Filistin sorunu ve Türkiye: Sloganlar ve gerçekler

18.05.2018 medyascope.tv

18 Mayıs 2018’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Bugün, normal olarak bir saat sonra İstanbul’da Yenikapı’da bir miting olacak — Kudüs ve Filistin mitingi diyelim. Bu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısıyla harekete geçti ve düzenlendi. Son katliama yönelik olarak, İsrail’in Gazze’deki son katliamını protesto etmek için üç günlük yas ilan edilmişti, bugün de bir miting yapılacak. Bu mitingde herhalde çok açık bir şekilde İsrail kınanacak, orada anti-siyonizm iddiasıyla birtakım sloganlar atılacak ve Filistin halkıyla dayanışma belirtilecek.
Bu mitingin nasıl bir anlamı var? Bu mitingin en önemli anlamı aslında toplumsal tepkinin devlet eliyle örgütlenmesi meselesi. Bu aslında öteden beri olan bir şey, sadece Filistin meselesinde değil; ama Filistin meselesinde daha fazla öne çıkan bir şey. One minute olayı olduğunda, Mavi Marmara olayı olduğunda, ayrı ayrı gördük ki AKP iktidarı, bazı dönemlerde başbakanken, ya da sonradan cumhurbaşkanı iken, Recep Tayyip Erdoğan’ın çizdiği yörüngede Türkiye’de birtakım sivil Filistin gösterileri yapılıyor, ya da İsrail-karşıtı gösteriler yapılıyor — bu one minute’te, Mavi Marmara’da böyle oldu. Ama ne zaman devlet freni basarsa, sivil toplum da onunla beraber freni basıyor, o devlete rağmen, Erdoğan’a rağmen sesini çıkartmak isteyen, İsrail’i eleştirmek isteyen ya da Filistin’le dayanışma göstermek isteyen ya da Türkiye-İsrail ilişkilerindeki birtakım gelişmelerden, yakınlaşmalardan rahatsız olan kişilerin tepkileri çok cılız kalıyor, etkili olamıyor, böyle bir olay var ve buradan da hareketle Türkiye’de Filistin meselesinin artık devletin, AKP iktidarının tekeline alınmış olduğunu söyleyebiliriz. Bir süredir Filistin meselesi, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada da aslında İslamî hareketlerin eline geçmiş, tekeline geçmişti, Türkiye’de de böyle olmuştu. Daha önce solun olan, solun önde gelen davalarından biri olan Filistin davası, belli bir aşamadan sonra –80’lerden sonra, hele 90’lara doğru–, İslamî hareketlerin elinde en önemli davalardan birisi haline geldi. Türkiye’de de bu kapsamda AKP iktidarıyla beraber bir devlet politikası uygulanmaya başlandı.

Filistin sorununda toplum devletin kuyruğuna takılmış durumda
Tabii burada ilginç bir husus var o da şu: Kimi zamanlarda devlet de Filistin meselesinde çok sert, radikal adımlar atıyor İsrail’e karşı: büyükelçisini çekiyor, birçok anlaşmayı iptal ediyor, ayağı frende gidiyor, İsrail’le mesafeyi açıyor ve karşılıklı çok sert açıklamalar yapılıyor ve bu anlamda da toplum onunla beraber hareket ediyor; ama bir dönem geliyor –ki Türkiye’de AKP iktidarında bunu çok gördük– yakınlaşma oluyor, tekrar diplomatik ilişkiler, ticari ilişkiler, enerji işbirlikleri gibi birçok konu gelişiyor, toplum ne yapacağını şaşırıyor, sessiz kalıyor, “Vardır bir bildiği” perspektifiyle bakıyor; ama sonra yeni bir olay yaşanıyor, yeni bir katliam yaşanıyor, devlet tepki verme ihtiyacı hissediyor ve tekrar burada toplumsal hassasiyetleri, toplumsal tepkileri ön plana çıkartıyor. Şu anda yaşadığımız böyle bir olay.
Devletin İsrail’e karşı, Türkiye’de AKP yönetiminin İsrail’e karşı attığı adımlar, daha önce yaşanan “one minute” olayında ya da Mavi Marmara olayında yaşanan adımların çok gölgesinde kaldı — burada çok büyük bir katliam yaşanmasına rağmen gölgesinde kaldı. Birçok konuda bir adım atmadı devlet, geri adım atmadı ya da geri adımdan kastım yakınlaşmayı giderecek şeyler yapmadı, mesafeyi açmadı; ancak bugünkü mitingde göreceğimiz gibi toplumsal olarak bir tepki dile getirecek. Tabii ki burada yaklaşan 24 Haziran seçimlerinin de etkisi önemli; Filistin’de yaşanan son katliamın AKP yönetimi tarafından bir anlamda seçim için kullanılmak istendiğini de görüyoruz; ama ben bunun çok fazla işe yarayabileceğini sanmıyorum; çünkü Türkiye’deki seçim atmosferi artık böyle dış meselelerden etkilenebilecek bir halde değil bana göre.

Suriye iç savaşı Filistinlileri yalnızlaştırdı
Filistin meselesine tekrar dönecek olursak ve Türkiye’nin bu konudaki pozisyonuna tekrar dönecek olursak; aslında Filistin meselesi, Suriye iç savaşının başladığı andan itibaren Filistinlilerin aleyhin bir seyir izlemeye başladı; çünkü o tarihe kadar, Suriye iç savaşı başlayana kadar, Suriye’deki Esad yönetimi Filistin’deki önde gelen İslamî grupların, her türden radikal çizginin, ama aynı zamanda da Filistin yönetiminin bir şekilde en önemli sponsorlarındandı; ama Suriye’de iç savaş başladıktan sonra Filistinliler bir yol ayrımına girdi — özellikle Hamas bu konuda Suriye’yle arasını açmaya başladı. Suriye’deki iç savaş bitmek bilmedi, aktörlerin gücü sürekli değişti ve geldiğimiz noktada Suriye’de sanki hiçbir şey değişmemiş gibi tekrar Esad yönetiminin güçlendiği bir pozisyona gelmiş durumdayız; mesele hâlâ hallolmuş değil, ama bütün bu süre içerisinde Hamas’ın ve diğer Filistinli grupların eski güçlerinin çok uzağında olduğunu görüyoruz. Eski etkileri yok, eskisi kadar yankı uyandıramıyorlar. Yine bu hareketlerin en önemli destekçilerinden olan Körfez ülkeleri de çok net bir şekilde mesafe almış durumdalar; özellikle Trump’ın ABD’de başkan seçilmesinden sonra, bölgedeki dengelerin yeniden dizayn edilmesi ve İran karşıtı bir cepheleşmeye, Suudi Arabistan’ın liderliğini yaptığı bir bloklaşmaya doğru gidilmesiyle beraber, Filistinliler bundan da çok kötü bir şekilde, olumsuz bir şekilde etkilendiler.
Şu anda Filistin davasının ve Filistin’deki örgütlerin –Hamas başta olmak üzere– çok ciddi bir destekçisi kalmış değil. Bu anlamda Türkiye istisnaî bir durumda. İran telaffuz ediliyor, ama İran da Suriye’deki iç savaş nedeniyle, Suriye’deki iç savaş sırasında yaptıkları tercihler ya da yapmadıkları tercihler nedeniyle, eskisi kadar Hamas ve diğer gruplarla çok yoğun ilişki içerisinde değil. Tabii ki tekrardan İran’la yanaşmaları ihtimalleri var; ama şu konjonktürde, yeni oluşan dengelerde, eğer Filistinliler –Hamas gibi bir yapı– yeniden İran’a anlaşma gibi bir tercih yaparsa, bence çok büyük bir stratejik hata yapmış olur. Böyle bir durumda şu anda Filistinliler, gerçekten kazanma şansı olmayan –reel politikaya göre– aktörler durumundalar. İsrail’in her istediğini yaptırabileceği anlamına gelmiyor bu; ama Filistinliler son dönemde hiç olmadıkları kadar yalnızlar ve bu anlamda atılan adımlar ya da atılmak istenen adımlar, yapılan çağrılar, Birleşmiş Milletler nezdinde ya da İslam konferansı örgütü nezdinde ya da Arap Birliği nezdinde yapılan girişimler, yapılmak istenen girişimlerin de somut bir sonuca yol açması pek mümkün gözükmüyor; çünkü bütün bu yapıların içerisinde demin sözünü ettiğim, Trump yönetimiyle stratejik işbirliğine giden güçlü Körfez ülkelerinin pozisyonu hiçbir zaman net bir şekilde İsrail karşıtı ve Filistin yanlısı olmayacak, bunu biliyoruz. Suudi Arabistan’ın, Kuveyt’in ve diğer Birleşik Arap Emirlikleri’nin İsrail’le ilişkilerinin her geçen gün arttığını da biliyoruz.
Böyle bir realite var ve Türkiye bu anlamda mesela İslam Konferansı Örgütü’nü toplantıya çağırıyor. İstanbul’da toplanılacak, ama buradan ne çıkabilir? Kınama mesajlarının ötesinde bu güçler dengesini değiştirebilecek ne tür adımlar çıkabilir? Buna gerçekçi olarak bakarsak, pek bir şey çıkma imkânı yok; yani bir yerde “havanda su dövmek” gibi bir olay olacak. Tabii ki açıklamaların da bir anlamı var; ama İsrail’deki Netanyahu yönetiminin çizgisinden, hele Trump’ın kayıtsız şartsız desteği ve İran’a karşı oluşan yeni dengeler bağlamında Netanyahu’ya geri adım attırabilecek çok fazla bir silaha sahip değiller — ne Türkiye ne diğer ülkeler. Bir de tabii burada ilginç de bir husus var: Bölgede İran’ın en fazla işbirliği yaptığı ülkelerden birisi olan Rusya’nın da İsrail’le öyle çok ciddi bir sorunu olmadığını biliyoruz; özellikle o büyük katliamın öncesinde Netanyahu’nun Rusya’da Putin tarafından çok da iyi ağırlanmış olduğunu biliyoruz.

Türkiye ve İsrail birbirine mahkum
Şu noktayı özellikle vurgulamak lazım: Türkiye ve İsrail aslında bölgede birbirlerine mahkûm iki ülke. Bu iki ülkenin birbirleriyle küs olması, kavgalı olması, çatışma halinde olması, bu iki ülkenin de kavgalı olması, olabilecek bir şey değil. Türkiye-İsrail ilişkilerinin güçlü olabilmesi ama bunun yanı sıra Türkiye’nin de bölgesinde güçlü bir ülke olabilmesi halinde, işte o durumda Filistinliler gerçekten kendilerini daha rahat güvende hissedebilirler. Bir dönem Türkiye’nin böyle bir pozisyonu olabilmişti; hatta bir dönem Türkiye, İsrail’le Suriye’nin arasında arabuluculuk yapmaya bile soyunmuştu, başarısız oldu; başarılı olması çok zordu, ama böyle bir iddiayı dile getirmesi mümkün olabiliyordu. Ama şimdi Türkiye, peş peşe yapılan çok stratejik dış politika hataları nedeniyle Suriye’yle de İsrail’le de birebir iyi ilişkiler kurabilme noktasında değil. Dolayısıyla Filistinliler Türkiye’nin son dönemde peş peşe yaptığı büyük dış politika hataları nedeniyle Türkiye’nin desteğini gerçek anlamda, reel desteğini elde edemiyorlar. Bir zamanlar olabilen desteğinde mahrumlar.
Dolayısıyla yapılacak olan mitinglerin ya da atılacak olan sloganların tabii ki Filistinlilerin hoşuna gidecek yönelik vardır; ama Türkiye ve Türkiye‘yi yönetenler, Filistinlilerin yaşadıkları bu dramı, hatta trajediyi, Filistinlilerin lehine çevirebilecek güce sahip değiller. Bir zamanlar belli ölçülerde sahiptiler, ama uzun bir zamandır bundan mahrum durumdalar. Böyle bir noktadayız; bu anlamda reel olarak baktığımız zaman bu mitingler insanların duygularını dışa vurması, öfkesini dışa vurması anlamında bir fonksiyon sahibi olabilir, ama Filistin sorununun Filistinlilerin de memnun kalacağı şekilde çözümü noktasında pek bir imkân, platform olabilme imkânını açıkçası görmüyorum.

Yahudi aleyhtarlığı
Tabii burada bir başka husus, çok önemli bir husus: Türkiye’de Filistin meselesi üzerinden gelişen Yahudi aleyhtarlığı. Bu Türkiye’de çok hızlı bir şekilde gelişen, dönem dönem çok net bir şekilde görülen, dönem dönem görülmez olan, ama varlığının zaten bir temeli varken, giderek güçlenen bir husus. Bu noktada da özellikle bir noktanın altını çizmek istiyorum: İsrail’de bir dönem, İsrail iç politikasında çok önemli roller oynayabilen, bayağı bir şeyleri değiştirme gücüne sahip olan özgürlükçü sol ve barış yanlısı hareketler de son yıllarda çok ciddi bir şekilde gerilemiş durumdalar. Bunun açıkça kötü ve olumsuz etkileri oluyor; eğer İsrail kamuoyunda, İsrail Yahudi toplumu içerisinde barış yanlıları –ki son katliamın sonrasında sokağa dökülen özellikle gençleri gördük ama bunlar bir zamanlar İsrail’de tanık olduğumuz barış yanlısı hareketlerin çok gerisinde hareketler–, İsrail’de bu anlamda sol özgürlükçü hareketlerin gücünü kaybetmesinin de Filistinlilerin aleyhine bir durum oluğunu özellikle vurgulamak gerekiyor.
Toparlayacak olursak, Filistin meselesi, Filistinlilerin dramı kolay kolay dineceğe benzemiyor, hallolacağa benzemiyor, hele Trump’ın iktidara gelmesinden sonra ve kayıtsız şartsız İsrail şahinlerine –İsrail’i bir bütün olarak görmemek lazım–, İsrail’in şu anki yönetiminde egemen olan şahinlere kayıtsız şartsız destek veriyor olması, işleri çok daha kötüleştirmiş durumda; ama Türkiye’nin ve diğer İslam ülkelerinin ve bu durumdan rahatsız olan diğer ükelerin bunu değiştirebilme güçleri maalesef yok ve bu anlamda baktığımız zaman bugünkü miting de bir gösteri olacak, uluslararası basın tarafından herhalde fotoğrafları servis edilecek, ama kısa bir süre sonra hiçbir etkisi olamadığını göreceğiz. Tıpkı daha önce yapılanlar gibi.
Bir hususu tekrar hatırlatmak istiyorum: Devletin bu şekilde toplumu yönlendiriyor olması, ne devletin hayrına ne toplumun hayrına. Devlet eliyle yapılan bu tür organizasyonların bir yerden sonra sahiciliği de çok ciddi bir şekilde aşınıyor, bunu özellikle vurgulamak istiyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
18.05.2018 Filistin sorunu ve Türkiye: Sloganlar ve gerçekler
17.05.2018 Barış Atay-Ahmet Hakan olayı: Gazetecinin haddi, gazeteciliğin sınırları
15.05.2018 MHP İstanbul Milletvekili Atila Kaya anlattı: “Neden Erdoğan’a oy vermeyeceğim?”
15.05.2018 Meral Akşener ve İyi Parti’nin şansı
14.05.2018 Bir oyunbozan olarak Temel Karamollaoğlu ve Saadet Partisi
11.05.2018 Edirne’den Hakkari’ye Muharrem İnce
10.05.2018 Hem hükümet oldular hem devlet oldular
09.05.2018 “Tamam”ın sırrı
09.05.2018 24 Haziran’a doğru Cumhur ittifakı ve Erdoğan: Prof. Menderes Çınar ile söyleşi
09.05.2018 Transatlantik: Trump’ın İran nükleer anlaşmasından çıkması & 24 Haziran seçimleri ve Washington
18.05.2018 Filistin sorunu ve Türkiye: Sloganlar ve gerçekler
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı