Bahçeli’nin rahatsızlığının nedenleri

11.06.2019 medyascope.tv

11 Haziran 2019’da medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Devlet Bahçeli’den söz etmek istiyorum, dünkü tweet’lerinden — zaten uzun zamandır siyaseti büyük ölçüde Twitter üzerinden yapıyor, bir nevi bu anlamda Amerikan Başkanı Trump’a benziyor. O tweet’lere biraz değinmek istiyorum. O tweet’ler gerçekten birçok açıdan anlamlıydı; siyasî anlamları da var, ama kişisel yönleri de olduğunu düşünüyorum. Devlet Bahçeli’nin bu tür bazı konularda çok hassas olduğunu, tepki vermeden durmadığını bir gazeteci olarak biliyorum. Bu arada, Ankara’daki meslektaşlarımızdan Devlet Bey’in Meclis’te görüşülmekte olan yeni askerlik yasasıyla ilgili görüşmeleri izlemek için genel kurula gideceğini söylediler, belki de şu anda salondadır. Normal şartlarda beklenen bir şey değil; ancak buradan şu sonuç çıkıyor ya da şu akıl yürütme var: Muhtemelen genel kurulun girişinde ya da çıkışında gazetecilerin sorularını cevaplayacak. Bu, siyasetçilerin, özellikle liderlerin çok yaptıkları bir şeydir. Gazetecilere birtakım mesajlar vermek istediklerinde, Meclis’in, Meclis Genel Kurulu’nun ya da grup toplantılarının girişini veya çıkışını kullanırlar. Bakalım, birazdan belki de Devlet Bahçeli’nin gazetecilere yaptığı görüntülü ve sesli yeni birtakım açıklamalar da önümüzde pekâlâ düşebilir, şaşırtıcı olmaz. 
Attığı tweet’ler üç bölümde ele alınabilir:
Birinci bölümünde: Cumhur İttifakı’na bağlılığını, kararlılığını ve Cumhur İttifakı’nın 23 Haziran’da kazanacağına inancını dile getiriyor. Burada özellikle MHP’nin İstanbul seçimlerinde aktif bir şekilde çalışmadığına; Bahçeli’nin ilk başta söylediği gibi İstanbul’da kamp kurmadığından hareketle yapılan birtakım değerlendirmelere, yorumlara ve iddialara cevap veriyor. Çok kızmış belli ki buna; “Gözleri olup görmeyenler” diyor bu kişilere, “hakkımızı teslim edemezler. Biz gerçekten çalışıyoruz; zaten seçimi kazanarak da –Binali Yıldırım’ın kazanmasını kastediyor– onları mahçup edeceğiz” diyor. 
İkinci bölümündeyse: Bu pazar günü yapılacak olan tartışmanın İsmail Küçükkaya tarafından yönetilecek olmasına çok kızmış Devlet Bahçeli; belli ki bu konuda öfkeli. Bizzat İsmail Küçükkaya’ya ve onun kurumu olan FOX TV‘ye yönelik sert sözleri var. İsmail’e zaten “sözde gazeteci” diyor, o başlı başına yeter. Şunu hatırlıyorum: Yanılmıyorsam 2015 Haziran seçimleri öncesinde, Anadolu’da, Yozgat’ta Devlet Bahçeli’yi izleyen gazetecilerden birisiydim. O sırada Habertürk‘te çalışıyordum. FOX TV‘nin İstanbul’dan genel yayın yönetmeni, Ankara’dan Ankara temsilcisi gelmişlerdi Yozgat’a araçlarıyla ve Devlet Bahçeli’yi seçim öncesi ekrana çıkartmak için ikna etmeye gelmişlerdi. Çünkü bütün liderleri çıkartmaya çalışıyorlardı ve Devlet Bahçeli’yi muhakkak çıkartmak istiyorlardı; ama orada da olmadı, ikna edemediler. Devlet Bahçeli kendilerine kaba tabirle çok fazla yüz vermedi. Belli ki FOX TV‘ye öteden beri mesafesi var. İsmail Küçükkaya’ya mesafesi var — mesafe de değil; artık bayağı sert, hani elimde imkân olsa onu medyadan atacak herhalde, anlaşılan, öyle bir şeyi var. Buna karşılık Didem Arslan Yılmaz’ın istiyor, bunun altını ısrarla çiziyor, birkaç kere söylüyor. Muhtemelen Devlet Bahçeli bu tartışma olayı ortaya atıldığı andan itibaren de bir şekilde Didem’in adını dile getirmiş olsa gerek. Ona rağmen “böyle birisi”nin –“böyle birisi” derken: İsmail Küçükkaya’nın– gösterilmiş olmasına çok öfkelenmiş. Ama –birazdan geleceğim– zaten yayın FOX TV‘de yapılmayacak, ama İsmail Küçükkaya’nın kurumu FOX TV olduğu için onları beraber eleştiriyor. Onun ötesinde bu kişiye ve kuruma yönelik öfkenin, rahatsızlığın ötesinde birtakım rahatsızlıklar olduğu kanısındayım, onu en sonunda dile getirmek istiyorum.
Tweet’lerinin üçüncü bölümünde Bahçeli millî beka meselesinin tekrar altını çiziyor. Bunun altını çizmesinin nedeni nedir? 31 Mart öncesi Tayyip Erdoğan da bütün seçimi beka üzerine kurmuştu; Devlet Bahçeli’yle beraber çok sert bir kampanya yürüttüler, negatif bir kampanya yürüttüler. Daha sonra 23 Haziran kampanyasında AKP’nin çizgi değiştirdiğini, 180 derece çizgi değiştirdiğini gördük ve beka unutuldu, rakipleri “zillet” olarak tanımlamak unutuldu; bunun yerine herkesi sevme iddiası ve sadece İstanbul ve İstanbul’un sorunlarını tartışma iddiası öne çıkarıldı ve bu yüzden de MHP açığa düşürüldü, Bahçeli yalnız bırakıldı. Her ne kadar Bahçeli aktif bir şekilde kampanya yürütmese de bunun bir rahatsızlığı olduğu muhakkak. Hatta iddiaya göre Bahçeli’nin İstanbul’a gelmemesi AKP tarafından telkin edildi. 
Buradaki husus tabii niçin Bahçeli İstanbul’a gelmesin? Çok yazan, çizen oldu, çok dile getirildi, tekrarlamak lâzım: Kürt oylarını almak, HDP seçmeninin oylarını almak için. Yani MHP’den Binali Yıldırım’a oylar zaten geliyor, ama bunlar yetmiyor. Kazanmak için oy kullanmamış ya da geçen seçimde İmamoğlu’na oy kullanmış HDP seçmeninin bir kısmını çekmek lâzım düşüncesi var ve Binali Yıldırım’ın Diyarbakır ziyaretini de bu bağlamda değerlendirmek lâzım. Orada ettiği “Kürdistan” sözcüğü Bahçeli’yi çok kızdırmış, yanına bir de “Lazistan” ekliyor — bir Laz olarak Lazistan lafını ne zaman duysam bir acayip olurum, hiçbir zaman olmamış bir yer, en azından Cumhuriyet tarihinde. “Kürdistan ve Lazistan yoktur. Bundan sonra da olmayacaktır, sevdamızdan ödün vermedik” diyor. Bu aslında Binali Yıldırım’a yönelik bir sitem, hatta kızgınlık diyebiliriz. “Suskunluğumuzu yanlışa yoranlar, olgunluğumuzu ve sağduyumuzu tersten okuyanlar” diye 23 Haziran kampanyasında MHP’nin ve Bahçeli’nin olmaması eleştirilerine, lâf edenlere cevap veriyor. 
Şimdi bu tweet’leri neden attı? Bu sabah Kadri Gürsel Medyascope’taydı, haftalık Yorum- Kadri Gürsel programını yaptı. Kadri ile sohbet ederken tabii konu Bahçeli’ye geldi ve ilginç bir şey söyledi Kadri, dedi ki: “Dün ben Ayşenur Arslan’ın Halk TV’deki “Medya Mahallesi”ndeydim. Orada konuşulan konulardan birisi de Bahçeli’nin ortada gözükmemesiydi ve ben de orada Bahçeli’nin uzun zamandan beri tweet atmadığını söyledim. O arada Ayşenur Arslan, medyada çıkmış –Yeniçağ’da, yanılmıyorsam– bazı yayınlardan alıntılar yaptı. O da Bahçeli’nin İstanbul’da gözükmemesinin AKP’nin telkiniyle olduğunu, haberlerden dolayı aktardı ve bence Devlet Bey bundan etkilenmiş olabilir”. Şimdi ilk başta çok tuhaf gelebilir, ama bilen birisi olarak, bunun pekâlâ olabileceği kanısındayım; çünkü Devlet Bey gerçekten çok sıkı bir televizyon izleyicisidir. Biz Mirgün’le NTV’de “Yazı İşleri”ni yaparken, sabahları en sâdık izleyicilerimizden birisi olduğunu biliyorum. Onu da nereden biliyorum? Bir keresinde hoşuna giden bir yorumumuz olduğunda, değerlendirmemiz olduğunda bizzat beni arayıp teşekkür etmişti, onu biliyorum. Bazen de hoşuna gitmeyen yorumlar yaptığımızda bize kızdığını da –özellikle de danışmanlarından, kendisi doğrudan söylemez böyle şeyleri– yakın çevresindeki isimlerden biliyorum. Dolayısıyla Devlet Bahçeli’nin Ayşenur Arslan’ın Medya Mahallesi’ni seyrediyor olması şaşırtmaz. Orada gördüğü birtakım eleştiriler üzerine bu tweet’leri atmış olma ihtimalini de çok ciddiye alıyorum. Bunu yapabilir, çünkü değişik örneklerini gördük. Bahçeli, medyayı olduğundan çok daha fazla önemseyen bir siyasetçi. O anlamda eski tarz bir siyasetçi diyelim; bunu çok önemsiyor ve böyle bir tepki vermese rahatsız oluyor, kendisine ve partisine yönelik eleştirilerden rahatsız oluyor. Kimden gelirse gelsin diyelim; ama hele bu kişi, çok izlenen bir programsa, çok izlenen bir yerse ve bilinen bir gazeteciyse, ânında cevap verme ihtiyacı hissedebiliyor. Ama bunun da ötesinde şöyle bir husus olduğu kanısındayım — özellikle Kürdistan mevzuuna değindiği kısım bunu gösteriyor: Artık Cumhur İttifakı’nın yolları ayrılıyor gibi bir intiba var. Kimileri bunu İstanbul’u kazanmak için geçici bir strateji değişikliği olarak yorumlayabilir — yani beka meselesinden vazgeçmek, Kürtlere şirin gözükmek için dili değiştirmek, üslûbu değiştirmek, hatta “Kürdistan” bile demek, ki bir öncekinde, biliyoruz, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kürdistan diyenler çok meraklıysa Irak’a gitsin” diyerek birkaç kez saldırmıştı insanlara. Şimdi Binali Yıldırım’ın ağzından aynı “Kürdistan” lâfı çıkıyor. Burada bir rahatsızlık olduğunu, Cumhur İttifakı’nın geleceğinin belirsizliği konusunda Bahçeli’nin rahatsız olduğunu düşünüyorum — bu benim değerlendirmem. Çünkü belli bir aşamadan sonra, 31 Mart seçimleri bize Cumhur İttifakı’nın aslında çok da başarılı bir proje olmadığını ya da artık mîâdının dolmakta olduğunu gösterdi. MHP’nin Adana ve Mersin’i kaybetmiş olması da bunun en çarpıcı örneklerinden birisiydi. Cumhur İttifakı da orada yaramadı kazanmasına — onu bir kayda düşmek lâzım. 
Bir diğer husus İstanbul seçimleri. İstanbul seçimlerinin tekrarlanmasını belki de Erdoğan’dan çok Bahçeli istedi; bunu ısrarla vurguladı ve bu konuda çok konuştu. Anladığım kadarıyla da İstanbul seçimleri konusunda her ne kadar girişte, “Kazanacağız ve herkese cevabını vereceğiz” minvalinde sözler söylese de –bu benim akıl yürütmem–, özellikle medya düellosu hakkında bu kadar sert çıkması, sanki yarın öbür gün seçim sonuçları Binali Yıldırım aleyhine ortaya çıkarsa bunu bir şekilde bu düelloya da bağlayabileceği düşüncesine sevk etti. Yani şöyle denebilir: Bugün bu çıkışı yapan Bahçeli –belki de şu anda Meclis’te başka şeyler de söyleyecek olan Bahçeli–, 23 Haziran seçimlerinde bir mağlubiyetin, yeniden bir mağlubiyetin –ki bu ikinci mağlubiyet artık çok daha vurucu ve sert olacaktır– bunun sorumluluğunu çok fazla almak istemiyor anlaşıldığı kadarıyla. Bir yandan “Biz yokuz diyorlar, halbuki biz varız, elimizden geldiği kadar çalışıyoruz” diyor ama bir diğer yandan da İsmail Küçükkaya’nın seçiminden ve Kürdistan gibi şeylerin telaffuzundan hareketle, bir şekilde AKP, Binali Yıldırım ve AKP yönetimiyle arasına mesafe koyuyor, böyle ilginç bir durumla karşı karşıyayız. 
Buradan ne çıkar? Önümüzdeki günlerde özellikle 23 Haziran’da çıkacak sonucun ışığında, 23 Haziran’da yeniden bir yenilgi yaşanması halinde, Cumhur İttifakı’nın geleceğinin çok da parlak olmayacağı sonucu çıkar ve Bahçeli’nin buna kendisini ve partisini şimdiden hazırlamaya başladığı sonucu çıkar. Ama yayın boyunca söylediğim gibi bu olayı, bu tweet’leri sadece birtakım siyasî açılardan izlemek, değerlendirmek yanlış olur. Devlet Bahçeli’nin kendisinin kişisel özelliklerini de –ki değinmeye çalıştım, özellikle medya konusundaki aşırı hassasiyeti başta olmak üzere– irtibatlandırmak lâzım. Sonuç olarak Devlet Bahçeli, gerçekten nev’i şahsına münhasır bir isim ve bir siyasetçi; tam etkisinin kırıldığı, partisinin liderliğini kaybettiği ve ardından siyaset sahnesinden –ki bu arada çok ciddi bir ameliyat geçirmişti– yok olacağı zannedilirken ya da etkisinin eriyeceği sanılırken, Türkiye’nin iktidarının çok önemli bir ortağı oldu. Fiilen ülkeyi onun yönettiği söylenemez tabii ki; ama onun fikirlerinin, onun düşüncelerinin AKP iktidarının, daha doğrusu Erdoğan iktidarının son yıllarına damgasını bastığını kabul etmek lâzım. Bu anlamda bu kadar az güçle bu kadar büyük bir etkiyi sağladığı için de kendisini açıkçası takdir etmek lâzım. Yani Erdoğan’ın zayıflığını ve zaaflarını, ihtiyaçlarını çok iyi değerlendirdi ve oy oranının çok ötesinde devlette bir yer edindi. O çok ünlü slogan “Devletin başına Devlet geçecek” sloganı kısmen de olsa gerçekleşti. Bu, Bahçeli’nin bir şekilde görünen ve görünmeyen manevraları sayesinde oldu. Ne zamandır sessiz kalan Bahçeli’nin şimdi böyle gürül gürül tekrar ortaya çıkmasını da yeni bir manevra arayışı olarak görmek gerekiyor. 
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
02.12.2019 Fethullahçıların yerini Menzil mi aldı?
29.11.2019 AKP iktidarında Türkiye’de İslamiyet’in durumu
28.11.2019 Ali Babacan mı, Ekrem İmamoğlu mu?
27.11.2019 Ali Babacan kime, nasıl sesleniyor?
26.11.2019 FETÖ operasyonları hiç bitmeyecek mi?
25.11.2019 Külliyedeki CHP’li olayı: Yepyeni Türkiye, epeski muhalefet
22.11.2019 Erdoğan başkanlık sisteminden vazgeçer mi?
21.11.2019 Külliye’deki CHP’li
20.11.2019 HDP’de sine-i millet tartışması
20.11.2019 Transatlantik: Erdoğan-Trump görüşmesi, İran’da protestolar & Fransa ile Almanya arasında NATO anlaşmazlığı
02.12.2019 Fethullahçıların yerini Menzil mi aldı?
08.11.2019 The meaning and meaninglessness of Erdoğan’s stubbornness towards Osman Kavala
17.10.2019 L’Opération Source de Paix: L’internationalisation de la question Kurde
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı