Yerel seçimler neyi değiştirebilir?

26.11.2018 medyascope.tv

26 Kasım 2018’de medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba iyi günler, iyi haftalar. Mart sonunda Türkiye’de yerel seçimler yapılacak ve şimdiden bu konu çok yoğun bir şekilde konuşulmaya başlandı. Muhtemelen yarın Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin son adaylarını açıklayacak, tabii en çok merak edilen İstanbul, Ankara ve İzmir’de kimlerin aday olacağı. Bu arada da Adana, Mersin, Osmaniye gibi illerde ve Manisa’da aday gösterip göstermeyeceği; aday göstermezse buradaki MHP adaylarını destekleyeceğini anlayacağız iktidar partisinin. Eğer aday gösterirse de Cumhur İttifakı’nın bu seçime de ittifakla girme beklentisinde soru işaretleri oluşmuş olacak. Ama beklenen; İstanbul, Ankara, İzmir’de zaten MHP aday açıklamadı. Buralarda MHP’nin de destekleyeceği güçlü isimlerle çıkması; onun dışında MHP’nin talep ettiği Adana’da ve Mersin’de ve birkaç ilde daha MHP’yi gözetmesi — beklenen bu.

İstanbul ve Ankara

Peki bu seçimler Türkiye’de neyi değiştirebilir? Herhangi bir şeyi değiştirebilir mi? Normal şartlarda yerel seçimlerle ülke yönetimi değişmiyor. Ancak yerel seçimlerin sonuçları, ülke yönetiminde, siyasî manzarada, siyasî saflaşmada çok önemli olabiliyor. Tabii ki burada beklentilerin dışında sonuçlar çıkması durumunda… Bu nedir? Birtakım partilerin ellerindeki bazı belediyeleri, önemli belediyeleri kaybetmesi, başkalarında bunları kazanmasıdır.
1994 yılından beri İstanbul ve Ankara belli bir çizgi tarafından yönetiliyor. Refah Partisi’yle başladı, Fazilet diye devam etti, daha sonra AKP’yle devam etti. 1994’ten bu yana 24 yıl… neredeyse bir çeyrek yüzyıl olmuş ve burada, Ankara’da ve İstanbul’da bu olay değişebilecek mi? Eğer değişirse, işte o zaman Türkiye’de bu seçimlerin, yerel seçimlerin çok ciddi birtakım değişikliklere yol açtığını söyleyebileceğiz. Ankara’da daha önce de çok çekişmeli yarışlar oldu, hile iddiaları oldu; ama bütün bu süre boyunca Melih Gökçek, partisi tarafından istifa ettirilene kadar Ankara’yı tek başına, belediye başkanı olarak –parti değişti, partileri değişti ama– kendisi yönetmişti; şimdi Ankara’nın ne olacağı en çok merak edilen sorulardan birisi.
Tabii ki esas soru İstanbul. İstanbul’da da 1994’te Tayyip Erdoğan belediye başkanı seçilmişti, o zamandan bu zamana hep onun belirlediği kişiler seçildiler ve en son da Kadir Topbaş’ı, kendi uygun gördüğü kişiyi, yine kendi istifaya zorladı ve şu anda da İstanbul’da AKP’nin nasıl bir adayla, kiminle çıkacağı konusu henüz netleşmiş değil. Ancak Meclis Başkanı Binali Yıldırım’ın olma ihtimalinin çok kuvvetli olduğundan bahsediliyor.

Yeniden Cumhur İttifakı

İstanbul ve Ankara’yı AKP’nin kaybetmesi, ikisini birden kaybetmesi çok büyük olay olur; bir tanesini bile kaybetmesi büyük olay olur. Öte yandan CHP için çantada keklik gözüken İzmir’in CHP tarafından kaybedilmesi ise çok büyük bir olay olur. İzmir’de CHP’nin adayı belli değil, değişik isimler var; var olan belediye başkanının aday olmayacağı kesin. Bazı ilçe belediye başkanlarının adı geçiyor, bazı milletvekillerinin adı geçiyor. AKP’nin adayının ise muhtemelen Nihat Zeybekçi olacağı söyleniyor, MHP’nin de buna destek vereceğini biliyoruz — İzmir’deki AKP adayına. İzmir’i AKP’nin kazanması herhalde çok zor, ama MHP’nin de desteği ile aradaki mesafenin nasıl kapanacağı da başlı başına önemli olabilir.
İktidar partileri Cumhur İttifakı’nı tekrardan hayata geçirdiler; önce bir karşılık restleşme oldu, daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan tekrar ittifaka sıcak yaklaştı, ittifaka onay verdi ve büyük bir ihtimalle de ittifak olacağa benziyor. Bu durum tabii ki AKP’nin İstanbul ve Ankara’yı kazanamama telaşıyla açıklanabilecek bir durum. Özellikle Ankara’da MHP’nin desteğine çok ciddi bir şekilde ihtiyacı var. Hele MHP’nin Melih Gökçek gibi bir kartı bile ortaya sürmüş olduğu hatırlanırsa, eğer ayrı ayrı girselerdi AKP ve MHP, Ankara’yı ikisinin de kazanamama ihtimali çok yüksek olurdu.
Tabii bu arada muhalefetin nasıl bir tutum izleyeceği, kimleri aday göstereceği meselesi önemli olacak, olacaktı ve hâlâ olacak. Şu anda Mansur Yavaş ismi var; ancak onun aday olması henüz kesinleşmiş değil. Çünkü Meral Akşener, ilginç bir şekilde Yavaş’ın kendi partilerinin adayı olmasını dayatıyor — CHP’nin değil kendi partisinin, İYİ Parti’nin, İYİ Parti’den aday gösterilip seçilmesini istiyor. Orada çok ciddi bir tartışma olduğunu görüyoruz.
İstanbul ise tamamen belirsiz; İstanbul’da muhalefetin nasıl bir aday ya da adaylar çıkaracağı konusu belli değil; birlikte hareket edip etmeyecekleri konusu belli değil. İsimler dolaşıyor. Gürsel Tekin adaylığını ilan etti, Muharrem İnce aday olmaya bayağı niyetli olduğunu açıkça deklare etti; ama birtakım ilçe belediye başkanlarının da adı geçiyor. Fakat CHP’nin adayı şu anda henüz belli değil. CHP’nin çıkaracağı adaya İYİ Parti’nin ve Saadet Partisi’nin destek verip vermeyeceği de belli değil.

24 Haziran’dan sonra muhalefet

Bu isimlerden sonra, yerel seçimlerin Türkiye’de bir şeyi değiştirip değiştirmeyeceği sorusuna tekrar dönecek olursak; açıkçası şu haliyle, görünen haliyle hiçbir şey değişmeyeceğe benziyor. Çünkü 24 Haziran’da muhalefet, muhalefet bloku çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadı — gerek cumhurbaşkanlığı seçiminde, gerekse de meclis seçiminde. Ve o zamandan bu zamana muhalefet bu yenilgiyi, bu şoku, hayal kırıklığını atacak herhangi bir çıkış yapmadı. Tam tersine, muhalefet, seçimin bittiği andan itibaren örneğin yerel seçimlere hazırlanmak yerine, kendi içerisinde bölünmelere başladı. İYİ Parti’de zaten Meral Akşener istifa etti, sonra ikna edildi vs.. İYİ Parti bu kurulan Millet İttifakı’nın sadece seçim için olduğunu söyledi ve ittifak da dağıldı. Saadet Partisi zaten çok büyük bir moral bozukluğu içerisinde uzun bir süre sessiz kaldı.
Dolayısıyla 24 Haziran’dan bugüne kadar baktığımızda, muhalefet partilerinin herhangi bir ciddi çaba içerisinde olduğunu görmedik. Muharrem İnce, seçimin hemen ardından çok iddialı çıkışlar yaptı; tüm ülkeyi dolaşmak, CHP’ye milyonlarca yeni üye katmak gibi… Bunların hiçbirisini yapmadı, yapamadı. Böyle bir durumda, şu haliyle baktığımız zaman 31 Mart’ta bir değişim olacaksa, bu değişimin esas olarak muhalefetten gelmesi beklenir. Ama muhalefetin Millet İttifakı’nı oluşturan parçalarının herhangi bir değişiklik yapabileceğine dair işaret göremiyoruz. Adaylar da belli değil; adı geçen adayların çoğu zaten bilinen ve çok büyük heyecan yaratmayacakları anlaşılan isimler — böyle bir ortamda giriyoruz.
Geride bir HDP var. HDP de kendi şokunu, kendi yaşadığı şoku tam olarak atlatabilmiş değil. Selahattin Demirtaş sonrasında HDP’nin tam olarak gücünü yakalayamadığını görüyoruz. Tabii ki HDP Güneydoğu’da yine belediyelerin büyük bir çoğunluğunu almaya aday; lâkin orada da çok ciddi bir soru var: Bu adaylar seçildikten sonra başkanlık yapabilecekler mi? Kayyumların bir kısmını AKP belediye başkanı adayı olarak çıkartıyor; açıkçası bunu seçmene büyük bir saygısızlık olarak görmek lazım. Atanmış kişileri belediye başkan adayı olarak gösteriyor. Bunlardan kazanamayacak olanlar –ki büyük bir kısmının kazanma ihtimali herhalde aritmetik olarak yoktur ama– kaybetseler bile bir süre sonra devlet eliyle tekrar belediye başkanı atanmaları pekâlâ mümkün olabilir. Böyle baştan belli bir adaletsizlikle, gayri adil bir olayla karşı karşıyayız.

Muhalif seçmendeki heyecansızlık

Tekrar seçime dönecek olursak; iktidarın iki ortağı AKP ve MHP sorunlu giriyor, ama en büyük sorun AKP’de ve Erdoğan’da. Özellikle ekonomide yaşananlardan sonra çok ciddi bir kan kaybı olması söz konusu. İşte bu kan kaybını durdurmak için MHP’ye ihtiyaç duyuyor. MHP de burada hükümetin yarattığı sorunlarda herhangi bir sorumluluk üstlenmeden –ekonomi başta olmak üzere, kısmen dış politikada da– üstlenmeden iktidarın ortağı olmak ve gücünü göstermek istiyor ve gelinen süreçte –24 Haziran seçimleri onu gösterdi: AKP inişteyken MHP yükselişteydi– 24 Haziran’dan bugüne kadar yaşananlar da MHP’nin yükselişinin ve AKP’nin de inişinin sürmekte olduğunu bize gösterdi.
Normal şartlarda muhalefet eğer 24 Haziran’ın hemen ertesinde etkili ve akılcı stratejik hamleler geliştirebilseydi, bunun arayışında olsaydı, Cumhur İttifakı’nı yerel seçimde çok kötü bir şekilde yenilgiye uğratabilirdi. MHP’nin de desteği olsa bile AKP’nin İstanbul ve Ankara’yı alması çok zor, hatta imkânsız olabilirdi. Ama o günden bugüne geçen zamanın büyük ölçüde heba edildiği düşüncesindeyim. Şu âna kadar konuşulan isimlerden ve bu isimleri konuşma şekillerinden baktığımız zaman da çok fazla bir heyecan olmadığını görüyoruz.
Unutmamak lazım ki 24 Haziran’da en büyük hayal kırıklığını muhalefetin seçmeni yaşadı. Gece geç saatlere kadar sandık başında bekleme iradesiyle sandıklara giden seçmen, burada adaylar tarafından yalnız bırakıldığını gördü ve ilk tepkiler genellikle, “Bir daha oy kullanmam, bir daha sandık başında durmam” şeklinde, hayal kırıklığıyla beraber çok büyük bir motivasyonsuzluk ve heyecan kaybını gördük. O heyecan kaybını telafi edebilecek bir çıkışı muhalefet partilerinin hiçbiri –tek tek ya da topluca– göstermedi. Bu saatten sonra gösterebilirler mi? Kısa bir zaman içerisinde adayların açıklanması gerekiyor; adayların kendilerinin iddiaları olması lazım ve de söyleyeceklerinin iddialı olması lazım; ama şu âna kadar görüldüğü kadarıyla, iktidar partileri, özellikle de AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan çok ciddi bir kriz içerisinde olmasına rağmen ve bu kriz siyasî-ideolojik kriz ekonomik krizle de katmerli bir hal almış olmasına rağmen, muhalefetin yine doğru zamanda doğru adımlar atamaması nedeniyle iktidar partilerinin, özellikle de Erdoğan’ın bugün itibariyle çok zorlanmayacağı ve yerel seçimlerin de Türkiye’de çok fazla bir şeyi değiştirmeyeceği görülüyor.
Bugün itibariyle diyorum; bundan sonra bayağı bir vakit var. Tabii ki birtakım şeyler değişebilir; ama bu haliyle, başladığı gibi giderse, 31 Mart seçimleri de muhalefetteki hayal kırıklığını, muhalefet cephesi –cephe diyorum ama ortada tam bir cephe olduğu söylenemez– muhalefetteki hayal kırıklığının daha da derinleşmesine yol açacaktır. Şu haliyle baktığımız zaman çok büyük bir değişiklik emâresi, işareti gözükmüyor. Birkaç gün sonra adaylar açıklanınca, netleştikten sonra, tekrar bu konu üzerinden geçeriz; ancak muhalefet partilerinin tek tek ve birlikte bir stratejik akıl geliştirdiğini, Türkiye’nin sorunlarına alternatif olabileceğini ve de büyük şehirlerin ve tüm şehirlerin belediyelerinin gerçek anlamda etkili bir şekilde yönetimine talip olacak bir perspektife sahip olabildiklerini görmedik. Bakalım bundan sonra görebilecek miyiz?

Gökçek ve Topbaş neden istifa ettirildi?

Tabii onların gösteremiyor olması, iktidarın adaylarının bunu gösterdiği anlamına gelmeyecek. İktidarın İstanbul, Ankara, İzmir adaylıkları için adı geçen –İstanbul’da Binali Yıldırım, Ankara’da Mehmet Özhaseki, İzmir’de Nihat Zeybekçi– isimler zaten yıllardır bildiğimiz isimler. Çok da fazla vaat edebilecekleri bir şey yok; en fazla İzmir’de, uzun süredir İzmir’i yönetemedikleri için İzmir’de bol keseden vaatler olabilir. Ama İstanbul ve Ankara’da, özellikle bunca zamandır yaşanan belediyeciliğin hesabını vermeden bundan sonrasına talip olmak gibi bir yükle karşı karşıyalar ve adayların özellikle de cevap vermesi gereken ve vermekten kesinlikle kaçınacakları –çünkü büyük bir ihtimalle medyanın bu durumu nedeniyle soran da olmayacak– Melih Gökçek’in ve Kadir Topbaş’ın neden istifaya zorlandıkları sorusu çok önemli bir soru. Bu soru doğru dürüst sorulamıyor ve bunun cevabını verebilecek bir iktidar partisi yöneticisi de yok. Hele iktidar partisinin İstanbul ve Ankara adayları da bu sorunun cevabını verebilecek durumda değiller.
Aslında çok zayıf bir noktada yarışa giriyor AKP iktidarı; ama dediğim gibi, 24 Haziran yenilgisinin ardından muhalefet, 31 Mart’taki –o zaman tarihi belli değildi, ama Mart’ta yapılacağı belliydi– yerel seçimlere hazırlanmış olsaydı, bu zayıf noktaları çok ciddi bir şekilde kendi lehine çevirebilirdi. Şu âna kadar bu olmadı; bakalım bundan sonra olabilecek mi?
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
13.12.2018 CHP-İYİ Parti işbirliği yerel seçimleri nasıl etkiler?
12.12.2018 Transatlantik: Fırat'ın doğusuna operasyon, Trump'ın zor günleri, Brexit'te durum ve Sarı Yelekliler
11.12.2018 HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ile söyleşi: Yerel seçimlere doğru HDP
11.12.2018 Murat Özçelik kitabını anlatıyor: “Oyun Kuruculuktan Oyun Bozuculuğa”
10.12.2018 “FETÖ’ye dahil olmamakla birlikte bilerek, isteyerek yardım etmek” ne demek?
08.12.2018 Transatlantik: ABD ara seçimleri, Sessions’ın istifası & İran’a yaptırımlar ve Türkiye
07.12.2018 Burası Türkiye: Farklı ve iyi olan cezasız kalmıyor
06.12.2018 Çözüm Süreci’nin hesabı soruluyor
05.12.2018 Siyaset neden heyecan vermiyor?
04.12.2018 FETÖ operasyonları neden bitmiyor? Hanefi Avcı ile söyleşi
13.12.2018 CHP-İYİ Parti işbirliği yerel seçimleri nasıl etkiler?
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı