gibiydi. Adana merkezli. Tabii ki İstanbul'da başka şehirlerde de uzantıları, hatta sonradan Avrupa'da da olduğunu duydum. Ama esas olarak Adana merkezli bir yerel İslami hareketti ki Türkiye'de böyle hareketler çok var. Elâzığ'da, Malatya'da, Erzurum'da buna benzer hareketler var.
Ama bu bir şekilde öne çıktı. Çünkü Erdoğan iktidarına sıcak bakmadı, öyle diyelim, eleştirdi. Tam da darbe girişiminin ardından bir süre sonra, yaklaşık bir yıl sonra operasyon yapıldı, büyük bir operasyon ve orada insanlar şaşırdılar. Anlamadılar, anlam veremediler ve zaten çok bilinen bir hareket değildi. O zaman hakkında şimdiki gibi para pul iddiaları da yoktu. Tamamen düz siyasi bir operasyondu bu ve Furkan Vakfı o tarihte de yalnız kalmıştı. Hatırlıyorum, o günlerde bu konuyu ele alan çok az sayıdaki gazeteciden birisiydim. Daha sonra 2019, 2021, 2022 hep bir şekilde operasyonlar oldu. Gözaltılar, tutuklamalar oldu ve Furkan Vakfı'nın bağlıları diyelim ya da mensupları bunu sürekli protesto ettiler, ellerinden geldiği kadar. Hatta birtakım görüntüler vardı. Çok ciddi bir şekilde Çevik Kuvvet’in su sıkarak dağıtması filan gibi sahnelere de tanık olduk.
Bu hareketin en önemli özelliği, mesela Süleymancılardan farklı olarak, hareket kendisi devletten gelen baskıya tepki veriyor. Protesto ediyor. Birtakım açıklamalar yapıyor. Ama Süleymancılarda böyle bir şey yok mesela. Süleymancılarda hâlâ kimse — Süleymanlılar diyorlar kendilerine — resmî bir açıklama yapmış değil. Sağda solda, sosyal medyada birtakım kişiler bir şeyler söylemeye çalışıyor. Bir kere benim de başıma geldi. Bir e-posta geldi. Çok uzun. Hareketin, Süleymancılar hareketinin görüşlerini anlatan, o hareketi savunan çok uzun bir şeydi. İlginçti yani. En azından olayları kendi açılarından değerlendiriyorlardı. Kendisine dedim ki, ‘‘Arayın konuşalım.’’ ‘‘Aramayayım etmeyeyim’’ dedi onu yazan kişi. ‘‘Ben sıradan bir hareket mensubuyum. Bu beni aşar.’’ dedi. Ki sanmıyorum. Çünkü o kapsamlı yazıyı hareketin, Süleymancıların içerisinde belli bir yeri olan birisi yazabilir ancak. Ama onlar hâlâ ürküyorlar. Hâlâ ses çıkartmıyorlar. Hâlâ kamusal alanda kendilerini göstermiyorlar. Çok ender. Almanya'daki merkezdeki açılıştaki görüntüler istisna. Bir de geçen bir hastaneye polisin girmesi üzerine toplanan kalabalıklar ki bu da bir şeylerin değiştiğini gösteriyor. Ama Furkan Vakfı böyle değil. Furkancılar daha açık ve alıştılar artık baskıya.
Peki niye operasyon oldu? Çok acayip. Cumhurbaşkanının danışmanı, Alparslan Kuytul'un Süleymancılara yönelik operasyonunu eleştirmesi üzerine ‘‘Sıra sende’’ dedi ve hakikaten sıra ona geldi. Alparslan Kuytul'un İslami duruşuyla, siyasi ve İslami duruşuyla Süleymancılar arasında çok ciddi bir fark var. Yani birbirlerinden hiçbir şekilde hazzettiklerini sanmıyorum. Ama kendisi, devletten mağduriyeti çok yaşamış birisi olarak ve yalnız bırakılmış birisi olarak Süleymancılara sahip çıktı. Yani sahip çıktı dediğim yapılanı kınadı. O kadar yani, o kadar. Sahip çıkma o kadar. Ama hemen cevabını aldı. Bir gün sonra ya da iki gün sonra cevabını aldı ve şimdi tabii bu olaydan sonra kimse Furkancılara yine sahip çıkamıyor. Ne kadar içeride kalacaklar, neyle suçlanacaklar bilmiyoruz. Ama yakın dönemde yaşadığımız örnekler, ki Furkancıların da değişik dönemlerde yaşadıkları örnekler pekâlâ tutuklamalar olabileceğini bize düşündürtüyor. Burada eşiyle beraber... Bir dönem hatırlıyorum, Alparslan Kuytul cezaevindeyken eşiyle gazeteci olarak temas kurmuştuk. Hatta Medyascope’ta kendisiyle bir arkadaşımız yayın da yapmıştı. Şimdi ikisi birden cezaevinde.
Alparslan Kuytul, şu haliyle bakıyorum, 65 doğumlu. Yani 60 yaşında birisi. Çukurova Üniversitesi'nden sonra galiba Mısır'da bir dini eğitim alıyor ve aslında bir anlamda Müslüman Kardeşler geleneğine yakın bir geleneğin Türkiye versiyonunu hayata geçirmeye çalışan birisi. Siyasi olarak, duruşu olarak, dünya görüşü olarak hiçbir şekilde hoşlanmayabilirsiniz. Ama suç işlemediği müddetçe herkesin var olma hakkı var. Burada suç ne? Suç, işte tekrar ekonomik olarak tarif edilmeye çalışılıyor; Süleymancılarda olduğu gibi. Çünkü çok kritik bir şey bu. Türkiye'de zamanında yapılan, bir fi tarihinde yapılan, geçen bir yayında da bahsettim Süleymancılarla ilgili, irtica operasyonları çağrıştırmak istemiyorlar. Israrla şunu vurguluyorlar: ‘‘Bunun dini faaliyetlerle bir alakası yok. Ama bu kişiler dini suistimal ediyorlar; Süleymancılar öyleydi, Furkancılar böyle.’’ Peki dini nasıl suistimal ediyorlar? Onlara kalsa, Süleymancılara kalsa ya da Furkancılara kalsa iktidar dini suistimal ediyor, dini yanlış yorumluyor. Sonuçta İslam dinini hele çağımızda binbir türlü yorumlayabilir insanlar. Burada yorumun tekelini şu anda devlet, siyasi iktidar almış durumda. Kendisine uymayanları belli bir yere kadar tolere ediyor ama kendisine uymamanın ötesinde kendisine karşı çıkanları da anında bastırıyor.
Şimdi daha önce ben ne demiştim? ‘‘Sıra Cübbeli’de mi?’’ diye bir yayın yapmıştım. Tabii ki Cübbeli’de değil sıra. Sıra Furkancılardaymış ama bu olaydan sonra da — önce Süleymancılar, ardından Furkancılar — herhalde diğer İslami grupların, cemaatlerin kalpleri güm güm atıyordur, ‘‘Aman yanlış bir şey yapmayalım’’ diye. Kimin iktidarında? Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın iktidarında. Evet, garip bir durum. Son bir not. Google'a girdiğiniz zaman, Alparslan Kuytul’u aradığınız zaman altında ne yazıyor dersiniz? İnternet ünlüsü. Bir de böyle bir çağdayız. Alparslan Kuytul'la ilgili internette en son ‘‘Odyssey’’ ile ilgili bir klip dönüyordu hakkında. Başka şeyler de var. Şimdi Türkiye'nin en önde gelen radikalimsi diyelim, ya da radikal İslami yorumlardan birisinin sahibi, bu konudaki bir hareketin liderinin de ‘‘İnternet ünlüsü’’ olarak adlandırıldığı garip, absürt bir çağdayız.
Bugün ithafım yine kaybettiğimiz bir büyüğüme diyeyim. Esas olarak gazeteci diye ben biliyorum. Herkes gazeteci olarak bilir ama esas olarak iktisat profesörü: Güngör Uras. Dün ölüm yıldönümüymüş, oradan fark ettim kendisi hakkında yapılan paylaşımlarda. 2018'de 19 Ağustos'ta kaybetmişiz. Güngör Bey'le çok az bir tanışıklığım var. Var ama çok az bir tanışıklığım var. Aynı yerlerde çalıştığımız oldu. Milliyet'te yazıyordu. NTV'de program yapıyordu. Oralarda karşılaşıyorduk ve aramızda çok ciddi bir yaş ve kariyer farkı olmasına rağmen son derece sıcak, sempatik, insanı onore eden birisiydi. Ve onun en büyük özelliği, bir kere çok şakacı birisiydi. Hep gülerdi, fotoğraflarında da görüyorsunuz. Profesörlüğe kadar çıkmış. Devlet Planlama Teşkilatı'nda uzmanlık, TÜSİAD genel sekreterliği derken televizyon programları, gazete yazıları ve bol miktarda kitabıyla ekonomiyi, iktisadı popülerleştiren ilk örneklerden birisidir. Başkaları da var tabii. Sıradan insanın anlayacağı şekilde... Neydi? Galiba öyle bir yayını vardı: ‘‘Ayşe Teyze’nin Mutfağı’’ mı? Ona benzer bir adı vardı. Sıradan insanın ekonomik sorunlarını ele alan, bunları tartışan, çok yaratıcı, sevimli, iyi bir insandı. Kendisini saygıyla ve sevgiyle anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
22.08.2026 Artık kimse dağa çıkmasın!
21.08.2026 Dünkü savunmamın özeti: Bu ayıp benim değil!
20.08.2026 Alparslan Kuytul'un yalnızlığı
19.08.2026 Abdullah Öcalan: “Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer”
19.08.2026 Silivri mi, İmralı mı?
18.08.2026 Cemaatler şeffaf olabilir mi?
16.08.2026 Cübbeli Ahmet Hoca'ya da sıra gelir mi? |
15.08.2026 Yoksa Süleymancılara kayyum mu atanacak?
15.08.2026 Tarık Çelenk ile söyleşi: “Kimlik Kapanında Ülkem”
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı