Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor? (3): Ali Kenanoğlu ile söyleşi

08.09.2026 medyascope.tv

8 Eylül 2026’de medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘‘Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor?’’ yayın dizimizin üçüncü bölümünde Ali Kenanoğlu’yla birlikteyiz. Bu dizimiz sürecek. Şu anda 7 kişi garanti olmuş gibi ama bakalım. Bayağı da ilgi görüyor. Ali, merhaba. 
Ali Kenanoğlu: Merhaba üstat, selamlar. 

Ruşen Çakır: Siz şimdi bu son tartışmanın bir tarafısınız aslında. Çünkü Halkların Demokratik Kongresi eş sözcüsüsünüz ve iki dönem HDP'de milletvekilliği yaptınız. Önce genel bir giriş yapayım. Bu bir grup Alevi aydının kaleme aldığı bildiriyle bir tartışma başladı. Şu aşamada hangi noktadayız ona gelmeden önce bu tartışmaya nasıl bakıyorsun? Yani bir rahatsızlık yarattı mı? 
Ali Kenanoğlu: Şöyle ifade edeyim. Tabii ki Alevilerin bu bildirgede dile getirilen Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakına atıf yapılması, Türk Kürt kardeşliğinin İslam birlikteliği üzerinden vurgulanması Alevi toplumda ciddi kaygılara neden olan durumlar. Bu anlamıyla bildirge bir kaygı, bir endişe ve doğru yol göstermek açısından bir uyarı metni olsa, ben kendim de beyan ettim, ben de o metne imza atarım o zaman. Fakat buradaki bizim itiraz ettiğimiz, benim şahsen doğru bulmadığım mesele burada uyarıdan çok bir karar verilmiş. Yani, “Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakı güncellendi ve bu Öcalan-Tayyip Erdoğan ittifakı olarak devam ediyor. Ve sürecin adı da budur” şeklinde yani buna benzer cümleler ya da bunu ifade edecek cümlelerle süreç tanımlanıyor. Buna itiraz ettim ben. Çünkü Öcalan’dan gelen metinlerin tamamını detaylıca okuyan birisiyiz görevimiz gereğince de. Onların hiçbirisinde böyle bir güncelleme söz konusu değil. Tarihsel birtakım atıflar söz konusu. Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakının bölgesel bir güç olma açısından örneklenmesi var. Ama tümüyle Türkiye toplumuna, Alevilere ve bu topraklarda yaşayan toplumsal kesimlere bir önerme şeklinde değil, geçmişle ilgili bir güç olmanın önümüzdeki süreçler içerisindeki bu topraklarda bir dinamik olmayı gösterme açısından örnekleniyor. Ama örnek olarak verilen şey nedir? Demokratik cumhuriyettir. Yani netice itibarıyla Öcalan'ın bütün metinlerinde ifade ettiği şey demokratik cumhuriyet hedefidir. Demokratik cumhuriyet de Alevi toplumunun 100 yıldır bu topraklarda istediği, arzu ettiği, hatta bunun için mücadele ettiği bir durumdur. Yani bildirgeyle ilgili söylemek istediğim bu. 

Ruşen Çakır: Peki şunu sorabilir miyim? Sen şimdi yıllardır Alevi hareketi içerisinde öne çıkmış bir isimsin. Birbirinizi tanıyorsunuz. Ben de Alevilik üzerine çok araştırma yaptığım için bu hareketin yekpare olmadığını, çok parçalı olduğunu, çok ciddi bakış farklılıkları, siyasi duruş farklılıkları olduğunu biliyorum ama Alevi kimliği üzerinde bir birleşme de var. Ve bu kişilerin çoğunu da bir şekilde tanıyorsun. Belki çok yakından tanıdıkların da vardır. Aranızda tartıştınız mı bunları? Çünkü önemli bir tartışma bu. Yani böyle birileri bir imza attı ve olay kapanmadı. Bakın biz de yayın yapıyoruz yani. O anlamda söylüyorum. Nasıl geçiyor tartışmalarınız? Yani böyle yapıcı mı kırıcı mı? Nasıl gidiyor? 
Ali Kenanoğlu: Biz şunu söylüyoruz yani, konuştuğumuz tabii ki bu metni yayınlayan arkadaşlar içerisinde çok birebir görüştüğümüz çok yakın birlikte çalışmalar yaptığımız arkadaşlarımız da var hem Alevi hareketinde hem de ssiyaseten. Bizim söylediğimiz, benim söylediğim çok net. Yani bir uyarı metni, bir kaygıyı dile getirme meselesi bizim açımızdan sıkıntı yaratacak bir şey değildir. Olması gereken de bir şeydir. Yani sonuçta bu sürecin yanlışlarını, eksiklerini, ilerleyen aşamalardaki hatalarını toplumsal kesimler uyarmalı ki bu doğru bir yere evrilmeli. Hani bu anlamıyla ne Öcalan buna, yani yazdıkları ya da yayınladıkları metnin eleştirilmesine karşı çıkıyor, ne de Kürt siyasi hareketi ne de bizim partimiz, HDK ya da partimizin tamamı. Biz şunu söylüyoruz, yani bunlar tartışılması gereken metinlerdir. Süreç tartışılarak ilerletilmesi gereken bir süreçtir ve doğru bir yere evrilmesi gerekir. Bu anlamıyla arkadaşlarımızla konuştuğumuzda da biz bunları söylüyoruz. Diyoruz ki, “Bakın, bu metnin sıkıntılı tarafı siz bir karar vermişsiniz. Yani metnin içerisinde o var çünkü sonuçta. Bir karar vermişsiniz ve diyorsunuz ki ‘artık Kürtlerle AKP bir Yavuz-Bitlis-i ittifakını güncelledi ve bunu Tayyip Erdoğan-Öcalan ittifakı haline dönüştürdü’ şeklinde bir itham söz konusu.” Yani bu doğru olmayan bir yaklaşım. Bunu eleştirdiğimizi ifade ediyoruz. Arkadaşlar, konuştuğumuz kimi arkadaşlardan bazıları ısrarla “Hayır, bu üstü kapalı böyle ifade edilmiş ama zaten hani Kürt hareketi Şafi bir yapıya sahiptir” diyorlar ki oradaki Alevileri hiç görmeden bunu konuşuyorlar ilginç bir şekilde. Dolayısıyla “bunlar zaten buna uygundur” diyenler var. Bunun haricinde, “Ya biz böyle arzu etmemiştik. Netice itibarıyla biz sürecin asla zarar görmesini istemeyiz. Biz sadece Alevi toplumunun kaygılarını, endişelerini dile getirmek istemiştik.” diyenler var. “Bazı kelimelerimiz doğru olmamış. Bu metindeki bazı cümleler doğru olmamış” diyenler de var. Hani bu çerçevede tartışabiliyoruz, konuşabiliyoruz arkadaşlarla. 

Ruşen Çakır: Peki burada tabii şöyle bir husus var; parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın söyledikleri. Açıkçası ben duyduğumda şey oldum, şaşırdım diyeyim en azından. Özellikle eskiden HDP’den milletvekili olmuş Şerafettin Halis ve Müslüm Doğan'ı kastederek “sokaktan aldık, milletvekili yaptık” gibi cümleler oldu. Şimdi benzer bir durumda siz de varsınız, başka arkadaşlarınız da var; Alevi hareketinden gelip orada milletvekili olan, birtakım sorumluluklar üstlenen insanlar. Sizi sokaktan toplamadılar herhalde. 
Ali Kenanoğlu: Yani şöyle söyleyeyim. Biz sokaktaydık zaten.  

Ruşen Çakır: Neyi kastettiğimi anlıyorsunuz.  
Ali Kenanoğlu: Evet evet, anladım tabii ki. Mücadelenin içerisinden geliyoruz. Yani bu sadece Alevi hareketinden gelen arkadaşlarımız değil, HDP içerisinde de DEM Parti içerisinde de siyaset yapan milletvekili bütün arkadaşlarımız bulunduğu alanlarda, kendi bulunduğu temsiliyetlerde yıllarca demokratik mücadele içerisinde yer almış ve oradan kaynaklı olarak da siyasi arenada bulunmuş insanlar. O anlamıyla sadece parti içerisindeki Alevi milletvekilleri değil tüm toplumsal kesimlerden gelen arkadaşlarımızın tamamı demokratik mücadele hakkı içerisinde bulunmuş. Öncelikle onu söyleyeyim. Tabii ki Sayın Bakırhan'ın söylemiş oldukları sözler doğru sözler değil. Hani bunu onaylayacak durumumuz yok. Kendisi de zaten hani bunun yanlış olduğunu ifade ediyor. Kendisiyle bizzat da telefonla da görüştük. Kongrede beraber bunun muhabbetini ettik. Yani o da bunu söylemiş olmaktan çok mutlu değil. Söylemek istediğini kastedemediğini, yanlış bir cümle kullandığını ifade ediyor. Hani bunu kamuoyuna açık bir şekilde de söyledi. Sadece bize söylemedi. Dolayısıyla bunun doğru olmadığını ifade ediyor zaten. Hani hiçbir arkadaşımıza, geçmişten günümüze hangi alandan hangi toplumsal alandan geliyorsa gelsin hiçbirisine o cümle yakışmaz ve o cümleyi affetmek doğru olmaz. Kendisi de bunu kabul ediyor zaten. 

Ruşen Çakır: Peki bu İdris-i Bitlisi, Yavuz Selim meselesine gelecek olursak... Öcalan söyledi, söylemedi tartışması bir yana. Siz bunu nasıl okuyorsunuz? Yani Alevilerin belleğinde, hafızasında özellikle de Alevilerin belli bir kanaat önderleri tarafından bunlar rahatsız edici şeyler mi, yoksa “olay aslında öyle değil” diye bir açıklama da söz konusu mu? 
Ali Kenanoğlu: Şöyle söyleyeyim. Yavuz ve İdris-i Bitlisi’nin geçmişte yapmış oldukları ittifaklar Alevi toplumunun katliamına, acılarına ve yüzyıllar süren bir döneme isabet ediyor. Yani onu çağrıştırıyor, hatırlatıyor ya da gösteriyor. O dönemde Alevilerin yıllar içerisinde yaşadıkları yüzyılları ifade ediyor. Dolayısıyla Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakı, ilişkisi, meselesine bir atıfta bulunulması, ona yönelik bir güzelleme yapılması, onun tarihsel dönem içerisindeki kendi durumu dışında bile, bunun iyi bir şey — yani tırnak içerisinde söylüyorum bunu, kimse yanlış anlamasın — iyi bir şey olmuş olsa bile birileri açısından bunun demokratik cumhuriyet hedefi için bir örnek, geçmişte yaşanmış bir örnek olarak gösterilmesi doğru değildir. Yani bu konudaki Alevi toplumunun hassasiyeti doğrudur. Alevi toplumu buna hassasiyet gösterir. Alevi toplumu bu meselelerden çok çekmiştir. Çok acılar yaşamıştır. Alevi toplumunun üzerinde duran hâlâ “bunlar ana bacı tanımaz, bunlar kızılbaştır” sözleri, söylemleri o dönemlerin ürünüdür. Dolayısıyla Alevi toplumu üzerindeki bütün o algılar, bütün o kötü yapıştırmalar ve manaların tamamı o dönemden bugünlere sirayet eden şeylerdir. O anlamıyla biz, ben de dahil olmak üzere bütün Alevi toplumu farklılıklarıyla birlikte, onu söyleyeyim, yani Kürt siyasi hareketi içerisindeki siyaset yapan Aleviler de dahildir, ki bunlardan birisi de benim, bu sözlerin kullanılmasını, örneklenmesini, tarif edilmesini, önerilmesini doğru bulmuyor, doğru görmüyor ve eleştiriyoruz bunu. Bunu hem içeriden eleştiriyoruz. İçeride kendi sohbetlerimizde, birebir toplantılarımızda, görüşmelerimizde de eleştiriyoruz. Diğer taraftan da böyle fırsat olursa ya da sebep olursa kamuoyuna açık şekilde de eleştiriyoruz, ki ilk defa bunu şimdi yapmadık. Yani 2013 yılında Nevruz bildirgesindeki Türk İslam Birliği üzerine kurulu, Türk Kürt İslam kardeşliği üzerine kurulu Öcalan'ın mektubu üzerine de bu eleştirileri o dönemde de yapmıştık. Bunun bir doğru önerme olmadığını, buraya atıf yapmanın doğru bir şey olmadığını, buranın üzerine bir kardeşlik hukuku oluşturmanın da doğru olmadığını ifade etmiştik. Tabii ki demokratik cumhuriyet, demokratik ulus, demokratik değerlere sahip, toplumsal yapıların eşit haklara sahip olduğu bir hukuk devleti ve demokratik bir hukuk devleti atfı bizim için daha kıymetlidir, önemlidir ve süreci de tarif eden budur. Bunu bir kere söyleyeyim. Ama diğer taraftan da şunu söyleyeyim. Yani burada şu yanlışı ya da haksızlığı diyeyim daha doğrusu, şu haksızlığı yapmamak gerekiyor. Bana göre burada Kürt hareketine bir haksızlık da yapılıyor kimi arkadaşlar tarafından. Kürt hareketi Türkiye’de demokrasi güçleriyle hareket etmiş bugüne kadar. Yani bütün yapılarıyla birlikte bunu yapmış. Yani parlamentodaki işte Meclis’teki dağılımından tutarsanız, kadın erkek eşitliği sayısına bakarsanız, Türkiye'nin solcuları, sosyalistleri, Alevileri, ekoloji mücadelesinden gelenleri bütün toplumsal kesimlerin Meclis’teki temsiliyetine zemin hazırlayan bir yapıya hani bugün kalkıp da bu gerçeklik yokmuş gibi davranmak, bunların hepsini silip böyle sıfırdan yeni, başka bir şeymiş gibi göstermek de haksızlık olur. Eleştirimizi yapacağız, uyarımızı yapacağız. Bu sürecin doğru yöne gitmesi konusundaki söylemlerimizi, sözlerimizi içeride de, dışarıda da söylemeye de devam edeceğiz. Ama netice itibarıyla bu sürecin kendisini tu kaka yapmayacağız. Bu sürecin kendisini şeytanlaştırmayacağız. Bu sürecin kendisini böyle olmadık ya da olmayan şeylerle olmuş gibi gösterip buraya bir tepkisellik oluşturmayacağız. Şunun farkındayız, yani bugün İdris-i Bitlisi, Yavuz dediği zaman her Alevinin tüyleri diken diken olur, yani istisnasız. Bu konuda bir tartışma yoktur Alevi dünyası içerisinde. Bunu kullanarak bu sürece bir karşılık oluşturmak... Hepsi açısından söylemiyorum. Ki arkadaşlarımızın içerisinde bunun böyle anlaşılmış olmasından dolayı üzüntü duyduklarını veya birilerinin bunu böyle kullanmasından dolayı üzüntü duyduklarını ve kabul etmediklerini ifade eden açıklamaları yapanlar oldu. Ama birilerinin buna el ovuşturduğunu da biliyoruz. Dolayısıyla Kürt hareketine, bugüne kadarki demokratik mücadelesi içerisindeki ortaklıklarının pratiğine bakıldığı zaman, Öcalan'ın sözlerindeki ve söylemlerindeki demokratik cumhuriyet hedefine bakıldığı zaman haksızlık da etmemek gerekiyor. Ben son kongrede divan başkanıydım. Orada Sayın Bakırhan, "Bu bir demokratik cumhuriyet hareketinin başlangıç kongresidir." dedi. Yani şimdi demokratik cumhuriyet dediğimiz zaman bizim aklımıza Yavuz, İdris-i Bitlisi gelmiyor tabii ki. Orada bir demokrasi yoktu. Bunu da ifade etmek isterim. Yani haksızlık da etmemek gerekiyor. 

Ruşen Çakır: Bu bağlamda şunu sormak istiyorum. Şimdi bu tartışmaların öncesinde ve bu tartışmaların sonrasında Alevilerin sürece bakışı, tabii tek bir bakış olmadığını biliyoruz ama yani böyle eleştirel bir şekilde, olabildiğince objektif bir şekilde bakmaya çalışmanı rica edeceğim. Tereddüt mü baskın çıkıyor? “Bize burada yer yok” diyenlerin sayısı artıyor mu? “Buradan bir şey çıkmaz” diyenler ya da buna angaje olmak isteyen, bunu gerçekten takdir edenler... Aleviler nasıl bakıyor sürece? Yani yayınımızın da başlığı bu. Çünkü zaten farklılıklar var ama bir de bu tartışmalar var. Bir İslam birliği, ki İslam birliği deyince Aleviler bunu Sünnilik üzerinden okuyorlar tabii ki. Bu tür söylemlerin çok fazla öne çıkmasıyla beraber bir mesafe mi var yoksa ne durumda Aleviler? 
Ali Kenanoğlu: Şöyle söyleyeyim. Siz de özetlediniz. Esasında Alevi toplumu yekpare bir şey değil ama bizim Aleviler dediğimiz zaman akla en başta gelen tabii ki şu anda Alevi kurumları yani Türkiye'deki, Avrupa'daki Alevilerin örgütlü olduğu, temsiliyetlerinin bulunduğu Alevi kurumlarına baktığınız zaman hiçbir Alevi kurumu bu tartışmanın öncesinde de sonrasında da “Biz bu sürecin karşısındayız, kesinlikle bu süreci desteklemiyoruz” açıklaması yapmamıştı. Tam tersine bu süreci desteklediğini bildiren, beyan eden kurumlarımız olmuştu. Bu süreci çok olumlamayanlar dahi sessiz kalmayı tercih etmişler, sürecin aleyhinde bir açıklama yapmamışlardır. Bu önemlidir. Bunu dikkate almak lazım. Tabii ki bireylerin farklı görüşleri vardır. Önceledikleri hususlar vardır bunun içerisinden, duydukları kaygılar, endişeleri vardır. Bu başka bir şeydir. Ama bu son tartışmalar bağlamında soruyorsunuz. Bu son tartışmalar bağlamında da şöyle bir şey var. Yani bir açıklamayla bütün siyasetin değişmeyeceğinin, bir örneklemeyle bütün siyasetin değişmeyeceğinin herkes farkında. Siyaset denilen şey bir cümleyle, bir atıfla, bir örneklemeyle değişmez. Dolayısıyla burada şu vardır; ama dikkatleri buraya çeker. Hani nedir? Alevi toplumundaki o kaygı endişe hali buraya daha dikkatlice bakmayı gerektirir, bunu sağlar. Bundan sonrasında ne olacaktır? Bundan sonrasında başta Öcalan olmak üzere Kürt hareketinin sözcülerinin, önderlerinin pratiklerine ve bu konudaki bu söylemlerin de isnat edip etmediklerine de bakacaklar buradan. Şimdi Tuncer Bakırhan bir söz kurdu. Yani bunda ısrar etti mi etmedi mi? Siz buna bakacaksınız bir taraftan. İnsanlar hani zaman zaman öfkeyle, zaman zaman duydukları kızgınlıkla, zaman zaman bir hayal kırıklığı içerisinde beklemedikleri birinden gelen bir yaklaşım karşısında bir tepki sunabilirler. Ama önemli olan şu: Dönüp baktıktan sonra “Ben buna devam ediyorum, bunda ısrarcıyım, ben doğru söyledim ve bu politikamı da sürdüreceğim” diyor mu demiyor mu? Buna bakılacaktır. Netice itibarıyla buradaki Yavuz-İdris-i Bitlisi meselesinde de Alevi toplumunun dikkati buraya yönelmiştir. Yani bunu kimse görmezden gelemez. Bundan sonra bu hareketin, bu mücadelenin söylemleri ve pratikleri daha dikkatlice okunacak Alevi toplumu tarafından, daha dikkatlice kulak kabartılacak buraya, ne denildiğine bakacak. Ha sadece bir açıklamayla kanaat değişmedi. Değişmez de yani hiçbir şey açısından. Bu sadece bizim hareket açısından, bizim parti açısından değil. Diğer tüm partilerde de zaman zaman, yani Alevilerin en çok oy verdiği partilerde de Alevilerin tepesini attıran, tüylerini diken diken eden uygulamalar oluyor. Ama sadece o oldu diye bütün siyaset bir anda yön değiştirmiyor. Onu da bilmemiz lazım. 

Ruşen Çakır: Şimdi Kürt siyasi hareketiyle son yıllarda bir ittifak yapan, onların çağrısına uyup yer alan birtakım Alevi kurumları, Alevi kişileri var. Ama biliyoruz ki bu hareketin başından itibaren, daha Abdullah Öcalan ve arkadaşları ilk yola çıktığı andan itibaren içinde çok hatırı sayılır bir Alevi mevcudiyeti var. Mesela Dersim'de çok ciddi bir şekilde örgütlü. Aynı zamanda hem Kürt hem Alevi olan kesimlerde çok ciddi bir örgütlülüğü var. Hep verdiğim bir örnek, mesela Kandil'e ben gittiğimde her yerde ölümleri yakın zamanda açıklanan Ali Haydar Kaytan ve Rıza Altun'un fotoğraflarını gördüm Öcalan'ın yanında. Onlar bildiğim kadarıyla, yanlışım varsa düzeltirsin Aleviler. Şimdi biz daha çok bunu hani Alevi hareketiyle Kürt hareketi ekseninde tartışıyoruz ama Kürt hareketinin içerisinde çok ciddi de bir Alevi damar var. Onlar nasıl bakıyor? Onlar bu sürece nasıl bakıyor ve bu tartışmalara nasıl bakıyorlar? 
Ali Kenanoğlu: Şüphesiz onlar da genel Alevi hassasiyeti dışında düşünebilen insanlar değiller. Onlar da aynı hikâyelerde büyüdüler. Aynı tarihsel hikâyeleri okudular. Annelerinden, babalarından dinlediler. Dolayısıyla onlar içerisinde de aynı refleksler söz konusu. Tabii ki şöyle bir şey var. Yani Alevi toplumunun hangi örgütsel yapı içerisinde olursa olsun hiçbir şekilde Yavuz-İdris-i Bitlisi meselesinin Alevilerin önüne konabilecek ya da 21. yüzyılda önümüze konabilecek, gelecekte bizi kapsayacak kucaklayacak bir ittifak önerisi olmadığını kimse kabul etmiyor. Yani bunu biz de yakından biliyoruz. Yani hareket içerisinde siyaset yapan arkadaşlar açısından da biliyoruz. Bu konuda bir fikir ayrılığı söz konusu değil. Şüphesiz ki ama burada şunu bilmek gerekiyor. Yani bunu onaylamıyor ama diğer taraftan da hani bunu da kabul etmiyorlar. Yani bu atıflar var. Tarihsel süreçlere ilişkin bu tür atıflar yapılıyor ama burada Kürt hareketinin bütün pratiğine ve ortaya konan bütün metinlere baktığınız zaman böyle bir gelecek vadetmiyorlar. Yani böyle bir gelecekte birlikte bir yaşam vadetmiyorlar. Bunu da çok net bir şekilde ortaya koymak gerekiyor. Yani demokratik cumhuriyet, demokratik toplum, komünalizm, demokratik sosyalizm gibi cümlelerin kurulduğu bir yerde dönüp kalkıp da 500 yıl önceki Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakının siyasal birlikteliğini günümüze ya da geleceğimize örnek olarak sunmuyorlar; geçmişin değerlendirmesi üzerinden, Orta Doğu coğrafyasında nasıl bir güç olunabildiğinin örnekleri üzerinden bunu yaptıklarını da görmemiz gerekiyor. Ama ne olursa olsun hiçbir Alevi bu işin yani Yavuz, İdris-i Bitlisi meselesinin güzellemesini de doğru görmüyor. Onu da ifade edeyim. 

Ruşen Çakır: Son olarak şunu sormak istiyorum. Sen her iki harekette de ayağı olan birisisin. Ve bir tartışma var ve bu tartışma bir ara çok kızgın başladı. Sanki biraz yatıştı gibi ama yine de bu sürecek. Süreçle beraber bu daha fazla sürecek. Tarafların ne yapması gerekiyor, yani hem Alevi hareketinin hem Kürt hareketinin? Yolların ayrılma ihtimali tam olmaz herhalde yani ama ortada bir sorun var. 
Ali Kenanoğlu: Evet, yani şüphesiz. Öncelikle tabii Kürt hareketinin şunu bilmesi gerekiyor. Toplumsal yapıların bu tür kaygıları vardır ve bu kaygıları dile getirirken zaman zaman birileri buradan avucunu ovuşturarak bunu çok sert üsluplarla, usulüne uygun olmayan yol ve yöntemlerle ya da üsluplarla bunu dile getirebilirler. Hani bunu onayladığım için söylemiyorum şey açısından, bildirgenin dili açısından. Fakat Alevi toplumundaki böyle bir kaygının, böyle bir endişenin, böyle bir itirazın olduğunun bilinmesi ve bu gerçeği kabul etmesi, görmesi ve bunun üzerinden bundan sonraki bu sürecin ilerleyişini buna göre tasarlaması gerekiyor. Bu Kürt hareketinin yapması gereken, Alevi toplumunun en azından bu kaygılarını giderecek eylem, söylem ve pratiklerle bu süreci tamir etmesi gerekiyor. Yani Kürt hareketi açısından böyle bir durum var. Aleviler açısından durum şöyle, Alevilerin de şunu bilmesi gerekiyor: Bizim bu topraklarda önemli bir Kürt halkı var ve bunlar demokrasi mücadelesi içerisinde yer alma arzusu içerisinde. Yani demokratik cumhuriyet dediğiniz zaman biz başka bir şey anlamıyoruz buradan. Yani buradan bir İslam şeriatı anlamıyoruz. Buradan başka bir diktatörlük, başka bir yönetim tarzı, feodal bir aşiret ağalığı tarzı bir yönetim falan anlamıyoruz. Bu demokratik cumhuriyet adı üstünde her şeyiyle bellidir. Yani o anlamıyla Alevi toplumunun da şunu bilmesi gerekiyor. Alevi kurumlarının, kuruluşlarının şunu bilmesi gerekiyor: Bu tür uyarılarımızı yapabiliriz, bu en doğal hakkımız. Bu tür ikazlarımızı yapabiliriz. Yanlış gördüklerimize karşı ‘‘bu yanlıştır’’ diye itirazımızı edebiliriz. Fakat en nihayetinde Kürt hareketinin demokratik tutumuna karşı bir cephe oluşturmak. Yani bu 53 arkadaş bunu yapıyor anlamında söylemiyorum ama bu 53 arkadaşın imzalarından sonra belli bir kesim bu konuda el ovuşturmaya başladı. Yani, ‘‘Fırsat bulduk, tamam biz artık buradan Alevilerle Kürtler arasındaki bağı tümüyle kopartırız’’ hevesiyle hareket edenler var. Buna da dikkat etmesi gerekiyor imzacı arkadaşların. Bazı arkadaşlar bildiriden sonra tekrar açıklama yaptılar ve dediler ki, ‘‘Bizim maksadımız bu değildi. Bunun bu amaçla kullanılması yani Alevi hareketiyle Kürt hareketini karşı karşıya getirecek, birbirinden koparacak şekilde kullanılmasını da doğru görmüyoruz. Biz bu maksatla bu imzaları atmadık’’ diye de ifade ettiler. Tam da burada Alevi kurumları önemli rol oynuyor. Alevi kurumları son derece bu konuda sağduyulu bir tavır da sergiliyorlar. Evet, uyarılar tamam, ikazlar tamam, endişelerin dile getirilmesi tamam ama Türkiye'de geniş bir demokrasi cephesine ihtiyacımız var. Bu cephede her birimiz yoksak orada bir eksik vardır ve o cephe tamamlanmamış olur. Türkiye'nin demokratik bir cumhuriyete evrilmesi için, demokratik eşit özgür bir yaşamın oluşabilmesi için Alevilerin bütün inançsal özgürlüklerine kavuşabilmesi, Alevi olmaktan kaynaklı olarak bu topraklarda yaşadığımız her türlü hak gaspının ve kaybının ortadan kalkması için buna ihtiyacımız var, bu birlikteliğe ihtiyacımız var. Dolayısıyla buradan uzaklaşmadan bu itirazlarımızı yapabilme becerisini, kâmil insan olma halimizi de göstermemiz gerekiyor. Alevilere de bu yakışır. Bunu da ifade etmek isterim. 

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Ali Kenanoğlu yayınımıza katıldığın için. Sağ ol. 
Ali Kenanoğlu: Ben teşekkür ederim. Sağ olun. 

Ruşen Çakır: Evet, ‘‘Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor?’’ yayın dizimizin üçüncüsünde Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu'yla konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
13.09.2026 ‘‘Kesintisiz direniş hareketi’’: YENİ Parti’nin Üsküdar mitinginden izlenimler
12.09.2026 Mansur Yavaş'ın seçimi
11.09.2026 25 yıl sonra Usame bin Ladin ve El Kaide'den geriye ne kaldı?
10.09.2026 Abdülkadir Selvi haklı mı, "İmamoğlu efsanesi çöktü" mü? |
09.09.2026 Üsküdar dersleri: Yoksa seçimleri boşuna mı yapıyoruz?
08.09.2026 Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor? (3): Ali Kenanoğlu ile söyleşi
08.09.2026 Ahmet Davutoğlu soruşturmasının ortaya çıkardığı Türkiye gerçekleri
07.09.2026 Kürt siyaseti bölünüyor mu?
06.09.2026 DEM Parti'nin veda kongresi
05.09.2026 Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor (1): Turgut Öker ile söyleşi
13.09.2026 ‘‘Kesintisiz direniş hareketi’’: YENİ Parti’nin Üsküdar mitinginden izlenimler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı