Hızlı ve kısa yorum (42): Selefîlik tartışmaları – AKP’nin İslâm politikalarının iflâsı

20.07.2022 medyascope.tv

20 Temmuz 2022’de medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Sara Elif Su Balıkçı hazırladı

Merhaba, iyi günler. Cübbeli Ahmet Hoca yeniden Selefîler’i, Vahhâbîler’i karşısına aldı. Diyânet’i suçluyor. Diyânet cevap verdi; rahatsız olduklarını söyledi, bunların iftirâ olduğunu söyledi.
Ne yaşıyoruz? İlginç bir şey yaşıyoruz. Aslında yaşadıklarımız, AKP döneminin din politikalarının, İslâm politikalarının iflâsı. Şöyle, hızlıca özetlemeye çalışayım: AKP, iktidârının belirli bir aşamasında, hiç güvenmediği ve sevmediği Fethullah Gülen’le ittifak yaptı ve o ittifak sırasında Fethullahçılar’ın önünü alabildiğine açtı ve diğer cemaatler iyice etkisiz hâle geldi. Daha sonra, Erdoğan Gülenciler’le savaşınca, diğer cemaatleri yardıma çağırdı, onların önünü açtı; ama onların hepsinin toplamı hiçbir zaman Gülenciler kadar etmedi. Yine de geldiler, büyük bir şevkle Erdoğan’ın yanında durdular, ona bîat ettiler, güçlendiler; ama içleri boşaldı. Bu arada, Erdoğan onlara tam güvenmediği için, âile fertleri üzerinden, gençlere yönelik eğitim çalışması yapması için birtakım vakıflar örgütledi ve burada bir tür paralel cemaat yapılanmasına gitti.
Bir diğer husus da Diyânet’in tam anlamıyla kendisine bağlı, kendi kontrolünde bir yapıya dönüştüğüydü ve o yapı da dolayısıyla Erdoğan’a olabildiğine bağımlı, onun politikalarını meşrûlaştırmaktan başka işi olmayan bir yapı olunca, içi iyice boşaldı. Bu arada, Erdoğan’ın Suriye savaşı döneminde Esad rejiminin devrilmesi için uyguladığı stratejilerin bir sonucu olarak Selefî cihadcı diye adlandırılan grupların teşvik edilmesi, onlara çok geniş alanlar açılması olayını yaşadık ve buna bağlı olarak Türkiye toprakları, Suriye başta olmak üzere pek çok ülkeden Selefî cihadcılar için barınma ya da Suriye’ye geçmek için transit ülke rolü oynadı.
Bu arada, çok sayıda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı da –ki bunların bir kısmı Avrupa’da yaşayanlar– Selefî cihadcı ideolojinin peşinde, IŞİD başta olmak üzere bu örgütlerin savaşçıları, militanları oldular ve dolayısıyla ortaya kaotik bir İslâmî coğrafya çıktı. Bir tarafta, içleri boşalmış geleneksel yapılar, cemaatler; bir tarafta, içi boşalmış, tamâmen siyâsî bir yapıya dönüşmüş olan Diyânet; bir tarafta, yeraltına çekilmiş olan, ama yurtdışında çok ciddî örgütlenen Fethullahçılar ve de yerlisiyle yabancısıyla –yabancı derken özellikle Suriye ve Irak’ı kastediyorum–, dışarıdan gelip Türkiye’ye yerleşmiş olan sığınmacılar içerisinden çok sayıda, belki yüzlerce, belki binlerce cihadcı militan ya da sempatizan.
Şimdi, Cübbeli Ahmet Hoca bu konuda bir kere daha çok ciddî alarm veriyor. Bu alarmın bir nedeni, tabii ki bu yapıların öncelikle Nakşibendîlik ve diğer tarîkatları ve cemaatleri tehdit ediyor olması. Çünkü öğreti olarak bunlar o yapılara karşılar. Bir tehdit doğrudan kendilerine var, ama bir diğer tehdit için de diyor ki: “Bunlar Türkiye’de pekâlâ bir iç savaş çıkartabilir. Silâhlı olarak örgütleniyorlar” diyor — daha önce de demişti, bir soruşturma açılmıştı; ama pek bir şey çıkmamıştı.
Şimdi de bir şeyler söylüyor, ama bir şeyler bildiğini îmâ ederek söylüyor ve çok ciddî bir çağrı yapıyor. Peki, bu çağrıya kim cevap verecek? AKP hükûmeti buna cevap verebilecek bir durumda değil. Her ne kadar son dönemlerde cihadcı örgütlere karşı birtakım operasyonlar yapılsa da, işin polisiye ve istihbarat ayakları konusunda birtakım ilerlemeler olsa da, işin ideolojik kısmında AKP iktidarı çok ciddî bir zaaf içerisinde.
Kendisinin önünü açtığı bu cihadcı Selefîlere karşı neyle mücâdele edecek? Hangi İslâm’a, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını çağıracak? Kimlerle yapacak bunu? Diyânet’le ve tamâmen hormonla büyümüş olan cemaatlerle mi? Bu çok ciddî bir soru işâreti. Dolayısıyla, bu yaşadığımız olay aslında AKP’nin, kimisini kendi büyüttüğü, kimisini kendi çürüttüğü dinî yapıları Türkiye’ye musallat etmesidir. Böyle söyleyebilirim ve dolayısıyla aslında bugün Cübbeli Ahmet Hoca’nın dile getirdiği mesele AKP dönemiyle hallolabilecek bir mesele değil ve bu nedenle de Cübbeli Ahmet Hoca’nın bu çıkışını aslında Erdoğan sonrası döneme yatırım yapmak olarak görüyorum.
Bunu ilerideki yayınlarda daha geniş olarak açacağım; ancak şu hâliyle baktığımız zaman, İslâmcı iddialı bir liderin, İslâmcı iddialı iktidârında, Türkiye’deki İslâmî coğrafya alt üst olmuş durumda ve genellikle buna, hem şahıslar olarak hem de ideoloji olarak yabancı olduğunu varsayacağımız anlayışların, grupların ve kişilerin her geçen gün dışlandığı bir durumla karşı karşıyayız.
2014’ün Mart ayında, “Selefîler’i Beklerken” diye bir yazı yazmıştım ve bunun Türkiye için çok ciddî bir olgu olduğunu söylemiştim, bir tehdit olduğunu söylemiştim. Çok kişi ciddîye almamıştı, “Selefîlik Türkiye’de tutmaz” demişlerdi. Cübbeli gibi Türkiye İslâmı’nın köklerinden biri bunu dile getiriyorsa, tabii ki işin içerisinde kendi kişisel beklentileri var ama, aynı zamanda bir şeyleri görüyor olduğunu varsaymamız lâzım.
Evet, ortada bir sorun var; ama bu sorunun çözümü AKP iktidârı olabilecekmiş gibi gözükmüyor. Önümüzdeki dönemde, Erdoğan’ın iktidârı kaybetmesi durumunda iktidâra gelecek olanlar, muhâlefet partileri –artık cumhurbaşkanı kim olur, diğerleri kim olur bilmiyorum ama– önlerinde çok ciddî bir sorun görecekler ve Erdoğan’ın gitmesi durumunda bu kişiler ertelemiş oldukları ya da kısmen hayata geçirdikleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne savaş açmayı, doğrudan saldırmayı da pekâlâ gündeme getirebilirler. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
14.08.2022 “Bay Kemal” kendisini aşıyor
12.08.2022 AKP Türkiye’yi dönüştürürken kendisi nasıl dönüştü? (1): Geriye sâdece Erdoğan kaldı
10.08.2022 Transatlantik: Erdoğan-Putin görüşmesi – Trump’a FBI baskını – ABD’de yaklaşan ara seçimler
10.08.2022 Adını Koyalım (66): Seçim öncesi gerginlik tırmanır mı? Tırmanırsa ne olur?
08.08.2022 Ruşen Çakır ve Reha Çamuroğlu tartışıyor: Erdoğan’ın cemevi ziyareti ne anlama geliyor?
08.08.2022 Hızlı ve Kısa Yorum (50): Siyâsetin Evliyâ Çelebisi
07.08.2022 Kaos planlarıyla mücadele sadece Alevilerin görevi değil
05.08.2022 Haftaya Bakış (126): Kılıçdaroğlu’nun Roboski’ye helâlleşme ziyâreti, KPSS skandalı, Cemevlerine saldırı
04.08.2022 Hızlı ve Kısa Yorum (49): Kılıçdaroğlu Roboski’de: Helâlleşme gibi helâlleşme
03.08.2022 Transatlantik: Zevâhirî’nin öldürülmesi - Pelosi’nin Tayvan ziyâreti – Ukrayna’dan tahıl sevkiyâtı
14.08.2022 “Bay Kemal” kendisini aşıyor
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
17.08.2021 Y a-t-il un avenir pour l’Afghanistan? Entretien avec Olivier Roy
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı