Azerbaycan, Türkiye ile başörtüsü krizini niçin tırmandırıyor?

22.10.2026 medyascope.tv

22 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Azerbaycan'da ne zamandır süren bir başörtüsü krizi var, sorunu var. Okullarda başörtüsünün yasaklandığını, yasaklanmak istendiğini biliyoruz ve kısmi de bir direniş var. Ve orada Aliyev yönetimi bunu bir tür dini radikalizmle mücadele iddiasıyla yapıyor. Ve bu olay tabii ki Türkiye'de de yakından takip ediliyor. Ben buna değinmeyi hep düşündüm ama Türkiye'nin yoğun gündemi nedeniyle bir türlü fırsat olmadı. Halbuki bunun üzerine söylenecek çok husus var. Ama dün son bir haberle artık bu konuyu ele almadan olmaz diye düşündüm. Ne oldu? Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı 31 kişilik bir liste hazırladı. Dedi ki, ‘‘Bu kişiler dini radikalizmi övdükleri vesaire yaptıkları için Azerbaycan topraklarına girmeleri yasaklanmıştır’’ dedi.
İsimlerin içerisinde tabii ki en çarpıcısı Fatih Erbakan, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı var. Ömer Faruk Gergerlioğlu var, DEM Parti Milletvekili, eski MAZLUMDER Başkanı. Birtakım İslamcı şahsiyetler; Adem Özköse, İsmail Kılıçarslan, Yusuf Kaplan, Mehmet Boynukalın gibi isimler var. Bir de ne alaka dediğimiz Ahmet Çakar, eski hakem ve futbol yorumcusu. Hatta o da sosyal medyada ‘‘ya ben size ne yaptım?’’ diye sordu. Öyle de bir husus. İlginç... 31 kişi şu anda. Ama bunun hemen öncesinde de 7 kişi hakkında, yine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 7 kişi hakkında arama kararı çıkarılmıştı uluslararası. Bunlardan birisi Haksöz dergisinin sahibi olan Rıdvan Kaya, Türkiye'de İslami hareketin en öne çıkan isimlerinden birisidir, AK Parti dışındaki İslami hareketin. Zekeriya Ceran var, Köklü Değişim dergisi. Bu aslında Hizb-ut Tahrir'in Türkiye'deki yayın organı. Herhalde Hizb-ut Tahrir'in Azerbaycan'da da kolu vardır. O çünkü küresel bir güç. Bir de Fatih Tezcan denen o garip kişi diyelim hadi. 7 kişi. Diğerlerinin adını duymamıştım.
Niye böyle oluyor? Şimdi açıkçası Ankara bu topa girmek istemedi. Çok korktu. Çünkü Azerbaycan'la Türkiye arasında hep o söylenen ‘‘tek millet iki devlet’’ ya da ‘‘bir millet iki devlet’’ yaklaşımı var. Ve Erdoğan, Aliyev'le ilişkisine çok önem veriyor. Değişik vesilelerle birbirlerini ziyaret ediyorlar. Özellikle Karabağ döneminde Ankara çok aktif bir şekilde Azerbaycan'a destek verdi ve iki ülke arasındaki ilişkiler her geçen gün daha fazla stratejik bir hâl aldı, iyi gidiyordu. Ama ortada çok ciddi bir sorun vardı ve hâlâ var. Azerbaycan aynı zamanda İsrail'in çok yakın dostu. Aleni bir şekilde, böyle örtülü falan değil. Bazı İslam ülkeleri İsrail'le daha örtülü ilişkiler kurarlar. Azerbaycan hiç öyle değil, göstere göstere bunu yapıyor ve öteden beri de hep aynı soru gündemde oldu. Yani Ankara nasıl İsrail'e bu yakınlığına rağmen Bakü ile böyle iyi ilişkiler ve geliştirerek stratejik ilişkiler kurabilir? Bu soru hep vardı ve başörtüsü meselesi patladığı zaman gerçekten Ankara için çok zor bir durum oldu. Hani ne denir? Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık meselesi. Sessiz kalsa kendi kamuoyu, sesini çıkarsa Azerbaycan'la ilişkiler...
Ve sessizliği tercih etti Erdoğan ya da AKP yönetimi diyelim. Görmezden gelmeye çalıştı. ‘‘Nasıl olsa tabandan çok da fazla bir şey çıkmaz’’ diye düşündü. Ki daha önceki olaylarda bunu biliyoruz. Mısır, Suudi Arabistan gibi ülkelerle yaşanan gerilimlerde Erdoğan gerilimi yükseltince toplumsal tepki yükseliyordu. O azaltınca toplumsal tepki de azalıyordu. Mesela Sisi, Rabia meselesi. Rabia meselesi bir sembol hâline geldi. 2019 seçiminde ne demişti İstanbul'da, Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu arasında? "Bakalım Binali Bey'i mi seçeceksiniz yoksa Sisi'yi mi?" demişti. Sisi, Ekrem İmamoğlu oluyor. Ama sonra Sisi ile gitti, görüştü ve sürekli değişik kereler de fotoğraf verdi ve Mısır'la ilişkileri hızla toparlamaya çalışıyor. Ve başta Sisi'ye karşı mücadelesinde Erdoğan'a destek veren ya da aynı sıralarda Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman'a karşı mücadelesine destek veren o taban bu olaylar üzerine suskunluğu tercih etti. Ve burada da öyle umuldu. Ama birtakım sesler çıktı. O kadarını engelleyemediler. Mesela Rıdvan Kaya diyelim ki zaten AK Parti iktidarının tam içinde olan bir İslami yapılanma değil, iktidar karşıtı da değil ama onlar mesela kendilerini özgür hissedip bunu söyleyebildiler. Hizb-ut Tahrir’ciler söyledi, başka birkaç kişi daha söyledi ama AK Parti tabanından güçlü bir şekilde onların kontrol ettiği vakıflar, şunlar bunlar, cemaatler bir seferberlik içerisine girmediler.
Halbuki girmeleri beklenirdi çünkü Türkiye'deki İslami anlatının temeli son dönemde bir başörtüsü sorunu ve başörtüsü mücadelesi üzerine kurulu. Hâlâ Türkiye'deki birçok despotik uygulamayı, şunu bunu, geçmişteki başörtüsü zulmü ile meşrulaştırmaya çalışan bir iktidar var. Yani başörtüsü meselesi, yasağı meselesi bu hareketin tabanının en hassas, en gözde konusu. Ama Azerbaycan konusunda bunu pekâlâ görmezden gelebiliyorlar ya da kafalarını başka yere çevirebiliyorlar. Arada çıkan çatlak sesler o kadar da önemli olmaması gerekirdi fakat Bakü bunları haddinden fazla önemser bir pozisyon aldı. Sürekli olarak, özellikle Azerbaycan medyasında, başka yerlerde sürekli olarak Türkiye'deki bu aslında zayıf olan seslere karşı bunları çok önemseyen bir tür Azerbaycan iç işlerine müdahale, şu bu, hatta birtakım Türkiye'nin Azerbaycan'da darbe yapmak istediği gibi abes iddialara kadar bu iş vardırıldı. Buna karşılık Erdoğan kendisi bu konuya bildiğim kadarıyla hiç girmedi ama Parti Sözcüsü Ömer Çelik önce başlarda çıkıp çok net bir şekilde "Azerbaycan'la dostluğumuza kimse gölge düşüremez" minvalinde bir açıklama yaparak tabana "Sessiz kalın" işareti verdi. Geçen gün de Binali Yıldırım kalktı, aynı şekilde orada yaşanan meselelerle başörtü meselesinin Ankara'nın gündeminde olmadığını bir şekilde söylemeye çalıştı. Fakat bu peş peşe gelen yakalama kararları, ülkeye giriş yasakları vesaire Bakü'nün bu konuda çok ısrarcı olduğunu bize gösteriyor.
Yani şimdi ne bekliyor diyelim ki Azerbaycan yönetimi? Bu adını verdiği kişilerin Türkiye'de yargılanmasını mı bekliyor? Böyle bir şey olmaz herhalde. Olmaz herhalde diyorum çünkü Türkiye'de nelerden insanlar nasıl yargılanıyor. Bunların bir şekilde siyasi iktidar tarafından kulağının çekilmesini istiyor olabilir. Ama özellikle fon krizinden sonra AK Parti tabanında, özellikle de İslamcı geçmişten gelenlerde bir homurdanmalar başladı biliyorsunuz. Bu konuda yüksek sesle uyarılarda bulunan, eleştirilerde bulunanlar oldu. Şimdi o karambolün içerisinde Azerbaycan meselesine de pekâlâ lâf etmeye cesaret edebiliyorlar. Cesaret diyorum bunu bilerek kullanıyorum çünkü bu tür çıkışların bir iktidar yanlısı kanalda Aliyev yönetimini eleştirmek ya da gazetede bu konuda yazı yazmak ya da tweet atmak vesaire bunların yakından takip edildiğini herhalde biliyorlardır ki bu yapılan şeyler, Bakü'den yapılan bu peş peşe gelen açıklamalar, isim verilerek yapılan açıklamalar her şeyin takip edildiğini bize gösteriyor.
Sonuçta olayın bir İsrail boyutu olduğu kesin. Bunu İsrail ne şekilde etkiliyor bilemiyorum. Olayın bir İran boyutu olduğu da kesin. İran'la Azerbaycan arasındaki tarihsel meselenin de olduğu kesin çünkü çok ciddi bir şekilde İran'da yaşayan Azerbaycanlılar var. Azerbaycan'da çok sayıda Şii Caferi var ve karşılıklı bir denge arayışı ama her an çıkabilecek birtakım problemler var ve Türkiye'de burada İran'la yaşanan mezhep üzerinden akrabalık, Türkiye ile etnisite üzerinden yaşanan bir akrabalık ve Azerbaycan burada çok ilginç bir şekilde İsrail'in desteğini yanına alarak bir şekilde kendi ayakları üzerinde durup bu iki büyük bölge gücüne karşı bir anlamda bağımsız olabilmek istiyor. Genellikle Azerbaycan-Türkiye ilişkisinde bir şey yaklaşımı vardır; Türkiye ağabey, Azerbaycan küçük kardeş, bunu mesela çok fazla istemeyen bir Azerbaycan yönetimi olduğu kanısındayım.
Her halükârda ortada bir tırmanan kriz var ve krizin çözümü, nasıl çözülür bilmiyorum ama çözümü için Erdoğan'ın bir şekilde bu konuda bir şey söylemesini beklemek gerekecek. Erdoğan bir şey söylemediği müddetçe, ki çok zor onun için, böyle isimler vererek, yasaklar getirerek, medyada haberler çıkartarak, ki bunu daha çok Azerbaycan yapıyor, bu iş süreceğe benziyor ve öte yandan da Türkiye'deki birtakım başta İslamcılar olmak üzere Azerbaycan'a yönelik eleştirisi olan kişiler de seslerini çıkartmaya devam edecekler. Fakat şurası muhakkak, Karabağ'la ilgili savaş döneminde olan o tek millet iki devlet fotoğrafının çok ciddi bir şekilde aşındığını, yıprandığını ve daha da fazla yıpranma ihtimali olduğunu görüyoruz.
Evet, bugünün ithafı bir büyük şaire. Dün Müge kocaman bir ‘‘Dünya Şiirleri Antolojisi’’ mi ne, öyle bir kitapla başladı okumaya ve ilk başladığı şeyler tabii ki önce "Barbarları Beklerken"le başladı. Nasıl başlar? ‘‘Neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine?’’ diye başlar ve ‘‘Bugün barbarlar geliyormuş buraya’’ diye başlar ve sonunda barbarlar gelmez. Bu şiirin yazarı Kavafis, Konstantinos Kavafis, Yunan şair ama hayatı büyük ölçüde İskenderiye'de, Mısır'ın İskenderiye kenti ki doğduğu yer de orası. 1863'te doğmuş. Çok güzel bir şehirdir. Yıllar önce görmüştüm ve hayran kalmıştım. Zaten "İskenderiye Dörtlüsü"nden biliyordum ama gidince gördük ve Kavafis'e çok yakışan bir şehir olduğunu düşünüyorum. Bir müddet ailece küçük yaşta İngiltere, daha sonra tekrar İskenderiye, bir dönem 1882-85 arasında İstanbul'da yaşamış birisi ve şiiri, ilk kitabı 1904'te çıkmış. Geç bir yaşta çıkıyor yani 40’lı yaşlarında çıkıyor, 41 yaşında. Zaten kendisine ‘‘yaşlı şair’’, ‘‘yaşlılığın şairi’’ denmiş ve ondan sonra tek tük kitapları çıkıyor ama esas kitapları ve şiirleri o öldükten sonra, ölümü 1933, öldükten sonra yayınlanıyor. Kendisi göremiyor diyelim.
Bir başka şiiri "İthaka"dır, çok meşhurdur. İsmet Özel'in de buna göndermeli bir şiiri vardır. Şey diye başlar: "İthaka'ya doğru yola çıktığın zaman dile ki uzun sürsün yolculuğun." Ama bence en muazzamı "Şehir" ki Cevat Çapan'ın çevirdiği kitapların, şiirlerin başlığı da "Başka Bir Deniz Bulamazsın"dı galiba. Öyle toparlamışlardı. Bunu ilk okuduğumda cezaevindeydim, çok etkilenmiştim. "Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim dedin. Bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet" diye başlayıp "Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de. Başka bir şehir bulamazsın, bu şehir senin hep arkandan gelir" diyen bir büyük şair. Ve çok kişi çevirdi. Herkül Millas, ki geçen Muş askerlik anıları ile ilgili konuk etmiştik. Özdemir İnce'nin de çevirdiğini biliyorum ama benim okuduğum, zamanında okuduğum şiirlerin hepsini çeviren büyük şairimiz ve aynı zamanda çevirmen Cevat Çapan'dı. Cevat Bey'e buradan da bu vesileyle bir kere daha selam yollamış olayım. Kavafis'i tabii ki saygıyla anıyorum. Şiirleri yaşamaya devam ediyor.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
23.10.2026 Aykut Erdoğdu ile söyleşi: “CHP, Erdoğan’ı padişah ilan etmeye çalışan mekanizmanın aparatına dönüştü”
23.10.2026 Sahi Fatma Betül Sayan Kaya'ya ne oldu?
22.10.2026 Azerbaycan, Türkiye ile başörtüsü krizini niçin tırmandırıyor?
21.10.2026 Kandil'in gözü İmralı'da, İmralı'nın gözü Ankara’da
20.10.2026 Prof. Ahmet İnsel ile söyleşi: Fransa'da sokak hareketleri nasıl başladı, nasıl devam ediyor?
20.10.2026 İslamcı entelektüelin bir kayyum olarak portresi
19.10.2026 Hüseyin Kocabıyık ile söyleşi: İmamoğlu'nun savunmasının gösterdikleri
19.10.2026 Ekrem İmamoğlu'nun sesi duyuluyor mu?
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı