Acayip bir dava: Casus dediler "Jön Türk" çıktı

12.05.2026 medyascope.tv

12 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün söz vermiştim casusluk davasını kaldığımız yerden anlatacağım diye. Evet, sabahın erken saatinde, Anadolu Yakası’nda oturuyorum, Silivri'ye gitmek için yola çıktık. Bir ekip hâlinde gittik Medyascope'tan. Ve çok yoğun bir trafik vardı ama saat 10.00'daki duruşmaya yetişebildik. Geç başladı. Çok büyük bir ilgi vardı. Salon küçüktü. Çok sayıda gazeteci; Merdan Yanardağ ilk defa bu davada çıkacağı için onunla dayanışma için gelen gazeteciler vardı. Çok sayıda avukat vardı. Aileler vardı ve siyasetçiler vardı. Ve tabii ki burada Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan'ın da yargılanıyor olması önemli; onlar aynı zamanda diğer davada da yargılanıyorlar. Nitekim Ekrem İmamoğlu savunmasını öne aldı ki diğer davaya da katılabilsin.
Dün önce Hüseyin Gün savunmasını yaptı. Sonra Ekrem İmamoğlu yaptı. Bugün geriye kimler kalıyor? Necati Özkan ve Merdan Yanardağ. Hızlı sonuçlanabilecek bir davadan bahsediyoruz; çünkü ortada hiçbir numara yok. Yani gerçekten hiçbir numara yok. Çok büyük bir merakla oturduk. Diğer izleyiciler nasıldılar bilmiyorum ama ‘‘Hüseyin Gün denen bu esrarengiz şahıs bakalım ne diyecek?’’ diye merak ettik. Casuslukla suçlanıyor ve diğer kişiler de onunla beraber casuslukla suçlanıyorlar. Hüseyin Gün etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyor; demek ki bu davayla ilgili de herhâlde bir şeyleri yanlış yaptığını söyleyip pişman olduğunu söyleyecek ve diğer zanlıları suçlayacak diye beklerken hiç de böyle bir şey olmadı. Kesinlikle casus olmadığını söyledi. Kendisi casus olmadığı için de diğer kişilere de casus deme diye bir şey olamayacağını söyledi. Ekrem İmamoğlu ile hayatta bir kere karşılaştığını — o bir fotoğraf var malum — ikinci kez salonda gördüğünü; Merdan Yanardağ'ı annesi olarak gördüğü kadının tanıştırdığını ve çok saygı duyduğu bir gazeteci olduğunu; Necati Özkan'la da bir iki kere görüşmüş olduğunu söyledi ve hepsinden saygıyla ve övgüyle söz etti.
Ve dedi ki: "Ortada bir casusluk falan yok; yapılan şeylerin hepsi açık kaynaklar üzerinden yapılmış şeylerdir." Bir rapordan bahsediyor. 2019 seçimleri arasında, İstanbul'daki iki seçim arasında sosyal medyadan bakarak bir rapor hazırlayıp Necati Özkan'a iletmiş. Bunun da açık kaynaklardan yapıldığını, dolayısıyla eğer bu bir casusluksa, bütün sosyal medya kullanan herkesin casus olarak ilan edilebileceğini söyledi ve böyle kalakaldık. Nitekim Necati Özkan kendisine birtakım sorular sordu. Hepsine de Necati Özkan'ı memnun edecek cevaplar verdi. Ve hatta daha ilginci dedi ki: ‘‘Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine casusluk yapmadım. Hatta tam tersine...’’ deyip darbe girişiminin ardından devletin bilgisi dâhilinde — hatta bir belgeyi avukatı dağıttı, verdi, gösterdi — birtakım çalışmalar yaptığını söyledi. Yani bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti için casusluk yaptığını söyledi ve Fethullahçılara karşı özellikle birtakım etkili çalışmalar yaptığını, mesela bir dönem çok meşhur olan ‘‘Fuat Avni’’ sosyal medya hesabını kendisinin deşifre ettiğini falan söyledi. Ve biz casus bekliyorduk; kendisinden ‘‘Jön Türk’’ olarak bahsedilen, Atatürk'e bağlı ama seçilmiş hükümete kim olursa olsun bağlı, devleti seven birisi olarak kendini tanımladı.
Peki, ne oldu, geride ne kaldı? Nitekim Ekrem İmamoğlu savunmasında iddianameyi okumaya bile gerek olmadığını, bunların komik olduğunu söyledi. Muhtemelen bugün diğer sanıklar da böyle söyleyecek. Açıkçası şunu düşünmeden edemiyor insan: Türkiye'nin gündemini bu kadar meşgul eden bir olaydan bahsediyoruz. İlk ortaya çıktığında ‘‘bomba’’ olarak sunuldu ve ondan sonra bir dava açıldı, bir iddianame yazıldı. İddianameyi Ekrem İmamoğlu'nun avukatlarından Fikret İlkiz — Fikret abi, çünkü bir dönem benim de avukatlığımı yapan çok eski bir arkadaşımdır — yerden yere vurdu. Çünkü iddianamenin önemli bir bölümü sağdan soldan aparma alınmış; "casusluk nedir", "şu nedir", "bu nedir" gibi birtakım şeylerle dolu olan, göz boyamaya yönelik bir şey. Suçlama; "Kim, kime, hangi bilgiyi nasıl vermiş?" suçlaması ama ortada pek bir şey yok. Şimdi bu kadar büyük gürültüyle sunulan, "Bakın bir de casusluk yapmışlar; bu kime çalıştığı belli olmayan, hatta birçok gizli servisle çalıştığı tahmin edilen kişiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının özel bilgilerini ona peşkeş çekmişler" gibi bir yığın yalanla bir hava yaratıldı.
Bir iddianame yazıldı, mahkeme bu iddianameyi kabul etti ve ondan sonra Türkiye'nin, İstanbul'un dört bir tarafından insanlar dün sabah bu davayı izlemeye gitti. Ben de onlardan birisiyim. Ve aslında şaşırmadığımız bir şey oldu: Hiçbir şey yok. Yani şimdi o kişi çıkıp böyle netameli laflar etse, "Ama şunlar da var" dese; herhangi bir şekilde oradaki kişileri casusluk tanımının içerisine koyabilecek bir şeyler söylese, hani yine üzerinden birileri bir spekülasyon yapabilir. Adam Jön Türk! Jön Türk Hüseyin Bey noktayı koydu ve şöyle bir şey anlattı, uzun uzun onları anlattı; işte, anne gibi gördüğü birisi varmış, onunla beraber çok işler yapmışlar. Bu annenin bir kötü çocuğu varmış, oğlu varmış; oğlu bunu kıskanıyormuş, bunu ihbar etmiş, şu olmuş, bu olmuş vesaire... Uzun uzun bizi hiç ilgilendirmeyen ama açıkçası yani böyle senaryo yazarları falan için ilginç olabilecek birtakım detaylar anlattı hayatından. Ve bütün bunların Ekrem İmamoğlu ile, Necati Özkan'la, Merdan Yanardağ'la ne alakası var? Merdan Yanardağ kanalına onca emek verdi, kanalına bu nedenle el konuldu ve şimdi satışa çıkarılıyor.
Neymiş? Merdan Yanardağ'la da annesi olarak gördüğü kadın aracılığıyla tanışmış, bir iki kere ona küçük miktarlarda bağışta bulunmuşmuş. Bunlar da ne derece doğru bilmiyorum. Onu da bugün Merdan Yanardağ herhâlde savunmasında anlatacaktır. Olay bundan ibaret. Ve diyelim ki 1000 euro yardım etmiş. Şimdi Merdan'ın kanalı... Merdan diyorum; çünkü çok eskiden beri aynı mahallenin çocuğuyuz, aynı yaşlardayız, aynı okuldan mezunuz. Şimdi o kanalın üzerine çöküldü ve bu kişi kendini bir şekilde kurtarmak için — çünkü daha önce tutuklanmış, hakkında birtakım suçlamalar var, ne olduğunu çok fazla bilmiyorum, merak da etmiyorum — onlardan yırtmak için Ekrem İmamoğlu ile çektirdiği bir fotoğrafı, Necati Özkan'la bir iki görüşmesini bir sermaye olarak kullanmaya kalkmış belli ki. Ve aynı şahıs İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı davasında da yargılanıyor; örgüt yöneticisi olarak yargılanıyor.
Ama ilginç olan husus da şu: Sordular "Örgüt yöneticisi misiniz?" diye, "Susma hakkımı kullanıyorum." dedi. "Hayır" demedi. "Casus musunuz?" diye sorulana "Hayır" diyor ama "Örgüt yöneticisi misiniz?" sorusuna susma hakkını kullanıyor. Çünkü orada, Ekrem İmamoğlu'nun bir avukatının, Hasan Fehmi Bey'in de söylediği gibi, etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için örgüt üyesi ya da yöneticisi olmak gerekiyor. Sanki bunu bir koz olarak kullanıyor ve onu İstanbul Büyükşehir Belediye davasında göreceğiz. Ama bu casus davası, yan bir dava olarak açılan bu dava tam anlamıyla bir fiyasko ama yani dün de söyledim, insan utanıyor. Yani böyle bir davayı nasıl açarsınız? Ortada ne var? Kim kime hangi gizli sırları ifşa etmiş? Nasıl yapmış? O arada dediği arada zaten Ekrem İmamoğlu belediye başkanı değil. 2019 iki seçim arası hangi bilgiyi nasıl vermiş, nasıl etmiş? Böyle bir, tamamen zamanında Fethullahçıların yaptığının çok daha amatörcesi yapılmış bir olayla karşı karşıya kaldık. Umarım çok uzamadan bu dava biter. Herkes aklanır. Necati Özkan ve Ekrem İmamoğlu diğer davadan tutuklular. Merdan sadece bundan tutuklu. Umarım bir an önce özgürlüğüne kavuşur. Özgürlüğüne kavuştuktan sonra da mümkün müdür bilmiyorum ama umarım kanalına da kavuşur.
Evet, bugünün ithafı bir İngiliz müzik grubuna; çok bildiğim bir alan değildi bu. Elektronik müzik diyorlar, post-punk diyorlar, başka birçok şey diyorlar. Çok bildiğim konular değil. Ama bu grubu biliyorum. Massive Attack. Massive Attack'ı nereden biliyorum? Çünkü kadim dostum Reha Erdem bana demişti ki: "Muhakkak dinle." Ve 1991'de ilk albümlerini yapmışlar. Ben galiba ilk CD olarak ‘‘Mezzanine’’i almıştım. 1998'de çıkmış bu albüm. Defalarca dinledim. Hâlâ dinliyorum. Orada özellikle ‘‘Teardrop’’. Onun dışında da kendilerinden ne bulsam dinliyorum. Kulağımda her gün muhakkak birkaç Massive Attack parçası çalar. Bazı kliplerini de zamanında izlemiştim ve çok ilgimi çekmişti. Ama bir diğer husus da şu: Bristol'da büyümüşler, Massive Attack elemanları ve dünyanın bütün dertleriyle dertlenen insanlar. Filistin'de Filistinlilerin yanında, çevre konusunda, birçok konuda, savaş karşıtlığı, aklınıza gelebilecek her konuda; çevre, iklim değişikliği gibi konularda... Ve hatırlayın, 2014’tü yanılmıyorsam, İstanbul'da konser verdiklerinde hem Soma'yı hem Gezi'yi... Bakın, Berkin Elvan... Massive Attack konserinden bir bölüm bu. Soma'yı, Gezi'yi, Gezi'de hayatını kaybedenleri unutmadıklarını söylemiş bir gruptur. Bugün böyle bir şey yapılabilir mi bilemiyorum. Açıkçası Türkiye o günden bugüne bayağı bir geriye gitti. Ama şunu söyleyeyim, Massive Attack hâlâ var. Hâlâ etkili, hâlâ sesi çıkıyor ve hâlâ Filistin'in yanında, hâlâ insan hakları için mücadele veriyor ve iyi müzik yapıyor. Ben de kendilerine buradan takdirlerimi ve sevgilerimi iletiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
17.05.2026 İmralı ile Kandil arasında sorun çıkmasını umanların yaşadığı derin hayal kırıklığı
15.05.2026 Evet, hedefte Özgür Özel var
14.05.2026 Mevcut yargı sistemi en ufak bir iyimserliğe bile izin vermiyor
12.05.2026 Acayip bir dava: Casus dediler "Jön Türk" çıktı
11.05.2026 Uyduruk bir “casus davası”nın peşinde
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
09.05.2026 Burcu Köksal'ın AKP'ye katılacak olmasının düşündürdükleri
08.05.2026 Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’a rağmen sürece sahip çıkıyor
07.05.2026 İdris Baluken ile söyleşi: Somut adımlar atılacak mı? Süreç menzile varacak mı?
07.05.2026 Hayvan düşmanlığının siyasi boyutları
17.05.2026 İmralı ile Kandil arasında sorun çıkmasını umanların yaşadığı derin hayal kırıklığı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı