Halk TV olayı bize neler söylüyor?

14.10.2026 medyascope.tv

14 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler.
Bugün Silivri'deydim. Silivri'de Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının ilk 1 saatini izledim ve sonra işe geldim, Medyascope'a. Normalde bütün gün Ekrem İmamoğlu'nu dinlemeyi düşünüyordum, izlemeyi düşünüyordum ve yarın da gitmeyi düşünüyordum. En azından ilk iki gününü izlemeyi düşünüyordum fakat Halk TV olayı birçok şeyi bozdu. Bu ülke böyle bir ülke, görüyorsunuz. Her an her şeyin olabildiği bir ülke. Türkiye'nin en çok izlenen haber kanalına sabahın köründe araçlarla geliyorlar, sahibinin birtakım para hareketleri suçlamalarıyla kanala el koyuyorlar ve kanalın yayınını durduruyorlar. Bunu tekrar vurgulamak lâzım. Kanalın yayınını durduruyorlar, ki bu aslında bir suç. Bir şekilde kanalın devam etmesi gerekiyor. Kayyum atandı, tamam. Atadılar, bu ayrı bir tartışma. Atanır, atanmaz ayrı bir tartışma ama kanalı durdurdular. Önce çalışanları içeri de almamaya kalktılar. Daha sonra meslektaşlarımız içeri girebildi.
Burada o kadar çok husus var ki, bizim konuşmamız gereken o kadar çok husus var. Ama her şeyden önce şunu vurgulamak lazım: Bir yayın organı, televizyon olabilir, internet sitesi, gazete, radyo vesaire şu bu, öncelikle çalışanlarındır. Sahibi tabii ki vardır, sahipleri vardır bazı durumlarda ama esas olarak çalışanlarındır. Siz sahibine birtakım suçlamalar yönelterek orada çalışanların çalışmalarını engelleyemezsiniz ve çalışanları çok ciddi bir şekilde kaygıya sevk edemezsiniz. Şu anda Halk TV'deki meslektaşlarım daha önce Tele1'de yaşanan örnek de daha yeni olduğu için ne olacağını bilemiyorlar, kestiremiyorlar. Büyük bir ihtimalle kayyum yönetimi, ki İbrahim Paşalı her zaman olduğu gibi yine o görevlendirilmiş TMSF tarafından, İbrahim Paşalı herhalde Halk TV'nin bu yayın politikasıyla devam etmesine izin vermeyecek, yanaşmayacak. Ama mümkünse çalışanlarla, en azından çalışanların bir kısmıyla devam etmek isteyecek. Ama çalışanlar buna nasıl bakacaklar? Ve tabii ki en önemli soru şu, Türkiye'nin en çok izlenen haber kanalı böyle bir olayın ardından ne kadar izlenecek? Kim izleyecek? Niye izleyecek? Bunların hepsi çok ciddi soru olarak duruyor ve öncelikle meslektaşlarımıza, gazeteci arkadaşlarıma, başta bugün çok onurlu bir duruş sergileyen Genel Yayın Yönetmeni dostum Suat Toktaş'a ve diğer çalışanlara, tanıdıklarım var, beraber Medyascope'ta birlikte çalıştıklarımız var, tanımadıklarım da var, hiç önemli değil, bütün arkadaşlara hem Ruşen Çakır olarak hem de Medyascope olarak, kurum olarak ve kurum çalışanları olarak dayanışma duygularımı iletmek istiyorum.
Ama şunu da biliyorum ki, daha önce yaşanan olaylar bize gösterdi, geçen bir yayında da söylediğim gibi, Türkiye'de gazetecilerin sahibi yok. TELE1'deki arkadaşlarımıza çok kimse sahip çıkmadı. T24, Türkiye'nin en çok izlenen, en çok takip edilen en eski ve ana akım haber sitesine yasak getirildi ve T24 bir şekilde varlığını sürdürmeye çalışıyor ama çok ciddi bir darbe aldı ve unutuldu ya da çok da fazla insanlar konuşmadı. Bir kere insanlar konuşmaktan yorulmuş durumda. Onu özellikle vurgulamak lâzım. Bir diğer husus da ‘‘Ne yapabiliriz?’’ sorusu her şeyi iptal ettiriyor, ‘‘Peki ne yapalım?’’ Şimdi ne yaparsınız bilmiyorum ama YENİ Partililer gibi Meclis'te Plan ve Bütçe Komisyonu'nda ağzınızı gözünüzü bantlamayın yani Allah için. Yani böyle bir protesto olmaz. Yok siyah karanfiller İzmir'de olduğu gibi yapmayın. Ama gazetecilere sahip çıkın ve gazetecilerin kurumlarına, bağımsız, özgür yayın yapmak isteyen, hâlâ bunda ısrar eden ve bir cesaret gösteren gazetecilere ve kurumlara sahip çıkın diyeceğim ama bunun çok da fazla karşılık bulacağını açıkçası sanmıyorum.
Peki niye bu oldu? Aslında Türkiye hep ne zamandır bir Gabriel García Márquez'in o meşhur "Kırmızı Pazartesi" romanına gönderme yapıyor. Fon krizi de böyle, bir çok olay böyle. Nedir bu? Önceden ilan edilmiş olan bir cinayetin akışı. "Kırmızı Pazartesi" odur. Bir kasabada herkes bilir, birisi öldürülecektir ve kimse bir şey yapmaz. Şimdi Halk TV'ye kayyum meselesi ne zamandır gündemde. Sahibi Cafer Mahiroğlu'nun adı Büyükşehir Belediyesi davasında da geçti ya da geçirildi. Hakkında değişik iddialar söylendi. Ama o çizgisini bozmadan Halk TV'yi yürütmeye çalıştı. Yurt dışında bir süredir, İngiltere'de bildiğim kadarıyla yaşıyor. Türkiye'ye gelmiyor. Gelirse muhtemelen tutuklanacak, öyle anlaşılıyor. Türkiye'de işler böyle yürüyor biliyorsunuz. En ufak bir şeyde, bir fotoğraf yayınladı diye gazetecinin tutuklandığı bir ülkedeyiz. Ve konuşulan şeylerin hepsi para pul işleri ama esas mesele tabii ki siyaset. Halk TV bugün Türkiye'de muhalif medya denince ilk akla gelen yer. Özellikle 19 Mart krizinden sonra Halk TV çok önemli bir iş yapıyor. Saraçhane'den başlayarak dünkü CHP, bugünkü YENİ Parti’nin mitinglerini canlı yayınlıyor. Muhabirler sahadan bildiriyor. Onun dışında yapılan siyasi programlarda muhalif parti sözcüleri, milletvekilleri, iktidara muhalif aydınlar vesaire bunlar sürekli bir şekilde tartışıyorlar ve iktidarın en hoşlanmadığı yerlerin herhalde başında geliyor.
Sonra ne oldu? 19 Mart'ta Halk TV'ye bayağı bir tepki, iktidarın öfkesi iyice kabardı. Zaten sevmediği bir yerdi. Sonra 21 Mayıs 2026'da mutlak butlan olayı oldu ve gözler Halk TV'ye çevrildi. Yani kamuoyu bunu çok fazla bilmiyor ama bizler biliyoruz. Orada Halk TV'nin CHP'ye yani Kemal Kılıçdaroğlu CHP'sine yanaşması istendi. Sahibi Cafer Mahiroğlu üzerinde bir yığın baskı var. RTÜK cezaları, şunlar bunlar, birçok şey var. Kanalın lisansının iptal edilmesi tehdidi hep var. Hatta bunu daha yeni MHP'nin bir sözcüsü dile getirdi. Halk TV'nin yanına Sözcü TV'yi de atarak RTÜK'e çağrı yaptı. Dedi ki, ‘‘bunların frekanslarını iptal edin’’ dedi. Ve bu arada tabii 5 gün önce, neydi? Piro muydu? Evet, unuttuk ne olduğunu. Kemal Kılıçdaroğlu küllerinden doğan KRT televizyonuna çıktı canlı yayına ve ne alakası varsa Halk TV'ye ve Cafer Mahiroğlu'na saldırdı. Hedef gösterdi, işaret etti. Bakalım ne demiş.
Kemal Kılıçdaroğlu: Halk TV var biliyorsunuz, Halk TV sahibi falan. Sahibi niye Türkiye'ye gelmiyor? Sahibi yabancı ülkede olup da kendi ülkesinde yayın yapan bir televizyon sahibi dünyanın hangi ülkesinde var? Hangi ülkesinde var? Günün 24 saati yalan haber yapıyor. Günün 24 saati... İzlemiyorum ben. Olmaz. Olmaz. Doğru haber vereceksiniz. Yalan haber yapıyor. RTÜK'e bizim arkadaşlar ‘‘ya bu yalandır’’ diye söylediler. RTÜK ‘‘bizim görev alanımıza girmez’’ diye bize bir yazı yazdı. E görev alanına girmiyorsa istediği gibi yayın yapsın.
Evet, şimdi çok da fazla uzatmaya gerek yok. Mesela Türkiye'de yalan haber iddiası dile getirilecekse ilk akla gelen yer herhalde Halk TV olmayacaktır. Kılıçdaroğlu niçin böyle yapıyor? Çünkü Halk TV'nin tarihine baktığımız zaman Halk TV Cumhuriyet Halk Partisi'nin kanalıydı zaten. Baykal ailesi tarafından daha sonra satıldı ve Cafer Mahiroğlu bunu aldıktan sonra bambaşka bir kanal hâline getirdi. Eski Halk TV daha böyle kapalı devre yayın yapar gibi bir yerdi. Kılıçdaroğlu belli ki tekrar eski Halk TV'yi özlemiş. Halk TV'nin bu reytingiyle kendisinin yanında durması hâlinde kendisinin de biraz oyunu, desteğini arttırabileceğini ummuş herhalde, ki bu hiç de gerçekçi bir şey değil. Ve tabii ki burada devlete güvenmiş, her zaman olduğu gibi. O CHP'nin genel başkanlığına nasıl geldiyse Halk TV'yi de kendi yanına çekmeyi aynı şekilde devlet eliyle beklemiş. 5 gün önce bunu söyledi ve şimdi gözü aydın. Halk TV, hani ne denir, "Bana yâr olmayanı kimseye yâr etmem" olayı oldu. Kayyum atanan Halk TV artık Kılıçdaroğlu'nu KRT'den sonra canlı yayına herhalde çıkartır. Bilmiyorum, yani öyle bekliyordur herhalde. Ama kim izler onu bilmiyorum. Bu arada Faik Öztrak, grup başkanı bir açıklama yaptı. Açıklamada diyor ki... YENİ Partililer Kılıçdaroğlu'nun bu sözlerini gösterdiler Halk TV'ye kayyum atanmasına gerekçe olarak. O da diyor ki: "Kanala kayyum atayanları eleştirmek yerine, Erdoğan'ı eleştirmek yerine Cumhuriyet Halk Partisi'ne saldırmayı tercih edenleri de görüyoruz. Bize saldırmanın bir maliyeti yoktur. Kayyum atayanları eleştirmenin ise apaçık bir bedeli vardır." Yani diyor ki YENİ Partililere, "Siz Erdoğan'dan korkuyorsunuz, bize saldırıyorsunuz." Bakın, ben de ilk olarak Kılıçdaroğlu'na böyle bir atıfta bulundum. Demek ki ben de Erdoğan'a saldırmaktan korktuğum için bunu yapmışım. Faik Öztrak, herhalde o parti dağılmasaydı, o grup başkanlığı şeyine 1.000 kere oylama olsaydı, 1.000'inde de seçilemeyecek birisiydi. Ama Kılıçdaroğlu'nun atanması gibi o da CHP'nin o küçük grubunun başına atandı ve her zaman olduğu gibi tercihini toplumdan yana değil, devletten yana yapıyor. Onu da görüyoruz.
Burada olayın bir CHP olayı boyutu var. Bir diğer boyutu, tabii ki daha önemli boyutu, YENİ Parti ve İmamoğlu boyutu var. İmamoğlu boyutu çok önemli. Bugün İmamoğlu savunmaya başlıyor. 4 gün verdi mahkeme reisi ve daha biz savunmayı beklerken Halk TV haberiyle uyandık. Bunu hani denk getirdiler demiyorum. Denk geldi. Tamam. Bilerek ya da bilmeyerek denk geldi. Ama ne oluyor? Şimdi Halk TV konuşuyoruz. Daha da Halk TV konuşacağız ve İmamoğlu'nun savunması arada kaynayıp gidecek. Erdoğan, İmamoğlu'nun silinmesi için çok çabalıyor. Bunun değişik yöntemlerini denediler. Ve bir yerden sonra baktılar ki her şeye rağmen, bugün ülkenin medyasının ezici bir çoğunluğu iktidarın kontrolünde olmasına rağmen arada bir şeyler çıkıyor. İşte Halk TV onlardan birisi. En göze batanı ve onun üzerine çarpı atarak İmamoğlu'nun üzerine de çarpı atmaya çalışıyorlar. Bunda başarılı olurlar mı bilemiyorum ama burada eğer 19 Mart'ta ve 21 Mayıs'ta Halk TV çizgisini değiştirmiş olsaydı, hani şöyle söyleyelim, ayağını frene getirmiş olsaydı o zaman durum başka olabilirdi, hele demin söylediğimiz gibi mutlak butlandan sonra Kılıçdaroğlu'na direksiyonu kırsaydı Cafer Mahiroğlu. Yapmamış ama kayyum atanmasından sonra yaptığı birtakım açıklamalar var Mahiroğlu'nun. Onlara baktığımda bunları bir şekilde o da söylüyor. Yani kendisine bir anlaşma önerildiği anlaşılıyor. Kimler nasıl yaptı bilmiyoruz ama orada riskli olanı tercih etmiş ve şu anda kanalına ve sadece kanalına değil, kardeşlerinin, ailesinin, kendisinin birçok şirketine anladığım kadarıyla kayyum atanmış durumda. Pekâlâ yan çizebilirdi. Pekâlâ frene basabilirdi. Yapmadı. Bu ilginç bir not. Buna bayağı bir yatırım yapmışa benziyorlar.
Buradaki temel mesele Halk TV'nin dün CHP, bugün YENİ Parti ve Ekrem İmamoğlu'nun yanında duruyor olması, onun bir cezalandırılması boyutu var, bugüne kadar yaptıklarının. Bir de bundan sonra yapmaması boyutu var. Dolayısıyla ortada çok güçlü bir şey, kanalın üzerine çarpı atılmış oluyor. Fon krizi kesinlikle etkili olmuştur ya da bu olayın bir an önce, yani zamanlamasında etkili olmuştur. Çünkü fon krizi, ısrarla söylüyorum, muhalefetin, başta YENİ Parti'nin yaptığı bir yığın hataya rağmen iktidarı çok ciddi bir şekilde sarsıyor ve bunun konuşulmasını istemiyorlar. Bunun üzerine gidilmesini istemiyorlar. Halk TV bu anlamda epey etkili yayınlar yapıyor. Mesela orada eski Medyascope'çu Bahadır Özgür'ün yaptığı işler, yazdığı yazılar ve programlarda söyledikleri çok önemli. Çok iyi bir fikri takipçidir Bahadır. Mesela Halk TV'nin üzerine atılan çarpı, aynı zamanda fon krizi üzerine iktidarı rahatsız eden bir mecranın da üzerine çarpı atılmış olmasıdır. İşin içerisinde çözüm süreci etkili oldu mu? Çok emin değilim. Halk TV, Sözcü televizyonu gibi süreç karşıtı bir politika izlemiyor. Sözcü TV yöneticileri şimdi bana kızabilirler ama öyleler. Çok da istemiyorlar başarılı olmasını başından beri. Halk TV öyle değil ama çok da destekler gibi bir pozisyonu da yok. Bunun etkili bir şey olduğunu açıkça sanmıyorum. Yani özellikle Suat'ı da bilen birisi olarak, onun Kürt meselesi konusundaki hassasiyetini, ki bugün yaptığı açıklamada bu konuya da çok ciddi bir şekilde vurgu yaptı, olduğunu sanmıyorum. Esas olarak YENİ Parti'ye ve İmamoğlu'na verilen destek, fon krizi meselesi ve tabii ki bu CHP içerisindeki bölünmede butlancılara karşı çok net bir duruş sergilemiş olması.
Peki bu bize başka ne gösteriyor? Tekrar başa dönecek olursak, olan yine gazeteciye oluyor. Bu sefer de böyle olacağa benziyor maalesef. TELE1 de böyle oldu. T24 nasıl bir çözüm bulacak? Çok zorlanıyorlar. Anayasa Mahkemesi'ne başvurdular ama bu süre içerisinde çalışanlar vesaire çok tedirgin. Şimdi aynı şeyin Halk TV'de yaşandığını görüyoruz. Bir de şunu insanlar artık görüyorlar, gazeteci milleti diyelim; bu işler giderek iyice zorlaşıyor. Gazetecilikte inat etmek, ısrar etmek giderek zorlaşıyor. Herkes kendi başına, hani son dönemde çıkan YouTube'da yayın yaparak belli bir gelir elde etme meselesi tabii ki çok kişiyi cezbediyor olabilir ama herkesin yapabileceği, yapsa bile gelir elde etmekte çok zorlanacağı bir şey. Çünkü şöyle bir husus var, bunu özellikle toplum çok fazla bilmiyor ya da daha doğrusu görmek istemiyor. İnsanlar gazeteciliği bir dava olsun diye yapmıyorlar, bir meslek olarak yapıyorlar. Ama bu mesleğini yaparken de bazı değerlere, kendilerine yakın gördükleri bazı değerlere sahip çıkıyorlar ama buradan geçiniyorlar. Birçok kişi gazetecilere böyle bakmıyor. Onların paraya ihtiyacı yokmuş gibi, onların çoluk çocuğu yokmuş gibi. Yani işte yapın. Neyi nasıl yapacaksınız? Burada en önemli husus izleyicinin, okuyucunun yani halkın desteği.
Bakın, TELE1'den sonra TELE2 olayı oldu. TELE2'ye ruhsat da verdiler. Şimdi TELE3'e döndü ama arkadaşlar çok zorlanıyorlar. Çünkü yeterince sahip çıkılmıyor. Yani şöyle bir şey var insanlarda, "O kadar çok şey var ki hangisine yetişelim?" diyen de var. Bir de ‘‘Nasıl olsa Halk TV kapandı, bir yerlerden yine izlenir. TELE1 kapandı, başka bir şey oldu’’ falan. Ortalığın nasıl çölleştirildiğini görmek istemiyorlar ve biz gazetecilerle ilgili ‘‘Nasıl olsa onlar bir yolunu bulur, yaparlar, biz yine izleyecek bir şey buluruz’’ gibi bir düşünce var. Arada durup dururken böyle çok detaylar üzerinden çok yüksek volümlü eleştirileri ve bir de gaz vermeyi de ihmal etmezler. Artık çok kolaylaştı bu sosyal medya üzerinden vesaire. Bunu görüyoruz. Ve açıkçası Türkiye'nin kurumsal muhalefeti kendi derdine düşmüş durumda. Onlardan da bir hayır geleceğini açıkçası sanmıyorum. Hangi parti olursa olsun hiç fark etmez. Herkes kendi derdine, kendi kaygısına düşmüş durumda. Dolayısıyla ateş düştüğü yeri yakıyor maalesef. Ve Halk TV, orada çalışan arkadaşlarımız gerçekten çok emek verdiler, çok iyi işler çıkardılar bütün zorluklara rağmen. Ki çalışma koşullarında da biliyorsunuz yakın bir dönemde ayrılanlar da olmuştu. Çok önemli ekran yüzleri ayrıldı vesaire. Tartışmalar da oldu, sendika olmaması gibi meseleler, çok önemli meseleler bunlar aslında. Bütün bunlara rağmen, bütün bu sorunlara rağmen bayağı fedakâr bir şekilde çalıştılar ve birisi geldi, "Sizin patronunuzun para hareketlerinde şaibeli işler var, susun bakalım" dediler, yayını kapattılar. Bakalım yayın tekrar nasıl başlıyor, çalışanlar işin içine dahil olacak mı olmayacak mı, çalışanların hakları verilecek mi verilmeyecek mi? Önümüzdeki gündemler bu olacak. Ama esas gündem, Türkiye'de var olan kırıntıların da iktidar tarafından ayıklandığı ve birtakım muhalif görünümlü kişilerin de buna zemin hazırladığı acı bir dönemi giderek daha zor bir şekilde yaşamaya devam ediyoruz. Tekrar çalışan, Halk TV çalışanı arkadaşlarımıza buradan sevgilerimi ve dayanışma duygularımı iletiyorum. Ama şunu söyleyeyim, burada gördüğünüz bu arkadaşlara üzülmenin ötesinde bu ülkeye üzülmek gerekiyor. Bu ülkeye yazık oluyor.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
17.10.2026 Fon krizinin üstü örtülebilecek mi?
16.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ikinci gününden izlenimler: "Aklanması gereken kişi ben değilim”
15.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününden izlenimler: "Bu bir çöküş hikayesidir”
14.10.2026 Nakşibendiliğin Erenköy cemaati yaşananların adını koydu: Toplumsal çürüme
14.10.2026 Halk TV olayı bize neler söylüyor?
13.10.2026 Erdoğan taraftarları fon krizine nasıl tepki veriyor? | Feyza Akınerdem anlatıyor
12.10.2026 Fon krizi muhalefete rağmen iktidarı sarsmaya devam ediyor
12.10.2026 Devrimciler: Yarım yüzyıl sonra 78 kuşağını anlamak
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı