CHP’nin bağımsız medyaya ihtiyacı var ama işi çok zor

25.03.2026 medyascope.tv

25 Mart 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler. Ankara'dan iyi sabahlar. Dün Meclis’teydim. Çok sevdiğim bir şey yaptım. Grup toplantılarını izledim ama maalesef DEM Parti'nin grup toplantısı yoktu. MHP ve CHP'yi izledim. Bugün ağırlıkla CHP anlatacağım. Çünkü CHP ile ilgili çok önemli gelişmeler yaşanıyor; Akın Gürlek meselesi özellikle. Ama Devlet Bey'e haksızlık etmeyelim. Kendisinin grup toplantısını baştan sona orada ayakta izlemiş birisi olarak Devlet Bahçeli'nin söylediklerine birazcık değinmek istiyorum ve tabii ki elini sıkıyorum. Her zaman olduğu gibi. Malum ben el sıkınca ortalık karışıyor. Umarım bu sefer karışmaz. Evet, Devlet Bahçeli savaşla ilgili çok konuştu ve çözüm süreci, terörsüz Türkiye ve dedi ki: "Haklı çıktık. Gördünüz, savaş bizim haklı çıktığımızı gösteriyor." dedi. Oradan birtakım notlar aldım. O notları şimdi size izletmek istiyorum. Özellikle süreçle ilgili söylediği boğuntuya getirmemek, aceleye de gitmemek. Onu bir dinleyelim. Sonra devam edelim.

Devlet Bahçeli: "Süreci boğmanın, aceleye getirmenin, tartışmaları alevlendirmenin alemi yoktur. Yola çıktık, inşallah varacağız. Hedef koyduk. İnşallah ulaşacağız. Terörsüz Türkiye dedik. Allah'ın izniyle ve muhakkak surette başaracağız."

Evet, bu önemliydi ama acele edilmemesi meselesi de önemliydi. ‘‘Birtakım demokratik ve hukuki reformlar yapılacak.’’ dedi Bahçeli. Ama bunları acele etmeden yapacağız demeye getirdi. Ve bir başka bölümde de bu olayın, bu sürecin bir spor müsabakası olmadığını söyledi ki ben bunu çok önemsedim. Onu da bir dinleyelim.

Devlet Bahçeli: "Terörsüz Türkiye belirli süreli ve çekişmeli bir spor müsabakası değildir. Bu yüzden mağlup olan ve sahadan boynu eğik çıkacak taraflar da asla olmayacaktır. Terörsüz Türkiye doğaçlama nitelikli tulûat tiyatrosu da değildir. Özünde ve ağırlık merkezinde devlet aklı vardır. Millet ahlakı akla hakimdir. Terörsüz Türkiye mevsimlik bir macera değildir. Zamanlar üstü bakış ve kavrayış özelliğiyle Türk milletinin topyekûn barış ve kardeşlik sancağının altında toplanmasını esas almaktadır."

Bu, kimsenin kaybetmediği bir olay olarak tanımlaması... Maç berabere mi bitecek? Hayır. Anladığım kadarıyla kastettiği, hani o İngilizce "win-win" denen herkesin kazanacağı bir süreç olarak tarif ediyor ve bu anlamıyla da benim bu süreç başladığından beri dile getirmeye çalıştığım yaklaşımın onun tarafından bir müsabaka metaforuyla dile getirilmesi olarak gördüm ve şahsen önemsedim. Son olarak savaşla ilgili Bahçeli, İspanyol Sosyalist Başbakan Pedro Sánchez'i göklere çıkardı. Bunun da muhakkak not edilmesi lazım.

Devlet Bahçeli: "Uluslararası toplum sıcak savaş ortamına tribünden bakmayı terk etmelidir. En azından her ülkenin, buna bazı İslam ülkeleri de dahil, İspanya Başbakanı'nın onurlu, ilkeli ve cesur tavrından ilham almaları, bununla mündemiç hareket etmeleri, insani değerlerin ve devletlerin egemenlik hukukunun savunulması adına tarihi bir mecburiyettir."

Evet. İslam ülkelerine bir Hristiyan diyelim, Müslüman olmayan bir ülkenin sosyalist başbakanını örnek göstermesi. Tabii Türkiye de bu ülkelerin içinde mi? O yok. Erdoğan'ın çabalarını çok takdir ettiğini söyledi. Evet. Şimdi CHP'ye gelelim. CHP önemliydi ama önce Özgür Özel'in konuşmasının içeriğine gelmeden önce bir iki gözlemimi dile getirmek istiyorum. Birincisi; yıllardır izlediğim Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel genel başkanlıklarında CHP grup toplantılarının içerisinde izleyici sayısının en az olduğu, benim izlediklerimde tabii, en az olduğu toplantı diyebilirim. Şaşırdım. Neden olduğunu bilmiyorum; belki bayram ertesi olmasındandır. Ankara dışından çok fazla kişi gelmemişti, o anlaşılıyor. Birinci not bu. İkinci not, Emine Ülker Tarhan'ın CHP'ye geri dönmesi. Şimdi geldi, niye gitmişti? Neden geldi? Bir ara parti de kurmuştu ve kiminle yan yana oturuyordu? Yine parti kurup kapatan Muharrem İnce ile yan yana. Salona da birlikte girdiler. Açıkçası bu ikisi, yani Muharrem İnce ve Emine Ülker Tarhan, CHP'nin dinamizmi ve iktidara yürüyüşüyle ne derece uyumlu? Takdirinize bırakıyorum diyeceğim. Ben bunu çok gerçekçi görmüyorum. Daha gençleşen, genç figürleri ortaya çıkaran bir CHP daha anlamlı olur. Şu ya da bu şekilde parti kurup sonra geri gelenler, hiçbir şey olmamış gibi geri gelebiliyor olmalarının bir anlamı var tabii. Ve insanın aklına şey geliyor. Bir tane daha vardı; eski konsolos Öztürk Yılmaz'dı yanılmıyorsam. Onun da bir partisi var. Herhalde o da niyetleniyordur. CHP'nin işine ne derece yarar, yine ondan da şüpheliyim.
Evet, konuya gelelim. Tabii ki Akın Gürlek ağırlıklı bir konuşmaydı. Yeni belgeler açıkladı. Çok önemli şeyler söyledi. Etkin pişmanlıktan yararlanan Murat Kapkın'ın bunu geri aldığını da söyledi. O ayrı bir bahis. Ama esas olarak Akın Gürlek meselesinde Özgür Özel kendinden çok emin bir şekilde devam ediyor ve "Hodri meydan!" diyor. Güzel ama ortada çok ciddi sorunlar var. Birçok sorun var ama öncelikle bunu Türkiye'ye nasıl anlatacaksınız? Medya; bağımsız bir medyaya ihtiyacı var CHP'nin ve bu medya olmadan siz bunları anlatamazsınız. Sosyal medyada, ana akım medyada, televizyon kanalları, YouTube kanalları vesaire. Şimdi Özgür Özel konuşmasının bir yerinde bu konuya değindi. Çok çarpıcı şeyler söyledi. Onu bir dinleyelim. Sonra benim bugün esas söylemek istediklerime gelelim.

Özgür Özel: ‘‘Basında direnen arkadaşlara şunu söylüyorum. Direndikleri de şu; varıp da bu konuyla ilgili bir mücadele verdikleri yok da bu kendilerini Adalet Bakanlığı'ndan arayan kriminal, her tarafı kirli ilişkilerle dolu kişi arayıp diyor ki gazeteci arkadaşlara, ‘Tarafınızı belli edeceksiniz. Ya bizim ya onların tarafında olacaksınız.’ ‘Bizim’ dediği ‘ya yalana, iftiraya, haysiyet cellatlığına taraf olacaksınız ya da karşımızda olduğunuzu biliriz’ deyip onları tehdit ediyorlar. Bu tehditlere rağmen yine de o haysiyetsize direnenlerin direncini sürdürmeleri en büyük tavsiyemdir. O tehditlerle ya da o tehdidi edenlerle birlikte iş tutanlar; tarihe mesleklerini bir siyasi operasyona alet olan, adalet değil adaletsizliğin dayatıldığı, haklıyı haksızı vicdanında bildiği halde bu baskıya karşı teslim olanların arasında yer alacaklar. Tarih günü gelince hepimizi bir yerlerde yazacak. Elbette kolay değil ama bu haysiyetsizliğe, bu vicdansızlığa teslim olmanın yaptığınız meslekle, bulunduğunuz pozisyonla ve gelecekte kendinizi torunlarınıza, çocuklarınıza izah edebilecek bir pratikle asla ve asla bağlantısı yoktur.’’

Evet, Özgür Özel'in söyledikleri çok doğru. Tarihe nasıl geçmek istiyorsunuz? Çocuklarınızın, torunlarınızın yüzüne bakmak istiyor musunuz? Peki. Gazetecilere bunu söylüyor ama diyor ki: "Kolay olmadığını biliyorum." Hiç kolay değil, gittikçe zorlaşıyor. Şu Akın Gürlek olayıyla birlikte daha da netleşiyor. Yakın zamana kadar muhalif medya diye bilinen birtakım kurumlar bu konuda ayakları frende ya da en azından debriyajda gidiyorlar. Hiç öyle hızlı bir şekilde olaya atılmıyorlar. Bunu biliyoruz. Bu kurumların kimler olduğunu da az buçuk tahmin ediyorsunuz. Bazı gazeteciler de bu konuda zorlanıyor olabilirler. Bana dün Ankara'da bir meslektaşım şunu söyledi: "Önce Alican Uludağ'ı aldılar. Sonra İsmail Arı'yı aldılar. Şimdi sıra kimde?" Neden bunu söylüyor? Ankara gazetecileri daha önce uzun bir süredir alınmıyordu. Alınmıyordu derken gözaltına alınmıyordu. Alican'ı aldılar. Polis adliye muhabirliğinde gerçekten çok önemli bir isim. Sonra İsmail'i aldılar; Birgün gazetesinin hakikaten cevval muhabiri. Sudan sebeplerle aldılar. Neden alındıklarını bile tam bilmiyoruz. Dezenformasyonla Mücadele Yasası gibi bir yasaya dayandırdıklarını da biliyoruz. Ve bu arkadaşlar içeride.
CHP bu yasanın çıkmasını engelleyemedi. Tamam, yeterli şeyi yok ama şimdi siz gazetecilere "Benim yanımda durun." diyorsunuz. Peki, bu gazeteciler neyi nasıl yapacaklar? İşte İsmail'i, eşinin ailesinin yanında, Tokat yanılmıyorsam, orada bayram ziyaretinde aldılar göstere göstere. Ve ne dedi İsmail Arı: ‘‘Kurt kuzuyu yemeyi zaten kafaya koymuş.’’ Yapacak bir şey yoktu. Şu anda gazetecilerin durumu böyle. O kadar kolay ki; bir isim söylesinler, herhangi birisi, o isimle ilgili bir bakan ya da bilmem ne, muhakkak bir şey buluyorlar. Ne bulduklarını açıklama ihtiyacı da hissetmiyorlar. Şimdi olayın bir ayağı bu. İkinci ayağı; bağımsız bir şekilde bu işi yapmaya çalışanlar ekonomik açıdan da çok zorlanıyorlar. Var olan kurumlar çok zor ayakta kalabiliyor ve çalışanlara çok fazla imkan sunamıyorlar vesaire. Bu da işin bir başka tarafı. Reklam alamıyorlar vesaire. Devletin üzerinde çok baskısı var; sürekli cezalar, şunlar bunlar vesaire var.
Ama bir başka husus da şu: CHP gerçekten bağımsız medya istiyor mu? Bence bu soruyu kendilerine sorsunlar. Bir tür hiç eleştiri gelmesin, edilmesin isteniyor. Bunu çok sık görmeye başladım şahsen ben. Bu beni rahatsız ediyor. Hep vardı, şimdi daha fazla rahatsız ediyor. CHP için, bakıyorsunuz insanlar en ufak bir şeyde kızıyorlar, alınıyorlar; şu oluyor, bu oluyor. Çok örnek şahsen yaşamadım ama yaşayan benden genç meslektaşlarım var. Onlara yapılan, bazı yöneticilerin — Özgür Özel değil kesinlikle, onu söyleyeyim — birtakım üslupları vesaireler falan. Bir bu. Bir diğer husus da tabii son dönemde yaşadığımız, dünkü yayında da dile getirdiğim, en ufak bir şeyde CHP tabanı diye tanımlanabilecek taban gazetecileri kurşuna diziyor. "Vay korkaklar!" diyor, şu diyor, bu diyor. "Şunu nasıl yapıyorsunuz? Bunu nasıl yapıyorsunuz? Bunu böyle nasıl söylersiniz? Şunu niye çıkartırsınız yayına? Şununla niye röportaj yaparsınız?" diye sizi dar bir alana hapsetmek istiyorlar.
Peki, böyle bir durumda bağımsız medya nasıl olacak? Bağımsız medyanın şartı herkese karşı bağımsız olmak, herkese karşı mesafeli olmak. Herkesle kurduğunuz mesafe aynı olmayabilir her biriyle. Ama bu mesleğin esas ilkesi mesafedir. CHP evet, çok zor bir süreçten geçiyor 19 Mart'tan bu yana. Çok önemli birtakım haber değeri taşıyan şeyler paylaşıyorlar; son Akın Gürlek olayında olduğu gibi. Ama o kadar imkanı olan bir parti olarak bu konuda mesela kendi sosyal medyalarını, sosyal medya faaliyetlerini biraz geliştirsinler, etsinler. Bu insanlara "Arkadaşlar işiniz zor biliyoruz ama çocuklarınızın yüzüne bakmak için bu haberleri yapmalısınız." diyorsunuz; ondan sonra haberi yaparken bir gazeteci bir detay ekliyor habere, "Vay efendim sen o detayı nasıl eklersin!" diye senin taraftarlarından bazıları onun üzerine çullanıyor. O zaman diyorsunuz ki: "Arkadaşlar bir dakika, niye bunu yapıyorsunuz?" Bu sefer de diyorlar ki: "Ya onlar bizimkiler değil, onlar FETÖ'cü." falan. Böyle acayip bir şey.
Burada bir sorun var. Bu sorun çözülür mü, sanmıyorum. Umarım çözülür. CHP eğer hakikaten bir şey yapmak istiyorsa, bağımsız medyanın varlığının teminatı olabilecek birtakım düzenlemeleri, özellikle Meclis’te yapmalı. Hapse giren arkadaşlarımızı ziyarete giden CHP milletvekilleri var. Özellikle eski meslektaşımız Utku Çakırözer, Allah için hep bu konuyu dert edinmiş bir durumda. Bunların hepsi önemli şeyler ama gazetecilerin içeri girmemesi için daha fazla çabalamaları lazım. Milletvekillerinin dokunulmazlığı var, bizim yok. Bunu bir yere not edelim. Umarım ne demek istediğim anlaşılmıştır. Tabii buradan hareketle yine "Vay efendim işte siz bilmem ne yapmıyorsunuz, korkuyorsunuz morkuyorsunuz." diyenler çıkacaktır. Kimsenin bir şeyden korktuğu yok. Kimse diğerlerinden daha az cesur falan değil. Ama işin rasyonalitesini de hesaba lütfen katın. Yoksa insanlar gazeteci olmaz. Mesleği bırakan çok arkadaşımız var. Ekonomik nedenlerle bırakanlar var özellikle ama bu tür stresle yaşamak istemeyenler de var. Bu çok insani bir durum. Evet, çok uzattım. Bu en uzun yayınlardan birisi olabilir.
Ve ithafımıza gelelim. İthafımız Charlie Chaplin, Şarlo. "Nereden aklına geldi Şarlo?" diyeceksiniz. Dün ben Kızılay'da bir şey gördüm; altın kuyruğu gördüm. Altın kuyruğunun fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaştım. Birisi hemen bana Şarlo'nun ‘‘Altına Hücum’’ filminin afişini yolladı. Ve dedim ki: "Ben Şarlo'yu çok geciktirdim." Şimdi Türkiye'de de madem altına hücum var, Şarlo'yu konuşmak zamanı. Charlie Chaplin, Amerika'da esas olarak iş yapmış ama bir İngiliz, yoksul bir ailenin çocuğu. 1889'da Londra'nın kenar mahallesinde doğuyor. Amerika'ya gidiyor genç yaşta ve orada sessiz kısa filmlerde oynuyor. Şarlo tiplemesini yaratıyor ve ondan sonra alıp başını gidiyor. Bayağı dünya çapında bir ün sahibi oluyor. Komedi ama onun komedileri çok ciddi.
‘‘Modern Zamanlar’’ (Asri Zamanlar); şu fotoğraf, o zamanın teknik olanaklarına rağmen çok yaratıcı işler yapmış bir isim. Evet, ‘‘Asri Zamanlar’’. ‘‘Asri Zamanlar’’ için ‘‘komünizm propagandası’’ dediler ve Şarlo'ya Amerika'da oturma izni vermediler, öyle bir şey ve ülkeyi terk edip İsviçre'ye yerleşti Charlie Chaplin. Bir diğer özelliği de kendinden yaşça çok küçük kadınlarla evlenmesi. Evleniyor, boşanıyor, yeniden evleniyor. Bunu da bahane etmişlerdi. Ama Charlie Chaplin dünyanın gelmiş geçmiş herhalde en büyük komedyeni; sinemada en azından en büyük komedyeni. O kadar çok filmi var ki: ‘‘Şehir Işıkları’’ var, ‘‘Sirk’’ var, başka ne vardı düşünüyorum... ‘‘Büyük Diktatör’’. Evet, ‘‘Büyük Diktatör’’. Yani o tarihte, bunun tarihini de söyleyelim ki tam olsun, zor bir zamanda bunu yapmış. Bakıyorum, ‘‘Büyük Diktatör’’ 1940; daha savaş sürüyor. Şarlo İsviçre'de uyurken hayatını kaybediyor. 1977 yılında, 88 yaşında.
Hâla Türkiye'de de başka yerlerde de vardır; insanlar ‘‘altına hücum ediyor’’ ve ona baktığınız zaman bir komedi filmi gibi görmüyorsunuz. Kızılay'daki o fotoğraf, o görüntü acı bir olaydı. İnsanların elinde öyle çok büyük paralar yok. Sıradan insanlar ama az da olsa birikimlerini değerlendirmek için altına koşuyorlar. Ama bugün yükseleceğini düşündükleri altın yarın öbür gün tekrar pekâlâ düşebilir ve ondan sonra da nice hayat mahvolabilir. Evet, çok uzattım farkındayım ama burası Ankara. Ankara'dan anlatacak çok şey vardı. Yarın da devam edeceğim. Esas AK Parti grubu olacak diye geldim ama anladığım kadarıyla Erdoğan'ın bir işi çıktığı için grup ertelenmiş deniyor. Büyük bir ihtimalle olmayacak ve ben de o ikinci linçten bu sayede kurtulmuş olacağım diyeyim. Çünkü Erdoğan'ı görsem ve imkanım olsa herhalde yine elimi uzatırdım elini sıkmak için ve FETÖ'cü hesaplar, ‘‘FETÖcüler’’ de beni linç ederlerdi. İyi, yırttık sayılır. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
29.03.2026 Siyasetçilerin özel hayatı var mıdır?
29.03.2026 İran savaşı ilk bir ayında bize neler öğretti?
28.03.2026 Trump’ın hükmettiği bir dünyada yaşamak
27.03.2026 Kürt siyasi hareketinde taşlar yerinden oynuyor: “Mekanın sahipleri geliyor”
26.03.2026 Akın Gürlek olayında saflar iyice karıştı
25.03.2026 CHP’nin bağımsız medyaya ihtiyacı var ama işi çok zor
24.03.2026 Fethullahçılar CHP’ye operasyon mu çekiyor?
23.03.2026 Hafta Başı (75): İran savaşında kritik günler | Malvarlığı tartışması sürüyor
23.03.2026 İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık: Prof. Ahmet T. Kuru yeni kitabını anlatıyor
23.03.2026 Behlül Özkan ile söyleşi: Trump Hürmüz Boğazı konusunda niçin çark etti?
29.03.2026 Siyasetçilerin özel hayatı var mıdır?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı