Ali Şeriati’ye saldırılar ve İslamcı düşüncenin çöküşü

15.03.2026 medyascope.tv

15 Mart 2016’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Bugün bambaşka bir konudan bahsetmek istiyorum. Aslında yakınlarda bir yayını Ali Şeriati'ye ithaf etmiştim; İranlı büyük düşünür, İslamcı düşünür. Devrimden hemen önce şüpheli bir şekilde İngiltere'de hayatını kaybetmişti ve bir anlamda İran devriminin ideoloğu olarak bilindi. Ama onun ötesinde Ali Şeriati hep günümüze kadar gelen ve İslam içerisinden Batı medeniyetini sorgulama, aynı zamanda da kendi zamanında, kendi döneminde tüm dünyada, İran'da da çok güçlü olan sol hareketlere karşı İslami cevap verme kaygısında olan bir düşünür. Çok yaratıcı bir düşünür, aynı zamanda bir dâvâ adamıydı. Ali Şeriati'nin bambaşka bir yeri vardır İslam düşüncesinde. Tabii İran'da olması, Şii olması nedeniyle Sünni dünyada kendisine karşı hep bir mesafe olmuştur; onu da bir yere kaydetmek lazım.
Ama ben burada kendi kişisel deneyimimden hareketle bir şeyler anlatmak istiyorum. O da gazetecilik hayatımda, ki 1985, daha İran devriminin etkisi hâlâ Türkiye'de de vardı. Ama en önemlisi Türkiye'de İslami hareketin bir yükselişine tanık oluyorduk ve bu yükseliş içerisinde çok sayıda dergi çıkıyordu, özellikle gençlerin çıkardığı. Çok sayıda kitap basılıyordu. Kitapların bir kısmı telif, önemli bir kısmı çeviriydi ve bunların içerisinde aklınıza gelebilecek dünyanın dört bir tarafından, yani Pakistan'dan Mevdudi'yi, Mısır'dan Seyyid Kutub'u, İran'dan Ali Şeriati'ye kadar ama onun çok daha ötesinde kitaplar basılıyordu ve benim tanık olduğum kadarıyla özellikle gençlik kesiminde en popüler isimlerin başında Ali Şeriati geliyordu. Ali Şeriati'nin bildiğim kadarıyla tüm külliyatı Türkçeye bir şekilde aktarılmıştır, tartışılmıştır. Bir de onun hayatı da tabii ki birçok genç İslamcı için örnek olmuştu.
O dönemde İslamcı hareketin yükseliş dönemindeki yayıncılık faaliyetleri; dergicilik, kitapçılık faaliyetleri ve birtakım ortamlarda ki kimi zaman bu bir yayınevi binası da olabiliyor, ofisi de olabiliyor, kimi zaman kahveler de olabiliyor, dernekler de olabiliyor; çok yoğun bir tartışma vardı tıpkı 70'li yıllarda sol hareketin yaşadığı gibi. Hatta ondan biraz daha farklıydı çünkü sol hareket 70'li yıllarda aynı zamanda çok ciddi bir pratiğin içerisindeydi, sokaktaydı. Ama İslamcılar sokakta olmadıkları için büyük ölçüde tartışıyorlardı. Yani pratiği olmayan bir teori tartışması vardı ve bunun içerisinde Türkiye'de değişik okullarda okuyan İslamcı gençler içerisinde bir entelektüelleşme görüyorduk. Birbirinden farklı mesleklere sahip oldular daha sonra ama bir birikimleri oldu. Onun ardından belli bir gerileme görmeye başladık İslamcı düşüncede.
Bu gerilemenin en önemli nedeni Refah Partisi, sonra Fazilet ve sonra nihayet AK Parti'nin iktidara gelmesi; önce belediyelerle başlıyor, sonra koalisyon hükümetleri, ardından tek başına iktidar ve iktidara geldikleri ölçüde, mesela İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni Tayyip Erdoğan kazandığında başka yerlerde birtakım yerlere bu kişiler taşındı, istihdam edildiler ve birden bu eleştirel İslami düşünceden bambaşka bir yere doğru bir statü sahibi, imkan sahibi ve nasıl söyleyeyim, eskiden sadece muhalefet etmek üzerine kurulu bir şeyken şimdi kendilerine, kendi iktidarlarına yönelik muhalefete karşı kendilerini korumak ve bu anlamda statükoculuk görülmeye başlandı. Bu, adım adım yaşanan bir süreçti ve böylece baktık ki daha az kitap yayınlanır oldu. Çeviriler çok azaldı, zaten çevrilecek kitap da büyük ölçüde kalmamıştı. Telif eserlerin büyük ölçüde azaldığını, zaten okuyucu ilgisinin de azaldığını gördük ve birtakım isimler yazmayı bıraktılar ya da başka alanlara, siyaset dışı denebilecek alanlara taşmaya başladılar.
Böyle bir süreç yaşadık ve şimdi sosyal medyanın, dijital medyanın devreye girmesiyle, sosyal medya platformlarının, YouTube’nin devreye girmesiyle birlikte iş çığrından çıktı, öyle söyleyeyim. Büyük bir bolluk yaşanıyor. Ve burada tabii şöyle de bir husus var: Bu kişilere her şey serbest. Normal şartlarda muhalif birisi herhangi bir konuda yorum yaptığı zaman başına iş gelebiliyor. En son Enver Aysever'in başına geldiği gibi, "sağcılık hastalıktır" dediği için cezaevine atıldı. Ama İslami kesimdeki kişiler — hâlâ öyle bir kesim varsa — birtakım hoca iddialı kişiler, birtakım başka kişiler akıllarına geleni söylüyorlar. Önüne gelene saldırıyorlar, hakaret ediyorlar; yaptıkları yanlarına kâr kalıyor.
Şimdi bütün bu süreçte büyük bir çözülme yaşandı. Ortada düşünce diye bir şey kalmadı, her şey iktidara göre şekillenmeye başladı, bunu gördük. Ve şimdi tam da İsrail ve ABD'nin İran'a saldırdığı bir dönemde bu olayın nasıl dipte olduğunu bize bir şahıs; adını vermek istemiyorum, çok popüler kitapları var, aslen doktormuş ama sonradan Müslümanlığı keşfetmiş, yani din dışıymış falan, bunların hepsi bir efsane. Doktor olduğu doğru da dinden çıkıp dine döndüğü vesaire bilmiyorum, onlar çok da umurumda değil. Ama bu kişinin savaşın tam ortasında, İran böyle büyük bir saldırı altındayken, rejime yönelik eleştirileriniz ne olursa olsun, olabilir – ki rejim hakikaten İran halkının aleyhine bir rejim, bunu yıllardır biliyoruz, görüyoruz – böyle bir bağlamda birdenbire Ali Şeriati saldırısına girişti. Akıl alır gibi değil.
Yani öleli yıllar olmuş birisinden bahsediyoruz. Diyelim ki görüşleri zaman aşımına uğradı, şu oldu, bu oldu; şu anda gündemin bu olması, eline kitaplar alıp YouTube'da Ali Şeriati'nin kitaplarını çok saygısız bir şekilde okuyup onunla dalga geçmesi, kahkaha atması ve insanların bundan hoşlanması... Allah kimseyi böyle düşürmesin diyeceğim. Bunu niçin söylüyorum? Hakikaten hangi görüş olursa olsun görüşlerin bir kıymeti var, bir değeri var. Ben mesela Ali Şeriati'nin birçok kitabını okudum, katılmıyorum ama hakikaten hayranlıkla okudum. Aslında kitapların büyük bir kısmı verdiği derslerin deşifresidir, onlardır. Yani böyle kitap olarak yazılmamıştır, kitap olarak derlenmiştir.
Şöyle bir şey var, hani ne derler; görüşlerine katılmayabilirsiniz ama onun entelektüel kişiliğine laf etmek... Hakikaten insanın birazcık had sahibi olması lazım ama sırtını iktidara dayayıp iktidarın imkanlarıyla sağda solda belediyelerin işte Diyanet'in toplantılarına, imza günlerine vesairelere katılıp iktidar medyasında bol bol yer bulup ondan sonra tam da İran halkı, İran ülkesi saldırı altındayken İran'ın şu geçen yüzyılda yetiştirdiği en önemli isimlerden birisiyle dalga geçmenin, bunun üzerinden prim yapmanın utanç verici bir şey olduğunu düşünüyorum. Hem onu yapanın hem onu destekleyenin hem de ona alan açanın...
Bir son not düşmeden edemeyeceğim. Benim ilk İslami hareketi anlamak için gittiğim, satın aldığım kitapların önemli bir kısmını İnsan Yayınları basıyordu. İnsan Yayınları'nın acayip bir yeri vardı. Emin değilim ama Ali Şeriati'yi de basmış olabilir, hiç şaşırmam. Şimdi Ali Şeriati düşmanı olabilirsiniz ama bunun üzerinden popülerlik yapmak ve tam da savaş zamanında bunu yapacak kadar acınası durumda olan bir kişinin bazı kitaplarının günümüzde İnsan Yayınları tarafından basılmış olduğunu gördüm. Açıkçası çok çok üzüldüm. Bu işte tam da nereden nereye geldiğimizi gösteriyor.
Demek ki neymiş; aslında gerçek ana akımı buymuş, bu kişilermiş. Bağlamından kopararak, hızlı bir şekilde sayfaları çevirerek, sayfaları tutarken de sanki pis bir şeyi okuyormuş gibi ya da dokunuyormuş gibi yaparak yapılan bir şeyin hiçbir saygınlığı olamaz. Ali Şeriati, tekrar söylüyorum, siyasi olarak hiçbir şekilde anlaşmadığım ama entelektüel bir kişi olarak çok saygı duyduğum bir kişi. Onun yanında olduğumu söyleyeyim ve bu anlamda aradan onca yıl geçtikten sonra şunu da söyleyeyim: En azından onu hâlâ, onun düşüncesini, onun onurunu korumak için hep birileri olacak; diğerleri yok olup gidecek diyorum.
Ve bugünün ithafı bir büyük sanatçımız Ruhi Su; gerçekten çok çarpıcı bir hayat öyküsü. Anne babasını bilmeyen, öksüzler yurdunda büyümüş, Van'da doğmuş ve belli bir şeyden sonra görme yetilerini büyük ölçüde kaybetmiş bir bas bariton, opera sanatçısı; yıllarca operada sahneye çıkmış, çok önemli. Çok iyi klasik müzik eğitimi almış. Ama esas hayatı türküler üzerine; türküler derliyor, türküler söylüyor. Onu canlı olarak izleme şansına erişmiştim. Cenazesine de, yanılmıyorsam 1985'te, katılmıştım.
Bir diğer yönü de, tabii ki Ruhi Su denince onu özellikle vurgulamak lazım; kendini gizlemeyen bir sosyalistti ve bu yüzden başına çok işler gelmişti. Hapse girdi, yurt dışına çıkış yasağı geldi. En son tedavisi için yurt dışına pasaportunu yeniletmek için çok uğraştılar ama bu devlet böyle bir devlet. 1980'lerin başı oluyor, 12 Eylül'ün hâlâ hâkimiyetini sürdürüğü bir dönemde Ruhi Su'ya bunu çok gördüler. Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük, yani sese dayalı müzisyenlerinden birisi. Ama onun hem ülkesine olan bağlılığı hem de halk müziğine olan bağlılığı gerçekten çok saygıdeğer. Ve onun yetiştirdikleri var bir de, çok sayıda kişi yetiştirdi, korolar kurdu ve hep bir şekilde verdi. Veren birisiydi Ruhi Su. Kendisini rahmetle ve saygıyla anıyorum. Hepinize iyi pazarlar. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
15.03.2026 Ali Şeriati’ye saldırılar ve İslamcı düşüncenin çöküşü
15.03.2026 Diyelim ki Kürt devleti kuruldu…
13.03.2026 Duran Kalkan ile Devlet Bahçeli’yi buluşturan savaş
11.03.2026 Erdoğan’ın yurtta barışa ne zaman ihtiyacı olacak?
10.03.2026 İBB davasının ilk gününden izlenimler: Usul esası belirler
10.03.2026 İran rejimi çöker mi? İsrail bölgenin egemen gücü olur mu? | Prof. Hamit Bozarslan ile söyleşi
09.03.2026 Ve büyük dava nihayet başlıyor!
08.03.2026 Bağımsız Kürdistan kapıda mı?
08.03.2026 Savaş uzadıkça Türkiye için riskler artıyor
07.03.2026 İran savaşında kimi destekliyorsunuz?
15.03.2026 Ali Şeriati’ye saldırılar ve İslamcı düşüncenin çöküşü
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı