Donald Trump’ın ipi

08.10.2019

8 Ekim 2019’da medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Ankara ne zamandır hesabını yaptığı Fırat’ın doğusuna operasyonun, yani Suriye’de yeni bir askerî harekâtın imkânını Amerikan Başkanı Donald Trump’ın yeşil ışık yakması ile beraber yakalamışa benziyor. Ve Türkiye’de şu anda büyük bir heyecan var, hareketlilik var. Siyasî partilerin büyük bir kısmı, tam anlamıyla olmasa bile tek bir noktada anlaşmış gibi. HDP dışında Meclis’te grubu bulunan partilerin hepsinin bu harekâta destek verdiğini görüyoruz. CHP’de de, en son bugün Kılıçdaroğlu grup toplantısında bunu söyledi. İYİ Parti zaten söylemişti. MHP ve AKP de zaten iktidar koalisyonunun ortakları. Burada tabii ele alınması gereken çok şey var. Ama bunların hepsini zamanla konuşuruz. Belli ki daha uzun bir süre Suriye’yi ve Fırat’ın doğusunu ve buna bağlı olarak da Kürt sorununu konuşmaya devam edeceğiz. Onun için hepsini bir anda konuşmanın çok da fazla bir anlamı yok. Parça parça bakmakta yarar var. Örneğin: Kürtlerin bir kere daha Amerika Birleşik Devletleri tarafından satıldığı meselesi. “Satılma” lâfı ağır bir lâf olabilir; ama bizzat gördüğüm, çok sayıda Amerikalı, Trump karşıtı Amerikalı siyasetçi ve gazeteci bu tabiri kullanıyorlar. Bu olay başlı başına bir yayın konusu, onu daha sonra el almayı düşünüyorum. Ancak Trump’ın kendisine de baktığımız zaman, onun bu eleştirilerden çok ciddi bir şekilde etkilendiğini görüyoruz. 
En son ben bu yayına girmeden önce attığı tweet’lerde –ki belki yayın sırasında da yeni tweet’ler atmıştır–, Kürtleri bu sefer hoş tutmaya çalışıyor. Onları övüyor ve Kürtlere karşı aşırı güç kullanılması ve istenmeyen güç kullanılması halinde Türkiye’yi ve Türkiye ekonomisini yok edeceği, mahvedeceği tehdidini bir kere daha tekrarladı. Daha önce de yapmıştı bunu. Bundan bir önceki tweet’lerinde söylemişti aslında bunu. “Daha önce yaptığım gibi Türkiye ekonomisini mahvederim” demişti. “Daha önce yaptığı gibi” nedir? Rahip Brunson olayında olduğu gibi. Ve son attığı tweet’te de kurlara, yani Türk lirasının dolar karşısındaki durumuna referans vermiş. Resmen Amerikan Başkanı Türkiye ile, Türkiye’nin ekonomik sorunlarıyla ve siyasî stratejik sorunlarıyla Twitter üzerinden oynuyor. Ve şu âna kadar çok cılız birtakım resmî tepkiler dışında çok fazla tepki görmedik. Lâkin şöyle bir husus var: Harekâta destek verenlerden mesela İYİ Parti, Meral Akşener çok sert bir şekilde Trump’ı eleştirdi. Harekâtı daha belli olmadan evvel destekleyen, isteyen Vatan Partisi’nden Doğu Perinçek de doğrudan Trump’ın tweet’ine cevap vererek yaptı bunu. Hatta bildiğim kadarıyla Amerikan Büyükelçiliği önünde de bir protesto yapacaklar. Şimdi ilginç bir durumla karşı karşıyayız. Bir yandan Trump izin verdi diye, ya da onayladı diye, ya da kendi güçlerinin karışmayacağını söyledi diye gerçekleşebilecek bir harekât var. Ve bu anlamda Trump Türkiye’de iktidarın ve iktidara bu konuda destek verenlerin elini kolaylaştırdı. Diğer yandan Trump Türkiye’ye yönelik, Türkiye ekonomisine yönelik ve aslında halkına, toplumuna, herkese yönelik çok aşağılayıcı lâflar ediyor. Burada da ona tepki vererek insanlar hem Trump’ın sağladığı imkânla askerî harekâta soyunurken, hem de Trump’ın hakaretlerine cevap vererek aynı zamanda da anti-Amerikan hatta anti-emperyalist olabiliyorlar. Böyle garip bir durumla karşı karşıyayız. Yani hem Trump sayesinde harekât mümkün, hem Trump sayesinde harekât yaparken aynı zamanda anti-Amerikan ve anti-emperyalist takılmak mümkün. 
Peki bu yayının başlığına koyduğum gibi “Trump’ın ipi”yle böyle bir kuyuya inmek ne derece akıl kârı? Kesinlikle hiçbir şekilde akıl kârı değil. Zaten Trump’ın peş peşe attığı tweet’ler de ona güvenilmeyeceğini, kolay kolay güvenilemeyeceğini gösteriyor. Kaldı ki Amerika Birleşik Devletleri gibi bir süper gücün başkanının dünyayı sosyal medya üzerinden böyle yönetmeye kalkması zaten başlı başına güven verici bir husus değil. Önceki olaylarda görmüştük. Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli olarak Trump’la olan hukukunu öne çıkarttı ve bunu başkalarının kıskandığını söyledi. Başkaları derken herhalde sadece Türkiye’deki rakiplerini değil, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nde Trump’a karşı olan, Trump’ın politikalarını desteklemeyenleri de kastediyordu. Şu anda herkesin değişik değişik şekillerde ifade ettiği gibi, Amerika Birleşik Devletleri’nde çoklu bir devlet yapısı var. Ve Trump kendi tabiri ile “derin devlet”e karşı adımlar atıyor. Ve Suriye konusunda attığı son adım, yani Türkiye’nin önünü açma ve Suriye’den artık elini ayağını çekme adımını da kendisinin başta Pentagon olmak üzere, Savunma Bakanlığı yani ordu olmak üzere, büyük ölçüde Dışişleri Bakanlığı olmak üzere, Amerika’daki müesses nizama rağmen atmış olduğunu biliyoruz. Hatırlanacaktır, daha önce Suriye’den askerleri tam anlamıyla çekeceğini ilan etmişti ve işte bu müesses nizam Trump’ı engellemişti, onu durdurmuştu, geciktirmişti. Ama şimdi Trump bu kararını hayata geçirmişe benziyor. Ve Türkiye’nin bu anlamda önünü açmış durumda. Fakat burada hâlâ Amerika içi dengeler, denge savaşları, iktidar savaşları sürdüğü için, tamamen Trump üzerinden politika geliştirmek –ister Suriye’de ister başka yerlerde olsun, ama özel olarak şu anda Suriye’de– çok akıl kârı olmayabilir. 
Yarın öbür gün Trump içerideki dengeler nedeniyle birtakım attığı adımları diyeceğim, attığı tweet’leri iptal edebilir, yerine yeni tweet’ler atabilir — ki zaten ilk Ankara’nın önünü açtığı tweet’lerin ardından sürekli attığı bütün tweet’ler bunu dengelemeye yönelik. Ve burada da görüyoruz ki Trump aslında içerideki eleştirileri dengelemek için Türkiye’yi ve Ankara’yı ve Erdoğan yönetimini çok kolay bir şekilde gözden çıkarabiliyor ya da onu aşağılamaya yönelik birtakım çıkışlar yapabiliyor. Böyle ilginç bir ortamda gidiyoruz. Ve Trump’ın şu anda azil süreci –ki gerçekleşeceğini sanmıyorum, ancak bu konuda çok ciddi bir şekilde kendisi rahatsız edilmekte– azil süreci yaşayan, içeride ciddi sorunlara muhatap olan Trump’ın Suriye konusunda adım atarken içeriyi çok ciddi bir şekilde gözettiğini ve gözeteceğini hesaba katmak lâzım. Tıpkı Türkiye’de Erdoğan yönetiminin yaptığı gibi, aslında şu anda Suriye’de yapılanlar ya da yapılmak istenenler, Türkiye’de siyasî iktidarın her geçen gün derinleşen krizini bir nebze olsun yatıştırmak için, gidermek için yapılıyor. Bunu her yorumcu –yerli ve yabancı– bir şekilde kabul ediyor. Yani bu harekât için iktidar sözcüleri dahi savaş sözcüğünü kullanabiliyorlar, harekâtın ötesinde, operasyonun ötesinde, savaş diyebiliyorlar. Numan Kurtulmuş en son bunu söyledi, bu savaşı bir anlamda Türkiye’de içeride, özellikle 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde de belgelenmiş olduğu gibi yaşadıkları siyasî krizi aşmak için kullanmak istiyorlar. Ne derece başarılı olur çok emin değilim. Bu tür adımlar genellikle kısa vadede iktidarlara belli bir rahatlama imkânı tanıyabiliyor. Ama orta ve uzun vadede tam tersine daha olumsuz sonuçları beraberinde getirebilir. 
Şu anda yapılan, yapılmak istenen olayın Erdoğan’ın özellikle milliyetçiliğe, Türk milliyetçiliğine doğru yönelişini daha da hızlandırdığı muhakkak. Ve Erdoğan’ın yine bir süredir yaşanan Kürt seçmenle, Kürt tabanla kopuşunu daha da hızlandıracağı da muhakkak. Çok iyi hatırlıyorum, Kobani’nin IŞİD tarafından kuşatılması sırasında Erdoğan’ın attığı ya da atmadığı birtakım adımlar Güneydoğu’da çok ciddi bir şekilde tepkiye yol açmıştı. Erdoğan’ın seçim mitingini hatırlıyorum. Diyarbakır’da gittiğim mitingde kendisini “reisçi” olarak tanımlayan bazı kişilerin buna rağmen, oylarını vermelerine rağmen, Kobani’deki tavrı nedeniyle kendisine çok kırgın olduklarını ifade ettiklerini bizzat bana söylediklerini çok iyi hatırlıyorum. Şu anda Suriye’de Fırat’ın doğusunda yapılmak istenenler Türkiye’de çoğunluğu oluşturan kesimlerin önemli bir bölümünü memnun edebilir. Ancak Türkiye’de çok ciddi bir şekilde burada yaşanabilecek olanlardan endişelenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olduğunu da görmek lâzım. Ve bir siyasî iktidar sadece ve sadece ülkenin çoğunluğunu oluşturanlara sırtını dayayarak varlığını sürdüremez. Çoğunluğun oyu ile belki iktidara gelebilir, ama iktidarın kalıcılığı, iktidarın istikrarı aynı zamanda çoğunluk olmayanların da bir rızası ile mümkün olabilir. Bu rıza noktasında Erdoğan iktidarı Türkiye’de Kürtlerden giderek uzaklaşmakta ve bu onun krizini daha da derinleştirmekte. Ama şu anda gördüğümüz kadarıyla bunu çok fazla umursamayan bir siyasî iktidar var. Ve işin ilginci muhalefet de var. Yani şu anda muhalefet, HDP dışındaki muhalefet de büyük ölçüde bu olayı, yaşanacak olan operasyonu destekleyeceğe benziyorlar. Destekleyeceklerini açıkça dile getirdiler. Tezkere gelecek, tezkere geçecek. Sorunsuz bir şekilde geçecek. Ama bu tezkerenin sonucunda bu yapılacak harekâtların ya da Numan Kurtulmuş’un deyimi ile savaşın, girilecek olan savaşın sonuçlarından bütün bir ülke çok ciddi bir şekilde etkilenecek. Buradan Suriye’de, Suriye’nin kuzeyinde, Fırat’ın doğusunda Türkiye’nin yapacağı bir askerî harekatın orada hayata geçireceği bir güvenli bölge ve diğer hususların kalıcı olabileceğini düşünmek Ortadoğu gerçeklerini inkâr etmekle mümkün olur. Şu anda biliyoruz ki Suriye’de ülkenin büyük bir kısmını kontrol eden bir yönetim var. Bu yönetimin arkasında çok güçlü iki unsur var. Birisi Rusya, birisi İran. Onların sayesinde direkten dönmüş bir yönetim var ve bu yönetim büyük ölçüde kendisini toparlamış durumda. Ve zaten Amerika da, artık Trump yönetimi de işin içerisinden çıktıktan sonra çok daha rahat bir şekilde önünü görebileceğe benziyor. 
Dolayısıyla şu anda Suriye Demokratik Güçleri’ne rağmen yapılacak olan bir operasyon yarın öbür gün Suriye yönetimine karşı sürdürülmek zorunda kalabilir. Ve o aşamada Türkiye’nin önüne yeni sorunlar girecektir. Ve o aşamada herhalde Türkiye’ye en son yardım edecek olan da Trump olacaktır. Çünkü Trump, bakıyoruz, bu tür konulara hiçbir zaman evrensel birtakım değerler şu bu üzerinden, insan hakları, azınlık hakları gibi değerler üzerinden bakmıyor. Demokrasi gibi değerler üzerinden bakmıyor. Tamamen olayı bir para sorununa indirgemiş durumda. Ve Amerikan vergi mükelleflerinin parasını daha fazla bu işlere harcamayacağım diyerek topu bir anlamda Türkiye’nin vergi mükelleflerine atıyor. Burada kastettiğim esas olarak tabii ki IŞİD tutuklularının geleceği hususu. Bunun da nasıl bir saatli bomba olduğunu yeni yeni konuşmaya başladık. İleride onu daha net bir şekilde göreceğiz anlaşılan. Şu âna kadar Amerika Birleşik Devletleri Suriye’deki varlığını IŞİD’le tarif ediyordu. “IŞİD bitti, geride IŞİD’in tutukluları kaldı” noktasına gelmişti. IŞİD’in bitip bitmediği ayrı bir tartışma konusu. Ama IŞİD’in, IŞİD saflarında savaşmış bir kısmı yabancı ülkelerden gelen savaşçılar ve onların ailelerinin durumu bir ölçüde Suriye Demokratik Güçleri’ne ihale edilmişti. Şimdi o ihaleyi Trump onlardan alıp Ankara’ya verdiğini ilan etti. Ve Ankara’dan da bu konuda “Hayır, biz böyle bir yükümlülük almıyoruz” gibi bir açıklama henüz gelmedi. Sadece Cumhurbaşkanı’nın söylediği IŞİD’lilerin sayısının abartıldığı –tabii o IŞİD demiyor, DEAŞ gibi bir ilginç bir tanım kullanıyor–, DEAŞ’lıların sayısının abartıldığını söyledi. Burada da bir kere daha IŞİD hususu da Trump’ın ipiyle ne derece Suriye kuyusuna ya da Kuzey Suriye kuyusuna inilebileceğini bize gösteriyor.
Yeni bir Suriye’de başından itibaren yanlış politikalar, maceralarla savrulan bir iktidara tanık olduk. Ve o iktidara değişik dönemlerde değişik kişiler, çevreler açık destek verdiler. Çok iyi hatırlıyorum, ilk Suriye politikalarının en büyük destekçisi Fethullahçılardı. Bunu birçok kişi unutmuş olabilir, hatırlatmakta ısrarla fayda var. Birçok kişi, Türkiye’nin en önde gelen Amerikancıları destek vermişti. Sonra eleştirmeye başladılar. Türkiye’nin uyguladığı, Suriye’de uygulamaya çalıştığı politikaların hepsinin, dönem dönem sürekli değiştirdiği politikaların hepsinin yanlış çıktığına tanık olduk. Bu sefer doğru bir politikayı tutturduğu iddiasında bir AKP yönetimi, Erdoğan yönetimi var. Ben bu politikanın da yanlış olduğu kanısındayım. Bunun da faturasının ciddi olacağı kanısındayım. Ama şu anda gördüğümüz kadarıyla büyük bir çoğunluk burada bir birlik ve beraberlik havası içerisinde. Güle oynaya denebilir mi bilmiyorum ama büyük bir heyecanla bu harekâta ya da savaşa dahil olmuş durumdalar. Dolayısıyla buna eleştirel bakan benim gibi insanların bu kişilerin botlarının altında çiğnenme ihtimali çok yüksek. Ama değişik dönemlerde, ilk ABD’nin Irak işgalinde olduğu gibi değişik dönemlerde büyük bir çoğunluğun alkışladığı, onayladığı savaş çağrılarına karşı gelmenin mümkün olduğunu gördük, yaşadık, şahsen de yaşadım. Bugün de aynı şekilde bunun yanlış olduğunu söylemek boynumuzun borcu olsun. Ve özel olarak bu yayında Trump’ın ipi ile inilen bu kuyunun, zaten kuyunun kendisi başlı başına bir sorun ama Trump’ın ipinin ayrı bir sorun olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bunu yarın öbür gün yaşananların ışığında tekrar tekrar değerlendiririz. Kimin haklı kimin haksız, kimin öngörülerinin isabetli kimilerini öngörülerinin yanlış olduğunu da hep beraber değerlendiririz. Bu tartışmalara milli hassasiyetler üzerinden, sansür ve ambargo ve kırmızı çizgiler çekmek isteyenler olacaktır. Bunlar hep olmuştur. Burada zaten hep dayatılan, “Ya bizdensin ya onlardan” diye bir şey var. Bizim, insanların böyle durumlarda illâki bir tarafı tutmak zorunda olmadıklarını özellikle vurgulamak lâzım. Burada da sakin bu şekilde Suriye meselesinin ele alınma fırsatının çok ciddi bir şekilde kaçmış olduğunu, kaçırılmakta olduğunu görüp bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak açıkçası bundan rahatsızlık duyduğumu belirtmek istiyorum. 
Bu savaşın, savaş muhabbetinin hengâmesinde geri planda kalan, şu anda Silivri’de süren Gezi davası, Osman Kavala’nın tutuklu yargılandığı dava var. O dava Türkiye için çok önemli bir dava. Onu yakından takip etmek gerekiyor. Bu tür olaylar zaten bizim başka olaylarla ilgilenmemizi de bir anlamda engellemeye de yarıyor, önünü kesmeye de yarıyor. Ama bir kere daha ilk andan itibaren söylediğim temennimi bir kere daha tekrarlamak ve Osman Kavala’nın bir an önce özgürlüğüne kavuşması temennisini tekrar dile getirmek istiyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
12.11.2019 Yeni Atatürkçülük
08.11.2019 Erdoğan’ın Osman Kavala inadının anlamı ve anlamsızlığı
08.11.2019 Diyanet ne işe yarar?
07.11.2019 Ve Erdoğan Beyaz Saray’a gidiyor: Vatan, millet, pragmatizm
06.11.2019 Fethullahçılık ile mücadele: Doğrular ve yanlışlar
05.11.2019 Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ve diğerleri: Gazetecilikten tutuklanmışlardı…
04.11.2019 Erdoğan’ın artık “askeri vesayetle mücadele”ye değil askere ihtiyacı var
02.11.2019 Hürriyet Gazetesi’nde toplu işten çıkarma: Tabuta çakılan son çiviler
31.10.2019 Mustafa Yeneroğlu’nun AKP’den istifasının anlamı
30.10.2019 Türkiye’nin diplomatik olarak yalnızlaşmasının şifresi: “Yok hükmünde”
12.11.2019 Yeni Atatürkçülük
29.10.2019 The Turkish Republic is 96 years old: Do we have freedom, equality and fraternity?
11.10.2019 La Turquie doit-elle craindre DAESH ?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı