Fethullahçılar CHP’ye operasyon mu çekiyor?

24.03.2026 medyascope.tv

24 Mart 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Akın Gürlek'in mal varlığı tartışmaları devam ediyor ve işin içerisine bir şekilde Fethullahçılar da dahil oldu, dahil edildi. Öyle söyleyelim. Ben Fethullahçılar diyorum ama taraflar daha çok FETÖ demeyi tercih ediyorlar. Ben bu tabiri kullanmıyorum. Çok sevdiğim bir tabir değil. Onu bilenler bilir. Her neyse. Önce ‘‘FETÖ uzmanı’’ Nedim Şener çıktı ortaya ve dedi ki: "Akın Gürlek'le ilgili bilgileri CHP'ye devlet içerisindeki FETÖ'cü bir çete servis etti." Daha sonra Sabah gazetesi birden birtakım isimler söyledi. Akın Gürlek'in tapudaki varlığını sorgulayan Türkiye'nin değişik yerlerinden birtakım tapu yöneticilerinin, yerel ilçe tapu yöneticilerinin hangi gün hangi saatte bunları incelediğini söyledi ve oraya da hemen ‘‘şunun amcasının oğlu, FETÖ iltisaklı’’, ‘‘bununki bilmem ne iltisaklı’’ diyerek böyle bir şey yaratmaya çalıştılar. Ama burada tabii ki şu soru çok ortada kalıyor hâlâ: Peki, bu iddialar doğru mu? Yani iddiaları diyelim ki FETÖ iltisaklı birileri CHP'ye servis etmiş olsun, ki öyle olduğunu düşünmüyorum; çok zorlama ve işin kolayına kaçılıyor ve yıllar sonra hâlâ artık böyle FETÖ FETÖ deyince de hiçbir inandırıcılığı kalmıyor. Şunu da vurgulamak istiyorum: Fethullahçılık elinden gelen her şeyi yapar, onu biliyoruz. Ama bu olayda ana eksen buradaki iddialar olmalı. Ama böyle bir FETÖ muhabbetini gündeme getirdiler ve CHP'nin Fethullahçıların oyununa geldiğini söylediler. Söylemeye de herhalde devam edecekler.
Bu çok fazla ciddiye alınabilecek bir iddia değil. Fakat olayın bir başka tarafında bir başka isim CHP'ye yine Fethullahçıların operasyon çektiğini söyledi. O da gazeteci Barış Terkoğlu. Barış Terkoğlu, biliyorsunuz, Onlar TV'de yapılan bir yayında, Akın Gürlek meselesini Barış Pehlivan'la konuştukları bir yayında onun içerisinden bir dakikalık bir bölümü çıkartıp, "Bakanlığa yakın kaynaklar bana dedi ki," dediği kısa bir bölümü çıkartıp oradan bir lince maruz bırakıldı. Sadece o değil, başka kişilere de yapıldı ama en çok o yapıldı. Ve dediler ki: "İşte görüyorsunuz, bunlar muhalif geçinen gazeteciler, iktidara yanaşıyor." Ve bu konuda yurt dışında yaşayan kaçak iki tane tescilli Fethullahçı; birisi Cevheri Güven, bir diğeri Emrullah Uslu — kendisine Emre dedirtiyor ama neyse — bunlar video çektiler ve dediler ki: "Muhalif gazeteciler iktidara yanaşıyor. Çünkü şöyle, çünkü böyle vesaire." Yani şimdi burada yapılan çok basit bir şey, gazeteciliğin en temel kuralı; bir olayı tüm unsurlarına sorabilmek, sormaya çalışmak. Yani birisi suçlanıyorsa ona da muhakkak söz hakkı vermek, kendisi konuşmuyorsa yakınındaki birileriyle konuşmak. Bu sevmediğiniz insan da olabilir, hiç önemli değil. Önemli olan gazeteci duruşu, herkese sormaktır, herkese ulaşmaktır. Bunda hiçbir sakınca yok.
Burada geçen bir yayında belirttiğim gibi ilginç olan, iktidarın en azından Akın Gürlek'in kendini savunmak için muhalif bilinen gazeteciye açıklama yapması. Doğrudan kendisi yapmamış anladığım kadarıyla. Normalde biliyorsunuz yıllardır, özellikle son 5-6 yılda, AKP'li hiçbir kimse, hiçbir bakan şu bu muhalif medyaya herhangi bir konuda açıklama yapma ihtiyacı hissetmedi, yok saydı. Burada Akın Gürlek'in yakın çevresi, artık kimse onlar, Barış Terkoğlu gibi bilinen bir ismi aradığı zaman açıklama yapmış olması bence önemli. Sonuçta söylediği çok fazla bir şey yok bu kaynağın. Söylediği Akın Gürlek'in ilk yaptığı açıklamadakinin bir benzeri ama önemli değil. Burada yapılan bir gazetecilik faaliyeti ve burada bir linç kampanyası var. Ve bu linç kampanyasında göze çarpan tabii ki Cevheri Güven ve Emre Uslu. Ama olay ondan ibaret değil. Nitekim dün Cumhuriyet'teki yazısında şöyle söylüyor: "Bunlar başlattı, altı oklu balıklar takıldı." diyor ve "Yakasında muhalefet logosu, sırtında Fethullah'ın paltosu olanlar," diyor. Ve ilginç olan bir başka husus da şu: Özgür Özel kendisini aramış, belli ki geçmiş olsun demiş ve ona demiş ki: "Bu muhalefeti içine çekmeye çalışan bir FETÖ operasyonu." demiş Özgür Özel de ona. Şimdi olayın içerisinde Fethullahçı birilerinin olduğu muhakkak ama ben bunun, yani son yaşanan gazetecilere yönelik bu olaydan dolayı, Akın Gürlek olayından dolayı yaşanan olayın sadece bir Fethullahçılık operasyonu olarak görülmesinin eksik olduğunu düşünüyorum. Yanlış demeyeyim de eksik olduğunu düşünüyorum. Evet, birileri bunu yapmış olabilir, birileri bir video yapmış olabilir. Ama buradaki mesele, esas mesele şu: Bu kişiler, işte söylediği sosyal medyada Özgür Özel, İmamoğlu fotoğrafları olan insanlar niye böyle bir şeye atlıyorlar? Niye bir dakikalık bir cümleden hareketle bunca yıl kendini göstermiş ve sevdikleri, okudukları, izledikleri bir ismin hemen üzerine çarpı atıyorlar?
Bu Fethullahçıların tek başına başarabileceği bir iş değil. Bu çok daha köklü bir mesele, çok daha köklü bir sorun. Kendim yaşadığım için biliyorum. Burada şu ya da bu kötü niyetli insanlar olabilir, bu linci provoke eden insanlar olabilir. Ama lince katılanlara baktığımız zaman burada maalesef Türkiye'de yaşanan kutuplaşmanın nasıl her yere sirayet ettiğini görüyoruz. Bir insan, kendini o kadar kanıtlamış, etmiş bir insan diyelim ki hata yaptı, ki burada bir hata yanlış yok; diyelim ki bir hata yaptı, hemen üzerine çarpı atmaya hazır çok sayıda insan var. Bu, kutuplaşmanın ürünü, bir. Yani diyor ki: "Bu gazeteci benim gazetecim. Ben ne istersem onu yapacak. Benim hoşlanmayacağım bir laf edemez. Benim hoşlanmayacağım bir insanla görüşemez. Asla olamaz. Kavga etmeli." Gazeteci kavga etmez, gazeteci aktivist değil. Gazeteci soru sorar, herkese sorar. Ama yok, böyle bir şey yok. Türkiye'de maalesef gazeteciliğin ne olduğu konusunda bütün taraflar anlaşmış durumda: ‘‘Gazeteci asker olacak, şu ya da bu safın askeri olacak.’’ Bir diğer husus kötülük. Yani kusura bakmasınlar ama insanların içinde böyle kötücül bir yön var. Hepimizde var belli ki. Ama bazıları böyle bir fırsat gördüğü zaman büyük bir şevkle olayın üzerine atılıp tepiniyorlar. Bunun nasıl sonuçlar doğuracağını, neye yol açacağını, o kişide neye yol açacağını falan çok da fazla umursamıyorlar.
Şimdi Özgür Özel'in bunu bir FETÖ operasyonu diye tanımlaması bence eksik ve yanlış. Özgür Özel'in öncelikle kendi tabanındaki insanların FETÖ ya da bilmem ne hiç önemli değil, nasıl böyle tuzaklara geldiğini, nasıl böyle acımasız olabildiğini sorgulaması, bununla yüzleşmesi lazım. Yani şunu demek kolay: "Ya bunlar öyle Ekrem İmamoğlu profilinde, Ekrem İmamoğlu var, CHP var, altı ok var ama bunların çoğu yalancı." O kadar da değil. Biliyoruz, hepimiz biliyoruz. Tanıyoruz, insanları görüyoruz. Burada muhalefetin de yüzleşmesi gereken çok ciddi sorunlar var. İnsanlar, yani şöyle söyleyeyim; böyle her şeye kapanmışlar, tek yönde bakıyorlar. Kafasını birazcık çevirmeye kalkana hemen kurşun yağdırıyorlar. Olay bu. Bu Fethullahçılık tabii... Cevheri Güven'i tanımam, o çünkü vakti zamanında çok da önemli birisi değildi. Emre Uslu'yu iyi tanırım. Nasıl kötü ve pis birisi olduğunu bilirim. Onun bu fırsattan istifade, bu olaydan kendine prim yapmak istediğini de anlarım. Ama bunlar çapsız insanlar. Bunlar CHP'ye inanmış, Ekrem İmamoğlu'na inanmış yüzlerce binlerce kişiyi harekete geçirebilecek insanlar değil. Kendimizi aldatmayalım. Tabii ki onların bir rolü var ama esas sorun burada bu lince katılan insanlarda, bunların oluşturduğu bakışta, kültürde; bununla yüzleşmezsek hep böyle kendimizi avutmaya devam ederiz.
Mesela ne demiş Barış Terkoğlu? "İktidardaki Fethullahçı çete dağıtıldı, muhalefetteki de dağıtılacak." Muhalefette böyle bir çete olduğunu ben sanmıyorum. İktidardaki çetenin de dağıtıldığını hiç sanmıyorum. Onu da söyleyeyim. İktidarda hâlâ çok güçlü bir şekilde varlar. Ellerini yıkadılar gittiler. Bugün ekranlara çıkıp ona buna laf eden iktidar yanlısı gazetecilerin neredeyse hepsi düne kadar Fethullahçıların tetikçisiydi. Hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla onlar hâlâ varlıklarını sürdürüyorlar. Tamam, pişman oldular vesaire, sanmıyorum, hiç de pişman olmadılar. Dün ne yapıyorlarsa bugün de aynısını yapıyorlar. Yarın diyelim ki iktidar Fethullahçılarla tekrar barıştı — sanmıyorum ama — yine hiçbir şey olmamış gibi sarmaş dolaş olurlar. İktidardaki Fethullahçı çete bence dağıtılmadı. Muhalefette de Fethullahçı bir çete olduğunu açıkçası sanmıyorum. Ama muhalefetin içerisindeki insanların Fethullahçı ya da başka birilerinin manipülasyonlarına kolaylıkla yem olabilme gibi bir zaafları var. Bununla kim nasıl baş edecek bilmiyorum. Mesela ben bugün siz bu yayını izledikten bir süre sonra Ankara'da olacağım. Yine grup toplantılarına gideceğim. O çok sevdiğim şeyi yapacağım. Yine bütün liderlerin elini sıkacağım. Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın elini sıkarsam bu kişiler yine bana çullanacaklar. Bunun neresinde Fethullahçılık var? Yani anlattık, tekrar anlatalım: Bir gazetecinin ülkenin cumhurbaşkanının elini sıkması, onunla mümkünse konuşması, röportaj yapması kadar doğal bir şey yoktur. Muhalifseniz muhalifsiniz. Tamam, eyvallah. Ama gazetecinin işi gazetecilik yapmaktır. Bu faturayı Fethullahçılara keserek olayı kapatamayız. Çok ciddi bir sorgulama ve yüzleşmeye ihtiyacımız var.
Neyse, bugünün ithafına gelelim. Bir gazeteci, İsmail Arı. Kendisini bir iki kere gördüm galiba ama hiçbir muhabbetim yok. Ama tabii ki biliyorum. İsmail Arı 30 yaşında genç bir gazeteci. Öncelikle şunu söyleyeyim, şöyle çıktı: ‘‘Ailesini ziyarete Tokat'a gittiğinde gözaltına alındı’’ dendi. Gidilen yer eşi Dilanur'un ailesinin evi. Çünkü İsmail'in ailesi İstanbul'da Çekmeköy'de yaşıyor. Kendisi de zaten İstanbullu bu anlamda ama Gazi Üniversitesi'nde gazetecilik okuyor ve Birgün'de staj yapıyor. 2019'da başlamış staja. Bir iki yıl sonra İstanbul'a gelip Birgün'de çalışıyor ve sonra 2024'te yanılmıyorsam Dilanur'la evlenip tekrar Ankara'ya yerleşen ama bu kadar kısa süre içerisinde çok sayıda önemli habere imza atmış genç ama başarılı bir gazeteci. Ele aldığı birçok konu var. Ve tabii ki bunların önemli bir kısmı siyasi iktidarı rahatsız ediyordu ve sonuçta iktidar onu susturmak için böyle bir yolu tercih etti. Bu ilk defa olan bir şey değil. Şu anda mesela ilk aklıma gelen; Merdan Yanardağ da yine Ankaralı bir gazeteci olan Alican Uludağ da ki kendisi özellikle adliye konusunda çok hâkim bir isimdir, onlar şu anda tutuklular. Çok kişi girdi çıktı, yargılanıyor vesaire. Tabii burada İsmail'e yapılan, İsmail Arı'ya yapılan aslında tüm gazetecilere yönelik bir gözdağı. Yani ne deniyor? Yalan şeyi yaymak, dezenformasyon yasası. Ortada yalan falan yok. Varsa da bunun yolu yordamı var. Tekzip yollarsınız, şu olur, bu olur ama "Yalan yazdın, bunu yayıyorsun" diye gazeteci tutuklamak maalesef Türkiye'ye özgü bir yöntem oldu. Ama ilk günden itibaren arkadaşları İsmail Arı'yı yalnız bırakmadılar. Umarım onun mağduriyeti süresince de bu sürecek ve yine umarım ki en kısa zamanda İsmail Arı tahliye olup tekrar gazetecilik yapmaya devam edecek. Cezaevinden de pekâlâ yapabilir ama esas olarak tabii ki onun dışarıda özgür bir şekilde kaldığı yerden devam etmesi. Buradan kendisine selamlarımı yolluyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
29.03.2026 Siyasetçilerin özel hayatı var mıdır?
29.03.2026 İran savaşı ilk bir ayında bize neler öğretti?
28.03.2026 Trump’ın hükmettiği bir dünyada yaşamak
27.03.2026 Kürt siyasi hareketinde taşlar yerinden oynuyor: “Mekanın sahipleri geliyor”
26.03.2026 Akın Gürlek olayında saflar iyice karıştı
25.03.2026 CHP’nin bağımsız medyaya ihtiyacı var ama işi çok zor
24.03.2026 Fethullahçılar CHP’ye operasyon mu çekiyor?
23.03.2026 Hafta Başı (75): İran savaşında kritik günler | Malvarlığı tartışması sürüyor
23.03.2026 İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık: Prof. Ahmet T. Kuru yeni kitabını anlatıyor
23.03.2026 Behlül Özkan ile söyleşi: Trump Hürmüz Boğazı konusunda niçin çark etti?
29.03.2026 Siyasetçilerin özel hayatı var mıdır?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı