Tüm yönleriyle Mesut Özarslan olayı

10.02.2026 medyascope.tv

10 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Türkiye'nin gündeminde Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan var. Kendisinin bir ihtimal yarın AK Parti'ye, AK Parti grup toplantısında geçmesi bekleniyor ki olaylar böyle başladı. İlk olarak geçen hafta iktidara yakın bazı gazeteciler kulis bilgisi olarak Mesut Özarslan'ın AKP'ye geçeceğini söylediler ve ondan sonra birçok hızlı gelişme yaşandı. İstifa edene kadar Mesut Özarslan "Hayır, doğru değil." demedi. Halbuki daha önce de bu gündeme gelmişti, Mesut Özarslan'ın AKP'ye geçmesi ve Sivas'ta — kendi memleketi, aslen Sivaslı — CHP mitingi sırasında arkadaşımız Özgecan Özgenç sorduğunda asla böyle bir şey olmadığını, CHP'nin iktidara yürüdüğünü söylemişti. Şimdi CHP'nin iktidara yürüyüp yürümediği konusunda kafası karışık olsa gerek ki ayrıldı. Ayrılma gerekçesi olarak Özgür Özel'in kendisine attığı mesajları gösterdi bir bakıma. Bir bakıma diyorum, sanki bunlar çok önceden atılmış gibi. Halbuki biliyoruz, Özgür Özel kendisine hakkındaki rivayetleri sormak için, ayrılacağı iddialarını sormak için defalarca kendisini aramış, ki bunun görüntüleri de var. Cevap alamayınca da ona uzun uzun yazmış. Hakaretamiz sözler var, bir yerde küfür var ve Mesut Özarslan ayrılma, CHP'den istifa açıklamasını yaptığında bunları gösterdi. Daha sonra da suç duyurusunda bulundu bu konuda, Özgür Özel'in kendisine yazdığı mesajlar konusunda.
Şimdi olabildiğince sırayla gitmeye çalışalım. Kim Mesut Özarslan? Ülkücü kökenli bir mühendis, doktorası var. TOKİ'de çalışmış, yöneticilik yapmış. Daha sonra İYİ Parti'nin kurucular kurulu üyesi olmuş ve İYİ Parti'nin Ankara'daki kurucu il başkanı olmuş. Fakat sonra Mansur Yavaş'ın yanına geçiyor ve belediyede önemli görevler üstleniyor. BELKO ve PORTAŞ gibi belediye şirketlerinin genel müdürlüğünü yapıyor ve daha sonra da yine aynı şekilde Mansur Yavaş'ın kontenjanından diyelim, Keçiören Belediye Başkanı seçiliyor. Öncesinde fakat kendisinin Keçiören'i istemediğini, Etimesgut'u istediğini biliyoruz. Zira Keçiören'de net bir şekilde AKP üstünlüğü var. Bir önceki seçimde AKP %63 oy almış; karşılığında Millet İttifakı'nın adayı olan İYİ Parti adayı ancak %30 oy alabilmiş, üçte iki, üçte bir, kazanması çok zor. Buna karşılık Etimesgut'ta MHP %49, CHP %45 almış; daha kolay. Fakat biliyoruz orada CHP yönetimi tiyatrocu Erdal Beşikçioğlu'nda ısrar etti. Bunun üzerine Keçiören'e girdi ve Keçiören'de kazandı. Keçiören'de oyların %47.9'unu alarak kazandı. Haksızlık etmeyelim, kendi payı da illaki vardır ama 31 Mart zaten tüm Türkiye'de, özellikle büyükşehirlerde CHP'nin büyük sonuçlar elde ettiği, zaferler elde ettiği bir yerdi. Neyse, Mesut Özarslan İYİ Parti kökenli ama Mansur Yavaş kontenjanından seçilen bir belediye başkanı. Kendisini çok fazla görmedik. Ancak şunu özellikle vurgulamak lazım: Keçiören, Türkiye'nin beş büyük ilçesinden birisi. İlginç bir husus var, meslektaşım Alican Uludağ bunu hatırlatmış; kendisine çok teşekkür ederim, ondan alarak söylüyorum. Bu beş ilçeden dördünü CHP kazanmıştı, bir tek Şahinbey AKP'nindi ve ilginç olan şu; bunlardan en büyük ilçe olan Esenyurt'a kayyum atandı, Gaziantep'teki Şehitkamil AKP'ye geçti, şimdi de Keçiören en azından CHP'den çıktı. Bir tek Çankaya kaldı ki Çankaya zaten geleneksel olarak CHP'nin; yani AKP'nin büyük ilçeleri CHP'den alma operasyonu gibi bir olay söz konusu.
Peki niye gitti? CHP'lilerin iddiasına göre hakkında özellikle Ankara Büyükşehir Belediyesi’ndeyken açılmış soruşturmalar, soruşturma iddiaları var ve korktuğunu söylüyorlar. Bu daha önce de başka belediyelerde CHP'den geçen, başka partilerden geçen ama özellikle CHP'den geçen belediyeler için dile getirilen bir iddiaydı. Yani bir şekilde korkup, çünkü CHP'li belediye başkanı, çok sayıda belediye başkanı içeride, bunlardan birisi olmak istemiyor. Tıpkı Aydın'daki Özlem Çerçioğlu gibi. AKP'ye girdiğiniz zaman ya da en azından CHP'den ayrıldığınız zaman soruşturmalardan bir anlamda yırtıyorsunuz, onu açıkça görüyoruz. Bir diğer husus belli ki, CHP’nin Sivas'ta söylemiş olduğu "İktidara CHP gelecek" duygusundan uzaklaşmış olma ihtimali var. CHP'nin, Ekrem İmamoğlu'nun adaylığı muallakta olduğu için CHP'den de bir anlamda kendini kurtarmak istiyor, siyasi geleceğini garanti altına almak istiyor diyebiliriz. Peki AKP niye bunu kabul ediyor eğer geçecek olursa? Çünkü AKP her türlü transfere kapıyı büyük ölçüde açıyor; milletvekili, belediye başkanı. Ve bu da şunu gösteriyor: "Bakın biz güçlüyüz, insanların muhalefette umutları yok, bize geliyorlar." Yani "AKP gemisi batmıyor, iktidar gemisi batmıyor." diyor. Şimdi AK Parti'ye geçecek mi? Ne dedi en son? "Ben MHP'ye de AKP'ye de eşit mesafedeyim." dedi. Yani "İkisinden birini seçeceğim." diye anladım ben bunu. Muhtemelen yarın olmasa bile bir süre sonra AK Parti'ye geçecektir. Burada da bunu görüyoruz. Yani bütün ilk günden itibaren yaptığı açıklamaların hepsinde milliyetçi, muhafazakâr, mukaddesatçı ve ülkücü hareketin kritik laflarından olan "İlay-ı Kelimetullah"ı söyleyen birisi olarak pekâlâ MHP yerine AK Parti'ye de gidebilir kendisi. Buna hiçbirimiz şaşırmayız.
Gelelim yazışmalara, daha doğrusu Özgür Özel'in yazdıklarına. Şimdi bu konuşuluyor. Açıkçası orada küfür hususu çok can sıkıcı. Bir parti genel başkanının böyle bir şeyi ne olursa olsun yazmaması gerekir. Bunu özellikle söylemek isterim. Ben ki çok küfürbaz birisiyim, ben bile rahatsız oldum. Hatta geçenlerde başıma böyle bir şey geldi; eski bir arkadaşım bana alenen kelek attı ve kendisine mesaj yazdım. Zor tuttum kendimi. Ne olur ne olmaz diye küfür etmedim. Etseydim hak etmişti, etmedim. Ama bir diğer yönü de şu: Böyle mesajları, bu mesajları bu şahıs, Mesut Özarslan neden ifşa eder? Bir kere kendisine yazılmış ama onda öyle bir şey yok belli ki. Ama o mesajların içerisine baktığınız zaman kendisine yönelik bir dizi suçlama var, CHP Genel Başkanı tarafından suçlama var. İnsan ne kadar kendisini haklı görse de hakkında yazılan şeyleri, kendisine yazılmış şeyleri açıklaması doğru değil. İkincisi, birçok kişi de zaten biliyorsunuz "Helal olsun Özgür Özel'e" dedi çünkü suratına "hırsız" demiş mesela. Yani bu da işin başka bir boyutu. Ama işin en önemli boyutu bence şu: Cumhuriyet Halk Partisi şu sağcıları devşirme siyasetinin nelere mal olduğunu hiç hesaba katmamış belli ki. Şimdi görüyoruz burada Mesut Özarslan örneği var, başka örnekler de oldu. Pekâlâ yarın başkaları da olabilir. Siz şimdi İYİ Parti kurucusu, kurucu il başkanını alıp – ki İYİ Parti ile Altılı Masa kurmuştu yakın zamana kadar – kendi partinizden böyle önemli bir ilçeye belediye başkanı yapıyorsunuz. Orada kökten sosyal demokrat birisi girseydi de pekâlâ kazanabilirdi ama kazanmasaydı bile en azından bunlar yaşanmazdı. Alıyorsunuz, hatta Özgür Özel'in mesajlarından birisinde diyor; onun önerdiği ismi, dürüst dediği ismi, Mesut Özarslan'ın dürüst dediği ismi parti meclisine alıyorsunuz. Yani bu sağcıları tanımamak değildir herhalde, kendini bir şekilde aldatmaktır. Bunlar eninde sonunda bir şekilde patlayacak şeylerdi; bugün burada patlıyor, yarın başka yerde patlar.
Ama ona karşılık mesela bakın, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar; çekirdekten gelen, sol hareketin içerisinden gelen, CHP'den gelen halkın içerisinden birisi. Hapse de girdi, dimdik durdu, çıktı ve kaldığı yerden gür sesle yola devam ediyor. Böyle insanlar CHP'de çok. Yani, "Mansur Yavaş kontenjanı, şu bu" diye önemli yerleri böyle insanlara verirseniz yarın öbür gün başınıza bu işler gelir. Tabii bu arada Mansur Yavaş olayını da unutmamak lazım; kendisi bir açıklamayla duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Ama Mesut Özarslan'ın yaptığı basın toplantısında Mansur Yavaş hakkında söyledikleri yenilir yutulur değil. Mansur Bey kendi ediyor, etti; kendisi buluyor. Açık açık ne dedi? "Artık senden bir şey olmaz" demeye getirdi. Yok neymiş; milliyetçi, muhafazakâr, mukaddesatçılar – ki bu lafı ne zamandır duymuyorduk – onu terk edecekmiş. Niyeymiş? Niye? Yani Mansur Yavaş'ta pek değişen bir şey yok. Çünkü, onun bir tür en yakınındaki isimlerden Mesut Özarslan gittiğine göre Mansur Yavaş'ın da artık bir siyasi geleceği kalmamış. Çok acı, çirkin ve Türkiye'de siyasetin ne hâle düştüğünü gösteren bir olay Mesut Özarslan olayı. Daha önce adını duymuştum ve tabii ki unutmuştum, şimdi tekrar duydum. Yakında muhtemelen yine unutacağım ama bu olayı unutmamız mümkün değil. Buradan herkesin çıkartması gereken çok ders var ama ben bir vatandaş olarak şunu söyleyeyim: Ben utanıyorum. Utanması gerekenler hâlâ yüksek perdeden "İlay-ı Kelimetullah" diye akılları sıra bize yol yordam gösteriyorlar.
Neyse, burada noktayı koyalım ve ithafa gelelim. Çok çok büyük bir yazar, Arjantinli Julio Cortázar. Ama neredeyse hayatının büyük bir kısmı, öyle denebilir, Avrupa'da geçmiş. Zaten doğumu Belçika'da; babası diplomat, Belçika'da doğuyor. Daha sonra ülkedeki rejim nedeniyle Avrupa'ya yerleşiyor, Paris'e. Çok çarpıcı öyküleri, kısa öyküleri ve romanları var. Aslında ilk şiirle başlamış; fantastik mi denir bilmiyorum, mitik de diyorlar ona, mitolojik de deniyor. Zor öyküler, zor kitaplar, çok yaratıcı. Anlaması, kavraması zor ama şunu söyleyeyim; açıkçası etkilenmemek imkânsız, böyle büyük bir yazar. Onun bir öyküsünden hareketle büyük İtalyan yönetmen Michelangelo Antonioni "Blow-Up"ı çekmişti, "Cinayeti Gördüm". Çok güzel bir filmdir; görmeyenlere muhakkak tavsiye ederim. Başka? Jean-Luc Godard "Weekend"i, onu bilmiyordum, "Hafta Sonu"nu yine Cortázar'dan ilhamla yapmış. Bu arada Cortázar "Blow-Up"ta bir yerde görünüyormuş, onu duymamıştım. Ne olarak görünüyormuş? Evsiz birisi olarak görünüyormuş. Okuduğum kitapların, mesela bir "Seksek" ya da "Ayak İzlerinde Adımlar", tadı hâlâ damağımda demek biraz ters olur ama unutulacak gibi değil. 70 yaşında 1984'te hayata veda eden Cortázar için 20. yüzyılın en büyük Latin Amerikan yazarı ya da yazarlarından birisi deniyor ama Latin Amerika'nın ötesinde dünya çapında büyük bir isimdi. Kendisi muhakkak okunması, tanınması, keşfedilmesi gereken bir yazar. Saygıyla bu yayını ona ithaf ediyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
15.02.2026 Mahir Çayan haklıydı: Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde
14.02.2026 Resmen “kurucu önder” ama hâlâ tecritte
13.02.2026 Erdoğan ve ben: Bir tokalaşmanın 35 yıllık öyküsü
12.02.2026 Akın Gürlek ile yeni dönem: Sert başladı, sert sürecek
11.02.2026 Özgür Özel sarsılmış ama yıkılmamış
10.02.2026 Tüm yönleriyle Mesut Özarslan olayı
08.02.2026 Öcalan’ın sarsılan liderliğini onarma çabaları
08.02.2026 Erdoğan İslamcı mı?
07.02.2026 Mansur Yavaş neden gündemde değil?
07.02.2026 Suriye'de yaşananlar seçmen tercihlerini ve çözüm sürecini nasıl etkiler? | Hatem Ete ile söyleşi
15.02.2026 Mahir Çayan haklıydı: Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı